İstanbul’da yayınlanan bir gazete güneydeki turistik bir beldede düzenlenen festivalde yabancı erotik dans grubunun eşliğinde semâ gösterisi yapılması “Skandal” olarak yansıtılmış olduğunu okuyunca “Günaydın! Aklınız yeni mi başınıza geldi? Sonucun böyle olacağı belliydi” demekten kendimi alamadım. Çünkü; yıllardır uygun olmayan yerlerde sema yapılmaması için uyarıda bulunduğumu, “Neredeyse bir tek ilçe ve beldelerdeki panayırlarda gösterisi yaptırmadıkları kaldı” dediğimi bu sütunu okuyanlar hatırlayacaklar. Belki 10-15 defa “Yapmayın etmeyin, sırf para kazanmak için turistik otellerde, restoranlarda ve uygun olmayan mekânlarda sema düzenlemeyin. Bu muazzez mâneviyat önderinin ruhaniyetini muazzep etmeyiniz. Gönüller sultanı, bu yönteme baş vuranlardan hoşnut değildir. Bundan şüpheleri olmasın” diyerek tepki gösterdim. Fakat, semâ âyinini istismar edenler bildiklerini okurken, bu gidişe zemin hazırlayan yetkililer de kulak asmayıp, herhâlde turist çekmenin yollarından birisi olarak kabul ediyorlar.
“Gel, yine gel. İster Hıristiyan, ister Mecusi, ister putperest, yüz defa tövbeni bozmuş olsan da gel. Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir” diyerek herkesi Konya’ya çağıran Mevlânâ hazretlerinin tanıtılmaya ihtiyacı yok. Çünkü; dünyanın dört bir yanında tanınıyor, gönüller O’nun sevgisiyle dolu bulunuyor ve milyonlarca insan dergâhını ziyaretle huzur bulmak için can atıyor. Bu nedenle, turistlerin şehrimizde konaklamadıklarından söz edilen bir dönemde Mevlevîliğin alâmet-i fârikası olan semâ âyinini her önüne gelenin ayağına taşımamak gerekir. Mistik bir zikr-i cemil olan semâ, folklor düzeyine indirildiği takdirde olacağı budur. Hatırlanacağı gibi, bir süre önce sıradan bir sanatçı da sahnede semazen eşliğinde şarkı söylediği zamanda aynı uyarıyı yapmıştım. Ne yazık ki, Avrupa ve Amerika’da Mevlânâ denilince, “Uçan kelebekler” adı takılan semazenlerin gösterileri ön plânda hatırlanmaya başlandı. Oysa semâ âyini, Hz. Pîr’in vefatından sonra oğlu Sultan Veled tarafından vücuda getirilen “Mevlevî tarikatı” mensupları tarafından uygulanmaya başlandı.
Geride kalan yılda Konya semâ grubunun yurt içindeki gösterileri bir yana, yurt dışında 33 ülkede 105 semâ gösterisine katıldığı açıklandı. Oysa eskiden yılda ancak birkaç defa Almanya, Fransa ve ABD gibi ülkelerde sema gösterileri yapılıyordu. Gösteri yapılmayan ülkelerde ve şehirlerde gösteri yapılmış olsa neyse, fakat aradan geçen uzun yıllarda gösteriler âdeta turistik gezi hâlini aldı, daha önce gidilen yere her davet alındığında gidilmeye başlandı. Bu yüzden şehrimize gelen turist sayısı artacağı yerde, “Nasıl olsa davet ettiğimizde geliyorlar, bu kadar uzun yolu teperek Konya’ya gitmemize gerek yok” diyenler sebebiyle ziyaretçi sayısı yerinde saymaya, hatta azalmaya başladı.
Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna yakınlarındaki Konjic kentinde 1682 yılında Osmanlı Sultan’ı 4. Mehmet tarafından yaptırılan, ancak 2. Dünya Savaşı’nda 1945’te Almanlar yıktığı için Türk İş Birliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı tarafından onarılan “Konjic Köprüsü”nün açılışı Salı günü yapıldı. TRT’den naklen yayınlanan açılışa Konya Mevlevî Semâ grubu ile Ankara Büyükşehir Belediyesi Mehter takımı da katıldı. Devlet Bakanı Faruk Nafiz Özak ve Faruk Çelik ile TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin’in yanısıra 100’e yakın bürokratın hazır bulunduğu “Neretva Nehri”nin açılış töreninde renkli görüntüler yaşandı. Yüzlerce balonun ve bir daha savaş olmaması için beyaz güvercinin uçurulduğu törende semazenler, küçük balerinlerin eşliğinde gösteri yaptılar. Bu sırada töreni nakleden Şener Mete adlı spiker âdeta soluk almadan konuştuğu için töreni ekrandan seyreden insanlar icra edilen eserden bir şey anlayamazken, bir kısım Boşnakların da semâ seyretmek yerine tavla oynadığı görüldü.
Çoğunluğunu Boşnakların oluşturduğu halkın yüzde 75’inin Müslüman olduğu, Hırvat ile az sayıda Sırp’ın bulunduğu Konjic’teki 5 camiden akşam ezanı okunurken nehirde sandal ve lastik botlarla gezinti yapan kızlı erkekli gençler gitar eşliğinde şarkı, bir grup da ilâhî söyleyip, kıyıdaki kalabalık alkışla tempo tutunca ezan sesleri araya kaynayıp gitti. Folklor ekipleri mahallî oyunlardan örnekler verip, Yunan mitolojisindeki gibi beyaz kıyafetler giymiş olan kızlar Boşnakça şarkılar söyledi, bir yandan da fırlatılan rengârenk havai fişekler göz yüzünü aydınlattı. 8-10 yaşlarındaki balerinlerin Rapsodi eşliğinde gösterilerini sergilediğini, TRT’nin de görüntüleri büyük mutlulukla naklettiğini dile getiren spiker ise gördükleri karşısında duygularını “İnsan kendisini cennette gibi hissediyor” şeklinde ifade ediverdi.
Mehter Takımının; 10 Eylül 2007’de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de katıldığı törenle onarımı başlayan ve 2 yıldan az bir zamanda aslına uygun olarak yapılan köprünün üzerinde seslendirdiği “Ceddin deden, ceddin baban” marşı, Bosnalı bir erkek şarkıcının Barış Manço’nun “Gülpembe” şarkısına karıştığı sırada da yatsı ezanı okunmaya başlarken, törenin yayınına son verildi. Başka bir deyimle semâ, ezanlar ve mehter marşı, şarkı nağmeleri arasında âdeta kaybolup gitti.