Söğütlü Ananın Ruhu Yaşıyor mu?

.
Birinci Dünya Savaşı’nın bütün cephelerde devam ettiği yıllardı. Vatan topraklarımızın her tarafında barut kokusu vardı. Kan kokusu vardı. 1915 yılının sonbaharında, hava serin ve yağışlıydı. Ak saçlı, beli bükülmüş, eli öpülesi bir Türk anası, Bilecik İstasyonundan Söğüt’ün Akgünlü Köyünden, Mehmet oğlu Hüseyin lakaplı oğlunu cepheye uğurlarken şunları söylüyordu:
“-Hüseyinim! Yiğit oğlum benim! Dayın Şıpka’da, baban Dömeke’de, ağabeylerin Çanakkale’de şehit düştüler. Bak, son yongam sensin. Eğer minarede ezan sesi kesilecekse, bayrak inecekse, camilerin kandilleri sönecekse, sütüm sana haram olsun! Öl de köye dönme! Yolun Şıpka’ya uğrarsa, dayının ruhuna bir Fatiha okumayı unutma! Haydi oğul! Allah yolunu açık etsin!”
Bu sözler karşısında hangi Türk evladı eğilmez, bükülmez, gözleri yaşarmaz? Tüyleri diken diken olmaz?
İşte bu toprakları “vatan” yapan bu Türk analarıdır. Bu analar sayesinde, bu millet “tamam bitti” denildiği anda, yeniden ayağa kalktı! Kastamonu Nasrullah Camii’nde, Milli Mücadelenin kıvılcımları yakan Mehmet Akifleri bu analar yetiştirdi.
Bu topraklar; vatan için kendisinden ve yavrusundan vazgeçmeyi göze almışların diyarıdır.
Çoğu zaman merak etmişimdir! Ana yüreğini, baba yüreğini dağlayan, düştüğü yeri yakan “ateş” nasıl bir ateştir? Feryat figan içinde, o gözlere dünyalıklar nasıl görünür? Tekbir sesleri ile davul zurnayla, al bayrağa sarılı Mehmed, askere uğurlamak, o gencecik delikanlının “şehit” haberini almak, kim bilir kaç tane gözün pınarlarını kurutmuştur?
Elbette ki “şehitlik” çok yüce bir makamdır. Ama şehidin kanını vatan toprağına döken, düşman mermisinin hain elini, “vatan topraklarında” bayram yaparken görmek, canlı canlı izlemek nasıl bir duygudur?
Bu vatan topraklarında yaşayan, bu toprakları “vatan” yapan Ahmed’lerin, Mehmed’lerin emanetçileri olarak, emperyalist güçlerin insanımızı ayrıştırma projelerini acı acı izlemek nasıl bir duygu? Tarihte yaşanan, sayamadığımız kadar olayları düşünmek nasıl bir duygu?
Söğütlü Türk anasının, oğlunu cepheye gönderirken yaşadığı duygu, Türk anasından almak için verilen amansız mücadeleye şahit olmak, “şehitlik” değerini ayaklar almak için izlenen stratejiyi bilmek, bu strateji karşısında karşı hamle atamamak, bu yükün altında ezilmek, nasıl bir duygu?
Bölücü mihraklarla mücadeleye adanan bir hayatın ardından; aynı bölücü mihrak temsilcilerinin alkışlar, zafer kazanmış asker edasıyla, kan akıttıkları topraklara girmelerine şahit olmak, ne hazin bir manzara?
Daha da hazin olanı, gazilerin madalyaları iade etmek için âdeta sıraya girmelerini, televizyon kanallarından canlı canlı izlemek nasıl bir duygu?
Bir devletin mahremiyetinin bu kadar dejenere olmasını bilmek, devlet için olması gereken inanç ve bağlılığın bir daha nasıl sağlanacağına kafa yorarken, soruya cevap verememek nasıl bir duygu?
1915’lerde Söğütlü ana devletine güveniyordu! 2009’lardaki şehit anasının, devleti yıkmaya çalışanları, emperyalist güçlerin maşalığına soyunanları, devletin kucaklamaya çalışmasına rağmen; “benim liderim Apo emretti, geldim teslim oldum, devlete kurşun sıkmaktan pişman değilim!” hainliği karşısında, müsamaha gösteren devlet anlayışına güvenmediğini görmek, bu duygular altında ezilmek nasıl bir duygu?
Sözün kısası sevgili dostlar, ruhlarda bunalım büyük! Derin bir anlam kayması yaşıyoruz! Bizi birbirimizle kaynaştıran değerlerimizi yok etmeyi, çok az olan ayrılıklarımızı öne çıkarmayı başardılar. Tekrar başa dönülür mü bilmem ama ruhumuzdaki bunalımı kısa sürede tedavi edemeyeceğimizi çok iyi biliyorum!
Sahiden Söğütlü ananın ruhunun halen yaşadığını kaç kişi söyleyebilir? İşte bu cevap ürkütüyor beni!..

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazarlar Haberleri