‘Söz’ün Tesiri, inandırıcılığı

Halim Selvi

Ele verir öğüdü, kendi kırar söğüdü’ atasözü ile ‘Ele verir talkını kendi yutar salkımı’ atasözü benzer bir durumdur. Burada da niyetler çok da iyi, halis değildir.

Ziya Paşa’nın ‘Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz, Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde’ (İnsanın aynası işidir, lâfa bakılmaz; bir kişinin aklının seviyesi, yaptığı işte görünür) sözü, ‘Lafla peynir gemisi yürümez’ atasözündeki anlama gönderi yapar. Kişinin aynası sadece söylediği sözden ibaret değildir. Önemli olan hareket ve tavırlardır; fiildir. Lâfa fazla itibar etmemek lazım. İnsanın özü ve sözü bir olmalıdır.

Mehmet Âkif Ersoy da Ziya Paşa’nınkine benzer bir ifade ile diyor ki:
İhtiyar amcanı dinler misin oğlum Nevruz?
Ne çok söyle, ne büyük söyle; yiğit işte gerek.
Lafı bol, karnı geniş soyları taklit etme.
Sözü sağlam, özü sağlam adam ol, ırkına çek.

Hâsılı tesirsiz kalan nasihatlerin, misallerin zemininden mi yoksa omurgasızlığından mı kaynaklandığını anlamak için kaynağa bakmak sanki en doğrusu. Peki ya kaynak doğrusu tartışılmaz ise bu anlaşılmaz çelişki neden kaynaklanmıştır acaba? O kaynağı yanlış mı aktarıyoruz? Yoksa Kaynak değil de biz mi yanlış yapıyoruz? Nerede hata yaptık, nerede yanlış davrandık.

İnsan, Yapamayacağı şeyleri yapma iddiasında bulunabilir, aklına her geleni söyleyebilir. Kimin ne olduğu önemli bir deneyimde anlaşılacaktır. Bu er geç işe dökülecek, ‘Ak koyun kara koyun geçit başında belli olur’ atasözünde olduğu gibi.

Başkasına verdiği öğüdü kendisi tutmayan, dahası tersini yapan bir birey inandırıcılığını yitirmiştir. Kimseye akıl vermeye ihtiyacımız yok. Doğrusu akleden bir dimağ için anlamak kabiliyeti verilmiştir. Yeter ki algı kanalları açık olsun. Ancak hayatımızda tatbik edilmeyen, uygulamadığımız şeyin söylenmemesi, bunun Allah katında büyük günah olduğunu bilmeliyiz. Söz ve davranış uyumu özellikle eğitim-öğretim hayatında prensip edinmemiz gereken durumlardandır. Saff Suresi 2 ve 3. Ayette “Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?  Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır” buyruluyor. Uygulanmayan, yaşantımızda yer etmeyen bir iyiliğin ya da kuralın başkasına teklif edilmesinin uygun bir davranış olmadığını, gerçek tesirinin ne kadar az olabileceğini bilmeli insan. Söz ve eylemleri arasında uyumsuzluk nasihatin ne kadar sığ ve geçersiz olabileceğinin işaretidir. Oysa söylenenle yapılan arasındaki tutarlılığa özen göstermek; “rol model” olmak, vazifemiz olmalıdır. Dikkat edilmesi gereken husus yapmayacağı, yapmadığı bir şeyi vaat etmek yanlış olduğu kadar, eylemlerimizle gerçekler uyuşan bir yapıda, doğrultuda olması gerekir.

Tarih boyu diğer kavimlerde olduğu gibi, toplumumuzda da iyilik ve güzellikler bilinmemekte değil, tatbik edilmemektedir. İyi bir iletişim zemini bulamayan günümüz insanı yaşadıkları değil yaşamadığı yavan gerçeği dile getirir olmuştur. Gerçekle uyuşmayan beyanda bulunmak gerçekleri bilmediğimizden değil bilakis ya işimize gelmemekte ya da gerçekler ağır gelmektedir. Bu dini bir vazife, bir tebliğ işi ise daha hassas olmalıyız!

Başkasının hata ve kusurunu düzeltmeye kalkışmaktan, başkasına tavsiyeler vermekle meşgul olmaktan ileri gitmeyen tebliğ anlayışı ne kadar doğru? Bunun yerine kendi hata ve kusurlarını sorgulayıp onlardan uzaklaşma gibi bir fiili gerçekleştirmek esas tebliğ başlangıcıdır. Böyle yaklaşım ve arayış içinde olan Müslüman rol model olabilir. Rabbimiz Bakara 44. ayette, “Sizler kitabı okuduğunuz halde insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?” buyurmaktadır. Bu bize bir ikazdır. Müslüman birisinin çözülmesi, samimi dindarlık hislerini kaybetmesiyle başlar.

Kendinizin yapmadığı şeyleri başkalarına söylememizin tesirinin etkisiz kalacağı aşikârdır. Kendi nasihatimize aykırı davranarak, kendi ilmimizi ve bilgimizi fiilen yalanlamak pozisyonuna düşmüş oluruz. Şurası esas beni endişelendiriyor: Hem çözüm üretememiş hem çözümsüzlüğün parçası olmuş olmak sakıncalı. İslam adına söylenen söz ve o sözü söyleyen kimselerin söz-fiil uyumsuzluğu var olan güzellikleri, iyi hasletleri, kendisine çağırdığımız idealleri “değersiz”leştirmekten öte bir işe yaramıyor.

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.