Suriyeli dilenciler!

Recep Çınar

Belki hatırlarsınız…

Suriyeli mültecilerle alakalı 2 ya da 3 kez yazmıştım…

Yazılarımın bir bölümünde, kendimi onların yerine koymuş ve içerisinde bulundukları durumun zorluklarını anlatmıştım…

Bir bölümünde ise kendilerine kucak açan bir ülkeye ve ülke insanlarına verdikleri rahatsızlıklardan söz etmiştim…

“Suriyeliler konusu” başlıklı yazıma “İç savaştan kaçarak, ülkemize sığınan Suriyeliler, kendilerine kucaklayan Türkiye'de neden rahat durmazlar anlamak mümkün değil…

Kapılarını açan başka bir ülke, gidecekleri başka bir yer, çalacakları başka bir kapı olmamasına rağmen, kendilerine kucak açan bu ülkede huzur kaçırmanın manası ne?” diyerek başlamış, “Hümanist bir insanım, rengi, dili, kişiliği ve kimliği ne olursa olsun, insana olan bir sevgim, bir saygım var…

Bütün olumsuzluklara rağmen bu duygularımdan arınmamaya özen gösteriyorum…

Özellikle savaş mağduru bu insanlara bakışım şaşılaşmasın ve değişmesin diye kendimle mücadele ediyorum” diyerek devam etmiş ve “özellikle söylüyorum; ben bu insanlara karşı değilim…

Bunların geçici misafir değil, beraber yaşayacağımız insanlar, ama insan gibi insanlar olmasını istiyorum…

Devlet, vatandaşlıktan önce bu insanlara bu ülkede nasıl yaşayacaklarını ve nasıl yaşamaları gerektiğini, bir ilkokul çocuğuna anlatır gibi anlatmalı…

Evet…

Konya halkı Suriyelilere karşı bir tavır yapıyorsa suçu kimse Türk ve Konya halkında aramasın” diyerek yazımı noktalamıştım…

xxx

Aslında “Suriyeliler konusu” başlıklı yazımda Suriyeli mültecilerin Konya’ya ve Konyalılara yaşattıkları sıkıntıları en ince ayrıntısına kadar yazmıştım…

Çarşıda pazarda, sokakta caddede, otobüsde tramvayda resmen “Ali kıran baş kesen” olmuş hallerini ifade etmiştim...

Tabii ki yazdığımızla kaldık…

O da ayrı bir mesele.

xxx

“Suriyelilerle bir derdin mi var?” diye sorabilirsiniz…

Asla…

Allah kimseyi yersiz yurtsuz ve vatansız yapmasın…

Bundan birkaç yıl önce “misafir” diyorduk, artık onlar “evsahibi” oldular!

Ev sahibi gibi olunca, yaptıkları kötü bir iş nedeniyle uyardığımızda da, suratımıza çemkiriyor, işi kavgaya kadar götürüyorlar.

xxx

Bilenler bilir, hafta içi olsun, hafta sonu olsun, fırsat bulduğum zamanlar, kendimi “Türbeönü”ne atarım…

Kadınlar Pazarı, Bedesten, Aziziye Camii ve civarı beni hem dinlendirir, hem de dillendirir…

Çenem açılır...

Eski, ama eskimeyen arkadaşlarla buluşur, sohbet ederiz…

Benim için nimettir oralar…

Ancak…

Özellikle Sultan Selim Camiinin, şadırvanın bulunduğu alan, Suriyeli dilenci kadınlardan, kızlardan ve çocuklardan  geçilmiyor!

Hem yerli, hem de yabancı turistlere, deyim yerindeyse nefes aldırmıyorlar…

Elinizi cebinize attığınızı gördükleri anda, etrafınızı sarıyorlar…

Alana kadar da peşinizi de bırakmıyorlar…

Acayip bir şekilde rahatsız olmaya başladım…

Fotoğraflarını çektiğimi görünce, kırık türkçeleri ile nasıl çemkirdiklerine de böylece şahit oldum…

Yanımda birkaç kişi olmasa, büyük bir ihtimalle saldıracaklar…

Dilenmek iyi bir şey değil, belki de onlar da dilenmek istemez, belli ki mecburiyetten dileniyorlar...

Eyvallah…

Ama, dilenmenin bile bir adabı olur...

Bunlar, dilenci değil, soyguncu!

“Suriyeli misiniz?” diye sorunca da bozuluyorlar…

He valla…

Demem o ki, Konya’nın ve Konyalının imajına büyük zarar veren, bu insanlar “zapturapt” altına alınsın…

Yani, bir disiplin getirilsin bunlara…

Bugün “dilenci”, yarın “gaspçı” olarak karşımıza çıkarlarsa kimse şaşırmasın ya da şikayette bulunmasın!

Bunların yedikleri diğer naneleri yazmıyorum bile.