Atasözleri "Adı üstünde" atalarımızın söylemiş olduğu sözlerdir. Bu sözler kimin tarafından ne zaman nasıl söylendiğini bilmeyiz fakat söylenmiş olan bu sözler tarih süzgecin içinden geçerek günümüze kadar gelmiştir. Bizden sonra da bu sözler yerli yerinde duracak ve söylenecektir.
Atasözlerimizden birisi de, “son pişmanlık fayda etmez"dir.
Demek oluyor ki bu söz de diğer sözler gibi.
Roman, hikaye, hatta bunun içine masalı da katalım yazarın kurgusu ile meydana gelmiştir. Yazarın düşüncesini kaleme alıp yazdığı olaylardır. Tarih ise böyle değildir. Yaşanmış olaylar kaleme alınır destanlaşır, şairler de duygu ve düşüncelerini şiirsel olarak kaleme alırlar.
Biyografik yazılar yani insan hayatını yazmak bir roman değildir bir tarihtir. İnsanın hayatını yazarken onun yaşamını, yaşadığı çağın gelenekleri göreneklerini de içine alıp satır aralarında o beldenin de kültürünü yazmış olursunuz.
Biyografik yazılara çok önem vermemiz gerektiğine inanarak insanlarımızın hayatını yazmayı çok severim. Gelecek kuşaklara o devrin canlı tanıklarını bırakmış oluyoruz.
Günümüzden 10 yıl önce bir büyüğümüzün biyografisini yazmak için kendisine teklifte bulundum o tarihlerde 70-80 yaşlarında idi bugün ise 88 yaşında olduğunu tahmin ediyorum. Yazdırmak istemedi "Hele bir dur" dedi. Biz de durduk hala da durmaktayız. Bu büyüğümüz bir gün bana şunu anlattı sizlerle paylaşmak istiyorum:
Babası kanser hastası imiş, İstanbul'da tedavi oluyormuş fakat doktorlar ümidi kesince Konya’ya hastanızı götürün demişler babasının yattığı odaya gelmiş ve Konya’ya gideceklerini gitmeden önce de İstanbul'da nereyi görmek istediğini sormuş aldığı cevap belki ilk bakışta çok enteresan gelir bizlere "Mazhar Osman'a götür beni" demiş eskiden İstanbul Bakırköy'de bulunun Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin ismi Mazhar Osman da bir doktor. Orada uzun yıllar başhekimlik görevi yaptığı için öyle anılırdı.
Gitmişler hastaneyi görünce ağlamaya başlamış oğlu sormuş babacığım niçin ağlıyorsun diye o da şu cevabı vermiş, "Oğlum bu binayı Sultan Abdulhamit Han yaptırdı ben de kendi ellerimde bu gördüğün kitabeyi buraya koydum" onun için ağlıyorum demiş.
Satır arasında neler yatmakta.
Evet o büyüğümüzün hayatını yazamadım.
Son pişmanlık fayda eder mi etmez mi siz düşünün.
Bir başka olay
Bundan üç yıl önceydi yine Konya’mızın büyüklerinden sanayici iş adamı birinden randevu talep ettim oda yarın saat: 14.00’de gel konuşalım dedi. Gittim uzun bir sohbetimiz oldu neler neler anlattı.
Sanat okulunu bitirdikten sonra Amerika’ya gitmek istediğini babasının izin vermediğini ve Amerika’ya gidemediğini söyledi konuşmamızın en ilgi çekici yönlerinden birisi de şöyle idi.
Türkiye’de yaşayan Rumları biz Yunanistan'a gönderdiğimiz mücadele yıllarında işyerlerindeki komşuları bir Rum da Yunanistan'a göç etmiş giderken de babasına bir bohça içinde bir şeyler getirip teslim etmiş ve "ben ya gelirim ya gelemem gelirsem bana verirsin gelemediğim zaman da selamımı gönderdiğim adama bu bohçayı ver” demiş ve Yunanistan'ın yolunu tutmuş, babası bohçayı almış kasaya kilitlemiş uzun çok uzun yıllar geçtikten sonra bir gün bir kişi gelmiş ve babasına falanca kişinin selamı var sizde bir bohça emaneti varmış onu bana verir misiniz isteğinde bulunmuş babası da kasayı açmış o güne kadar hiç mi hiç dokunmadığı bohçayı teslim etmiş..
Emanete hıyanetlik olmaz derler ya onun gibi bir şey emaneti gözü gibi korumuş ve hıyanetlik etmemiş.
İste bu büyüğümüzün hayatını yazacaktım o da olmadı, oğlu da yazıyor mu yazmıyor mu bilmem.
Son pişmanlık fayda eder mi etmez mi siz düşünün.
Geçenlerde İstanbul'dan bir dostumuz geldi. Kadim dostum ağabeyim Özgen Küçükkoner bir Cumartesi günü öğle yemeği verdi beni ve Rampalı Çarşı’da sahaflık yapan Muhammed Doğan'ı da çağırmış söz hep kitap kütüphane üzerinde idi. Sevgili dostumuz bir ara şunu, söyledi.
"Çok pişmanın son pişmanlık fayda etmiyor” dedi ve Prof. Dr. Faruk Sümer’e bir kitap yazmasını istediğini onun da para istemesi üzerine garipsediğini uzun uzun anlattı ben sözünün bitmesini beklerken biter bitmez Muhammet Doğan benden önce söze başladı ve "Faruk Sümer Hoca para istemiş olabilir o kendisine istememiştir” yanında çalıştıracağı ekibine istemiş olamaz mı diye bir soru sordu, fakat İstanbul’dan gelen sevgili dostumuz bir cevap veremedi yalnız sonradan pişman olduğunu söylemekle yetindi. Muhammet Doğan, “Peki sizin yörenin Şer'iye sicil defterlerini Temettü defterlerini bir ekip kurarak yeni yazıyla yayınlanması için ne, dersiniz" sorusuna arkadaşımız olur ben dernekteki arkadaşlarla bir görüşeyim dedi ve yanımızdan ayrıldı hala gidiyor.
Son pişmanlık fayda verir mi vermez mi siz düşünün.
Son pişmanlık fayda etmez, fayda etmez.
Atasözlerimizden birisi de, “son pişmanlık fayda etmez"dir.
Demek oluyor ki bu söz de diğer sözler gibi.
Roman, hikaye, hatta bunun içine masalı da katalım yazarın kurgusu ile meydana gelmiştir. Yazarın düşüncesini kaleme alıp yazdığı olaylardır. Tarih ise böyle değildir. Yaşanmış olaylar kaleme alınır destanlaşır, şairler de duygu ve düşüncelerini şiirsel olarak kaleme alırlar.
Biyografik yazılar yani insan hayatını yazmak bir roman değildir bir tarihtir. İnsanın hayatını yazarken onun yaşamını, yaşadığı çağın gelenekleri göreneklerini de içine alıp satır aralarında o beldenin de kültürünü yazmış olursunuz.
Biyografik yazılara çok önem vermemiz gerektiğine inanarak insanlarımızın hayatını yazmayı çok severim. Gelecek kuşaklara o devrin canlı tanıklarını bırakmış oluyoruz.
Günümüzden 10 yıl önce bir büyüğümüzün biyografisini yazmak için kendisine teklifte bulundum o tarihlerde 70-80 yaşlarında idi bugün ise 88 yaşında olduğunu tahmin ediyorum. Yazdırmak istemedi "Hele bir dur" dedi. Biz de durduk hala da durmaktayız. Bu büyüğümüz bir gün bana şunu anlattı sizlerle paylaşmak istiyorum:
Babası kanser hastası imiş, İstanbul'da tedavi oluyormuş fakat doktorlar ümidi kesince Konya’ya hastanızı götürün demişler babasının yattığı odaya gelmiş ve Konya’ya gideceklerini gitmeden önce de İstanbul'da nereyi görmek istediğini sormuş aldığı cevap belki ilk bakışta çok enteresan gelir bizlere "Mazhar Osman'a götür beni" demiş eskiden İstanbul Bakırköy'de bulunun Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin ismi Mazhar Osman da bir doktor. Orada uzun yıllar başhekimlik görevi yaptığı için öyle anılırdı.
Gitmişler hastaneyi görünce ağlamaya başlamış oğlu sormuş babacığım niçin ağlıyorsun diye o da şu cevabı vermiş, "Oğlum bu binayı Sultan Abdulhamit Han yaptırdı ben de kendi ellerimde bu gördüğün kitabeyi buraya koydum" onun için ağlıyorum demiş.
Satır arasında neler yatmakta.
Evet o büyüğümüzün hayatını yazamadım.
Son pişmanlık fayda eder mi etmez mi siz düşünün.
Bir başka olay
Bundan üç yıl önceydi yine Konya’mızın büyüklerinden sanayici iş adamı birinden randevu talep ettim oda yarın saat: 14.00’de gel konuşalım dedi. Gittim uzun bir sohbetimiz oldu neler neler anlattı.
Sanat okulunu bitirdikten sonra Amerika’ya gitmek istediğini babasının izin vermediğini ve Amerika’ya gidemediğini söyledi konuşmamızın en ilgi çekici yönlerinden birisi de şöyle idi.
Türkiye’de yaşayan Rumları biz Yunanistan'a gönderdiğimiz mücadele yıllarında işyerlerindeki komşuları bir Rum da Yunanistan'a göç etmiş giderken de babasına bir bohça içinde bir şeyler getirip teslim etmiş ve "ben ya gelirim ya gelemem gelirsem bana verirsin gelemediğim zaman da selamımı gönderdiğim adama bu bohçayı ver” demiş ve Yunanistan'ın yolunu tutmuş, babası bohçayı almış kasaya kilitlemiş uzun çok uzun yıllar geçtikten sonra bir gün bir kişi gelmiş ve babasına falanca kişinin selamı var sizde bir bohça emaneti varmış onu bana verir misiniz isteğinde bulunmuş babası da kasayı açmış o güne kadar hiç mi hiç dokunmadığı bohçayı teslim etmiş..
Emanete hıyanetlik olmaz derler ya onun gibi bir şey emaneti gözü gibi korumuş ve hıyanetlik etmemiş.
İste bu büyüğümüzün hayatını yazacaktım o da olmadı, oğlu da yazıyor mu yazmıyor mu bilmem.
Son pişmanlık fayda eder mi etmez mi siz düşünün.
Geçenlerde İstanbul'dan bir dostumuz geldi. Kadim dostum ağabeyim Özgen Küçükkoner bir Cumartesi günü öğle yemeği verdi beni ve Rampalı Çarşı’da sahaflık yapan Muhammed Doğan'ı da çağırmış söz hep kitap kütüphane üzerinde idi. Sevgili dostumuz bir ara şunu, söyledi.
"Çok pişmanın son pişmanlık fayda etmiyor” dedi ve Prof. Dr. Faruk Sümer’e bir kitap yazmasını istediğini onun da para istemesi üzerine garipsediğini uzun uzun anlattı ben sözünün bitmesini beklerken biter bitmez Muhammet Doğan benden önce söze başladı ve "Faruk Sümer Hoca para istemiş olabilir o kendisine istememiştir” yanında çalıştıracağı ekibine istemiş olamaz mı diye bir soru sordu, fakat İstanbul’dan gelen sevgili dostumuz bir cevap veremedi yalnız sonradan pişman olduğunu söylemekle yetindi. Muhammet Doğan, “Peki sizin yörenin Şer'iye sicil defterlerini Temettü defterlerini bir ekip kurarak yeni yazıyla yayınlanması için ne, dersiniz" sorusuna arkadaşımız olur ben dernekteki arkadaşlarla bir görüşeyim dedi ve yanımızdan ayrıldı hala gidiyor.
Son pişmanlık fayda verir mi vermez mi siz düşünün.
Son pişmanlık fayda etmez, fayda etmez.