Anneanneme
Benim bir anneannem vardı,
Herkes sever kendinden olanı,
Ama benim anneannem bir başkaydı.
Güzel Behice derlermiş gençken,
Kalbin güzelliği vurmuş yüze.
Ağır ağır yürüyen, kibar, nazik,
O güzel yüz anlamlanmış acı ile.
Bir göz ki yüreğe dokunan,
Bir insan ki hâlden anlayan.
Borlu Mehmet derler dedeme.
Hasan Dağı'ndan uçan,
Yaralı bir kartal gibi
Gelmiş konmuş buraya.
Sadece bir ev değil yaptığı,
Bir yurt kurmak yeniden.
Çok çileler çekmiş biri,
Babalıyken yetim büyümüş,
Üvey ana eli ile sürülmüş.
Rabbim, "Çok eziyet çekti kulum." der gibi,
Göz aydınlığı olsun diye
Anneannemi göndermiş ona.
Ereğli'de dereler akardı o zaman,
Şehrin içinden geçerdi.
Bir şehir değil, sanki cennet bahçesi;
Küçük bir ev, derenin yanında,
Kendi küçük, içi geniş.
Bir terası var güller arasında,
Sanki İrem Bağı'ndan kalma.
Önünde rengârenk çiçekler,
Hepsine can veriyor elleri.
Sanki onun yüzünü görünce
Sevgiyle çiçek açıyor her biri.
Evin yanında bir bakkal dükkânı,
Bir tahta köprü ile hayata bağlanan.
Karşısında devlet hastanesi,
O zamanlar hemşire az.
Her doğumda çağırırlar, yetişir anneannem,
Ebelik yapar her birine.
Doğumdan sonra bir küçük tepsi,
Usulca gider hemen;
Sevaptır annelere ikram edilen.
Birçok anne unutmamış,
Anlatmışlar her yerde:
"İyilerden iyi bir hanım yaşıyor
O tahta köprünün ötesinde..."
Yatıp yüzükoyun köprüye,
Bakardım hızla geçen suya.
Gemi gibi giden yapraklar,
Dans eden yosunlar,
Ara ara parlayan balıklar...
Bir dünya var koşturan;
Köprü üstünde ise
Sanki dururdu zaman...
Çocuk hayalimde canlandı sonradan:
Bir yaşlı, parasız, gariban bir adam...
Bir şeyler almak istiyor hastasına,
Gidip gidip geri dönüyor çaresizce.
Birazdan anneannem elinde birkaç paket,
Yanaştı adama kibarca, getirdiklerini bırakıverdi eline.
Adam ödemek ister gibi mahcup,
Anneannem gözlerini yerde, başını sallıyor.
Sanki diyor: "Hiç canını sıkma, Sen yetiş hemen,
Ziyaret saati bitmeden."
Adamın yüzünde saklanamaz bir sevinç,
Hızla gidiyor hastasının yanına.
Anneannem "Az oldu." der gibi
Geri dönüyor yavaşça.
Bu yaşa geldim, hatırlamam
Gelip de boş döndüğümü.
Ya bir patik örmüştür,
Ya bahçesinden verilen köküyle
Bir hediye ki, çiçek açardı evimde.
Ereğli'ye doğru yola çıkınca
Heyecanlanırım Karacadağ'ın yanında.
Aydost görünür uzaktan,
Limanı gören bir gemi gibi
Hızlanırım birden.
Anneannem beni bekler.
Çay değil demlenen,
Ruhum ona rengini veren.
Ayrılırken verdi de yine bir hediye.
Yolda aklıma geldi:
Cebim para doluyken
Ben elim boş geldim.
Annem o yaşta
Beni boş göndermedi yine.
Kırk yaşına geldim,
"Adam olamadım." diye.
Hem araba kullandım hem ağladım.
Göstermemek için hâlimi çocuklarıma,
Sıktıkça kendimi,
Bir şeyler düğümlendi boğazıma.
O kadar tefsir okudum, ciltler dolusu kitap;
Demek ki adamlık
Öğrenilmiyormuş kitaptan.
"Anneanneme anne derdim,
"Annem de söylenirdi hemen:
"Benden çok seviyor." diye.
Şimdi yüzüne bakıp da huzur bulduğumuz,
Sesini duyunca mutlu olduğumuz,
Bize arkamızdan dua eden,
Görünce gözleri gülen,
Kalmadı artık hiç kimsemiz.
Mezarlık yolu oldu
Koşturup gittiğimiz yol.
Deresi kurudu evin, çiçekler soldu.
Cıvıldaşan kuşlar
Dağıldılar her bir yana.
Bahçenin yerinde bir hazan,
Ne tez bitti baharın ömrü.
Ondan geriye kalan,
Hatırasıyla ağlayan
Bir tahta köprü...
Anne... Annem... Sen gittin de
Sanki cenneti götürdün kendinle...