Konya Tarihi’nin yazarı İbrahim Hakkı Konyalı, Fatma Hatun’un annesi için yaptırması sebebiyle “Keykavus Kızı Türbesi” adını aldığını ifade ettiği türbenin 2. meşrutiyetin ilk yıllarında bir çöplük hâlinde olduğunu belirterek, “Rumî 1325’te Postnişin Vâhid Çelebi’nin mânevî yardımlarıyla bugünkü bina yapılmış ve mescid hâlinde ibadete açılmıştır. İçinde üç yatır vardır, fakat hiç birisinin kitabesi yoktur. Fatma Hatun’un vakfiyesinden burada vâlidesinin gömülü olduğunu kat’iyetle öğreniyoruz. Fakat vâlidesinin adı ve ölüm tarihi belli değil” diyor. Fatma Hatun’un ölünce kendisinin de buraya gömülmesini vasiyet ettiği vakfiyesinden anlaşıldığını, üçüncü yatırın ise hüviyetini gösteren bir vesikanın bulunmadığını kaydeden Konyalı, şöyle devam ediyor:
“Fatih, II. Bayezid, I. Selim, Kanuni ve III. Murad zamanlarında yapılan Konya tahrirlerinde Keykavus kızı Fatma Hatun’un dârülhuffaz’ının faaliyet hâlinde olduğunu görüyoruz. Fatih zamanında dârülhuffazı’ın mütevellisi; Fatma Hatun’un âzadlı köle çocuklarından Mehmed Çelebi, Bayezid zamanında da yine âzadlı çocuklarından Ahmed Çelebi ve Lütfi Çelebi idiler. Vakfiyeye göre dârülhuffaz’ın geliri dörde taksim edilmekte, bir rub’u (dörtte bir) mütevelliye, bir rub’u mektepte okuyan hafızlara ve türbenin kandilini yakana, mütebâkîsi de (geri kalan)Fatma Hatun’un âzaldı kölelerine ve bunların çocuklarına verilmektedir”
Türbe yapılan yerin birçok siyasî hadiseye karışarak entrikalar çeviren meşhur Selçuklu müneccimi Esirüddin’in evi olduğunu, emîr Celâleddin Karatayı’nın zamanında sandık içinde deveye yüklenip, Baycunuyu’na kaçırıldığını, ev ve bahçe sınırının Aligâv Tekkesi’ne kadar ulaştığını bildiren tarihçi Konyalı, Fatma Hatun’un vakfiye ile Konya, Antalya, Lârende (Karaman) ve İstanos’daki birçok köy, çiftlik, üzüm bağı, köşk ve evlerini bütün hakları ve gelirleriyle anasının türbesine, kendisinin ve anasının erkek ve kadın âzadlı bütün kölelerine vakfettiğini ekliyor. Konya’da vakfedilen yerler arasında Selver bağları başta olmak üzere ayrıca beş bağ ve bahçe, iki köşk, bir ev, Aksaray, Niğde, Lârende, Gurgurum, Antalya ve İstanos’ta onüç köy ile Seydişehir’de Armutlu çiftliği bulunuyor.
Vakfiyelerde bütün gelirler dörde bölünürken, bir bölüğü türbenin döşemesine, kandilleri, mumları, yağları ve mübarek gecelerde verilecek sadaka, imam, müezzin, temizliğe bakan kimsenin maaşları için ayrıldığı belirtiliyor. Bu arada, Fatma Hatun’un âzadlısı olan mütevelli Şüca-üd-din Uğurlu’ya maaş bağlandığı, Konya Vakıflar Müdürlüğü’nde bulunan altı numaralı defterin 106. sayfasında, 1915 senesinde mütevelli Cebeci zâde Ömer efendinin Şü ca-üd-din Uğurlu’nun neslinden olmadığı hâlde vakfa ihanet ettiği anlaşıldığı için Evkaf Müdürü Hacı Fahri beyin mütevelli tayin edildiği ve mahkeme neticesi Ömer efendinin mütevellilikten uzaklaştırıldığına yer veriliyor. Ecdadımızın nice ilim ve hayır müesseseleri yaptırarak, buralara vakfiyeler bıraktığına şâhit oluyoruz. Günümüzde de Vakıflar Müdürlüğü tarafından vakıfların işler hâlde tutularak, gelirlerinin yerli yerine kullanıldığı, onarımlarının yapıldığı, ayrıca mütevellilerin görevlerini sürdürdükleri görülüyor. Bir zamanlar Kapı ve Aziziye Camilerine vakfedilmiş 100’den fazla dükkân bulunuyordu. Özellikle çarşı içinde mâmur hâlde olmayan eski yapıların vakıf olduğu kolayca anlaşılıyor.
Süt Tekkesi adının nasıl yakıştırıldığı belirlenemeyen Keykâvus Kızı Türbesi ve bu mahalleye niçin “Ferhuniye” denildiğinin tesbit edilemediğine dikkat çeken İbrahim Hakkı Konyalı, konu ile ilgili olarak “Konya Tarihi” ne şu notu düşmüş bulunuyor:
“Yalnız bir arşiv kaydında ‘Ferhunde’ ibaresi Fatma Hatun’un bir vasfı veyahut başka bir adı gibi gösterilmiştir. Miladî 1584 yılında yapılan Konya yazımında ve miladî 1562 tarihli Konya şer’i sicilinde de bu mahallenin adı ‘Ferhuniye mahallesi’olarak geçmekte ve 21 erkek ve mükellef bulunduğu yazılmaktadır. Benim kanaatime göre ‘Ferhunde’ kelimesi avam ağzında ‘Fehuniyye’ olmuş bulunuyor”
Süt Tekkesi, ya da Keykavus Kızı Türbesi, geçtiğimiz yıllarda Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından onarıldı. Karşısındaki tarihî çeşmenin ise, birçok tarihî çeşme gibi suyu “Koski” tarafından kesilmiş bulunuyor.