Şükür görmektir, duymaktır!

Halim Selvi

Kişi hem kendisine hem de başkasına ulaşan bir nimetten dolayı hamd eder. Şükür ise kişisel ve özel anlamlıdır; bireyin kendisine ulaşan nimetlere yapılan şükran ifadesidir ‘şükr’. Hamdin şükür ve övgüden/medih daha kapsamlı evrensel bir yönü vardır. Yaratıcının ihsanına karşı, yaratılanın kalbinin medih ve şükür duygularıyla dolması ve o ihsan sahibini tâzim etmesidir hamd. Aslında kalbe Allah sevgisini yerleştirdiğinin ifadesi, doldurulması, yerleştirilmesi, işittirilmesidir! Şükür, zenginliğin, nimetlerin süsüdür. Mümin varlıkta da yoklukta da Allah’a hamd eder: “Bizi bu nimete kavuşturan Allah’a hamdolsun. Allah bizi doğru yola iletmeseydi biz doğru yolu bulamazdık.” (A’râf,43) A.Nihat Asya’nın sözüne kulak verelim: ‘Su içen kuşu, her yudumda gagasını göklere kaldırarak Allah’a şükrederken gördüm.’ Bakıldığında ibret alınacak o kadar çok şey var ki! Bakmasını bilebilmek de bir nimet.

Şükür görmektir, duymaktır! Mihnet/ üzüntü, sıkıntı anında şükretmeyen, nimet anında da şükretmez. Efendim az şikâyet, çok şükür; bizi mutluluğa götürür. Allah’ı övmeye, O’na şükretmeye kalbini, dilini alıştır. İşte o vakit dünyayı görür, insanlığı duyarsın! Euzu-besmeleden hemen devamla hamdele ve salvele gelir. Dua ederken, namazda, yatarken kalkarken ama her durumda… Önemli bir işe başlarken de bitirirken de hamd etmek Müslümanın ahlaki bir özelliğidir. Peygamberimiz hoşuna giden bir şey gördüğünde, “Hamdolsun Allah’a ki yararlı şeyler O’nun nimetiyle tamamlanır” derdi. Hoşlanmadığı bir şey gördüğünde ise, “Her hâlükârda Allah’a hamd olsun” derdi. (İbn Mâce)

Ayette (Nahl 114) “Onun için siz Allâh’ın size verdiği rızıklardan helal ve hoş olarak yiyin. Yalnız Allâh’a ibadet ediyorsanız O’nun nimetlerine şükredin.”buyuruluyor. Peygamberimiz’in (s.a.v.) “İnsanlara şükretmeyen (hamdetmeyen), Allâh'a şükretmemiş (hamdetmemiş) olur” (Ebû Davûd ) buyurmuştur.

Kul “el-hamdu lillah” dediğinde var olan bir hakikati izhar etmiş olur ki, bu da yapılsın veya yapılmasın mutlak manada hamdin Allâh’a mahsus olması hususudur. Ey Müslüman! Allah’ı övmeye, O’na şükretmeye kalbini, dilini alıştır ki, sıkıntılı anında gönülde neşe ve ferah duy. Biz lütfu isteyelim kahrı değil; iyilik güzellik hayr isteyelim bela değil. Verilene sabır ve şükür imanımızda olsun. “Nârın da hoş¸ nûrun da hoş." anlayışı felsefeni oluştursun.. Çoğu zaman mutluluk, zenginlik, güzellik, sıhhat, yükselmek isteyip ona şükretmek isteriz ama, bunun neticesi böyle olmayabilir. İnsanın ‘nankör’ damarı tutabilir. Bu durum da kendisinde; zenginlik şükürsüzlük, sıhhat nankörlük, güzellik bencillik, yükselmek gurur getirebilir. Allah’ın lütfu yalnız verdikleri ile ölçülmez. Vermedikleri de verdiklerindendir. İhsan vermekle değil; aldıklarıyla vermedikleriyle de olabilir.

Anlamak için uğraş vermek lazım. Şükürden yana yoksun ve âciz kalmamak gerek. Kul her zaman ve koşulda,dünya ve ahiret için iyi olanı,iyiliği istemeli,seçmelidir.  “…Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver…” (Bakara Sûresi, 201). Çoğu zaman kullar başına gelenlere kapı açtıkları,bu duruma iten sebepleri seçtikleri ve ısrar ettikleri için içinde bulundukları hâllere dûçâr olurlar. “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın” (Bakara 195). Şükürsüzlük sonunda nankörlükte ısrar etmenin, insanın hüsranını arttırmaktan başka bir şeye yaramadığı gerçeğinden hareketle,yazımızı Nahl 112. Ayetin mealiyle bitirelim: “Allah size güven ve huzur içinde olan bir kasabayı misal verir: Her taraftan oraya bolca rızık geliyordu. Ama Allah'ın nimetlerine nankörlük ettiler; bu yüzden Allah onlara yaptıklarına karşılık açlık ve korku belasını tattırdı.”

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.