Tarihe Tanıklık Etmek

Tarihe Tanıklık Etmek

İnsanlar zaman zaman beğendiklerini veya beğenmedikleri olaylara şahit olduklarında veya olayları bizzat yaşadıklarında yanındakilere gerek hatırlatma gerekse de uyarı mahiyetinde “Tarihe tanıklık ediyoruz” şeklinde başlayan cümlelerle hitap etmeye başlarlar.

Başlangıçta ortalama bir deyimle ifade etmek gerekirse gerçekten hepimiz istemeden de olsa tarihe tanıklık ediyoruz.

Tarih illaki insanların hoşuna giden olaylarla yaşanmaz ve yazılmaz.

Genelde tarihi yazanlar başkadır, yazılan tarihi yaşayanlar ise daha başkaları olur.

Tarih denildiğinde hemen bazılarımız cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana yaşanan gelgitleri gündeme getirerek “Kültürüne sahip çıkmayan milletler başkalarının kölesi olmaya mahkûmdur.” Beylik cümlesiyle işe başlayarak Millet olarak çok büyük şeyler başardığımızı iddia ederler.

Ama millet olarak bizim çok büyük bir özelliğimiz olan ortaya konulan fikri derhal destekleme özelliğimiz ortaya çıkar ve teşhisi destekleme özelliğimizin karşılığı olarak “son yıllarda millet olarak kazanımlarımızı kaybediyor ve geri dönüşü olmayan tehlikeli yolda hızla kötü bir sona doğru gidiyoruz” düşüncesini ifade edenlerimiz ortaya çıkar.

Bu defa da Millet olarak bir fikir ortaya atıldığında veya savunduğunda karşı tarafta yer alma, fikri yok etme refleksimiz ortaya çıkar ve cumhuriyetin ilk yılları ile beraber tek parti yönetimi altında batıdan ithal edilen baskıcı laik rejim ile İslam’ın ve Müslümanın baskı altına alınması ile başlayan zulüm yılları hatırlatılır.

Türkiye’deki kültürel değişim ve sonrasında dayatılan küresel emperyalizmin ülkemizde bu dönemde kurulan darağaçlarında âlimlerin asılması ile Müslüman milletin İslam’dan uzak tutulması hatta yasaklanması yolu ile empoze edildiği iddiası da ifade ediliverir sözlere.

Kısaca ifade etmek gerekirse bir tarafımız sekülerse, diğer bir tarafımız her zaman muhafazakârdır.

Ama bizim muhafazakârımız dünyanın diğer ülkelerindeki muhafazakârlardan farklı olduğu gibi seküler olanlarımız da diğer memleketlerdeki seküler düşüncedeki insanlardan çok farklıdır.

Bir kısım vatandaşımızın seküler olması tepki olarak diğer bir kısım vatandaşımız muhafazakâr oluyor ama her iki tarafta çoğunlukla insanlar seküler olunca ne oluyor, muhafazakâr olunca ne oluyor şeklinde bir düşünce ayrımına girmiyorlar.

Bunu en açık biçimde din ve siyasi görüş konusunda görüyoruz.

Muhafazakârlar seküler olanları din dışı olmakla suçlarken, sekülerler muhafazakârları dini alet etmekle suçlamaktan geri durmazlar.

Ama seküler ve muhafazakâr ayrımı dine ve siyasete nasıl yansıdığı genellikle düşünülmez.

Çünkü muhafazakârlığın devamı olarak görülen başka fikirlerin olduğu ifade edildiği gibi seküler fikirlerin de devamı vardır denilir.

Seküler düşüncenin devamı mı yoksa başlangıcı mı olduğuna bir türlü karar verilemeyen modernite bu iddiada en başı çeken düşüncedir.

Çünkü modernitenin seküler iç politikanın dış politikadan asla ayrı düşünülmediği ve Türkiye'nin içine düşürüldüğü dini, ahlaki ve kültürel yozlaşmanın seküler moderniteden ayrı olmadığı düşüncesi hâkimdir.

Seküler kesimin muhafazakâr düşüncede olanlar içinde düşündükleri aşağı yukarı bundan farklı değildir.

Sözün en başına dönecek olursak dünya görüşlerimiz çok farklı olduğu halde olaylara ve çözümlere olan bakışımız problemleri çözmekte kullanacağımız teşhislerimizde neredeyse hiç fark yok çünkü kurguladığımız çok kapalı bir dünyamız var.

Bu durumun siyasetçi olmasak da siyasetimizin kapalılığından kaynaklandığı, hatta sekülerimizle muhafazakârımızla Türkiye’nin NATO üyesi olmasından kaynaklanan çözümlerimizin ayrı olmasının getireceği tehlikeleri göğüsleyemeyeceğimiz korkusundan kaynaklandığını düşünüyoruz.

Hâlbuki Türkiye'nin tarihsel çelişkilerinin sağcımızın da solcumuzun da yapacağı siyasi analizlerde böyle bir karşılığının olmaması gerekiyor.

Bu uzun girişten sonra burnumuzun dibinde devam eden haksız ve kirli bir savaşın tarafı ABD, İran ve işgalci siyonist yapılanmanın aylardır yaptık ettikleri bir şey yokken yani aralarında top çeviriyorlarken şimdi bir anda barış anlaşması imzalamaları ile bir kez daha tarihe tanıklık ettiğimiz iddiaları söz konusu olacak gibi görünüyor.

Söylenenleri ve söylenecekleri hatırlayacak olursak;

Tarihe tanıklık ediyoruz, çünkü İran, herkesi şaşırtacak şekilde Amerikan üslerini o kadar kapsamlı, o kadar büyük ölçekli ve o kadar kararlı bir biçimde yok etti.

Tarihe tanıklık ediyoruz, Çünkü ABD, Pearl Harbor hariç, tarihinde böyle bir yıkım yaşamadı.

Tarihe tanıklık ediyoruz, Çünkü ABD ve İsrail bu savaşı çoktan kaybetti. Belki milyonlarca sivili tek bir seferde öldürebilecek güçlü bombaları var ancak bu savaşı kazanamayacaklar.

FARKINDA MIYIZ?

Türkiye bu günlerde NATO ya girdiği zamandan bu yana hiç görülmemiş bir ölçüde kültürel ve ekonomik olarak istila ve işgal altındadır.

Kültürel yozlaşma ve ekonomik anlamdaki çıkmazlar için önlem almazsak bunun sonu askeri işgal hatta istilaya kadar gider düşüncesinde olanların tarihe tanıklık(!) etmelerini istemiyorsak, yaşayacağımız travmaya karşı kendimizi savunmak için bir kez daha “taşları bağladılar, köpekleri serbest bıraktılar" acizliğine düşmememiz gerekmektedir.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazarlar Haberleri