Randevu saatinden 30 dakika önce hastanede olmam için uyarmıştı telefonu kapatırken sekreter kız. Tamam diyebilmiştim. Emre uydum ve işte hastanedeyim. Hastane koridorları tuhaf gelmiştir küçüklüğümden beri. Tedirgin bakışlar ile mutlu bakışlar birbirine karışıyordu buralarda. Kendisinden kötü olanları görmek kimileri için mutluluk verici olabiliyordu. Gerçekler dualara yenik düşüyordu. Dört duvar içinde beyaz önlüklülerin bulunduğu odaya girip çıkma merasimi sürekli tekrar ediliyordu. Küçük bir çocuklar göz göze gelmiştim. Nesi vardı soramadım. O hastaysa ben çoktan ölmüştüm. Hayatımda gördüğüm en ışıltılı gözler bu çocuktaydı. Etrafa gülücükler saçıyordu. Bilmiyor belki diye düşündüm. Böylesi daha iyiydi sanki. Öleceğini öleceği saniye anlamalı insan. Anlık olmalı ölüm. Aniden ve acısız. Benim sıram geldi. Ölmeye gidiyorum.
Merhaba, doktor bey. Nasılsınız? Sağolun teşekkürler ben de iyiyim. İyiysen niye geldin bana deme hakkına sahipsiniz ama demeyin lütfen. Geldim işte. Nasıl diyeceğimi bilmiyorum ama bu şikâyetimi size iletmem gerekiyor. Belki inanmayacaksınız bana, psikiyatri servisine yönlendireceksiniz. İsminizin karşısında “kalp cerrahı” yazıyordu o yüzden size geldim. Çaresini bulamadım. Bir bilene sormalıyım diye düşündüm. Size geldim. Belki sona geldim, belki yeni bir başlangıca. Kalbim acıyor doktor bey. Ne yapabiliriz?
Tamam, tamam sakinim. Oturabilir miyim şöyle? Sağolun. Anlatmamı mı istiyorsunuz her şeyi en baştan? Vaktiniz var mı? Tamam, o zaman anlatıyorum. Sevdim doktor bey. Bu kadarı yeterli sanırım. Karşılık beklemeden sevdim. Hayaller kurdum. Olmayacak şeyler işte. Bir kitabın sayfasında buluştum onunla. Dize içtik kana kana. Ayak basılmamış şehirler icat ettim. Onunla gezdim şehrin boş sokaklarında. Sevmişsinizdir işte siz de. Anlarsınız beni. Boş boş bakmayın ne olur. Her gece onun hayali ile yatıp onun hayali ile gözlerinizi açmadınız mı? Her an onunla olma isteği sizde de olmadı mı? Hah işte yaşamışsınız nasıl çözdünüz peki bu sorunu? Ne evlendiniz mi? Onu mu tavsiye ediyorsunuz bana? Hayır, doktor bey. Siz çabuk vazgeçmişsiniz. Besbelli işte nerden anladın demeyin boşuna.
Sevmek kavuşunca biter, bize böyle öğrettiler. Bitmedi mi sizin? İstisnalardan mısınız yani? Peki, size bir şey soracağım; hiç sevdiğinize bir iki dize yazdınız mı? Yazamaz mısınız? Yazanlar nasıl yazmış? Onlar yazmış nasıl olsa ben kopyala yapıştır yaparım diyorsunuz yani. Peki, en son ne zaman iltifat ettiniz sevdiğinize? Hatırlamak bu kadar zor mu? Bitmiş sizin aşkınız doktor bey. İşte bu yüzden kavuşmak aşkı bitirir. Uğruna savaşacağı bir şeyi olmayanların kalbi katılaşır ve her şeyi normal görmeye başlarlar. Sizin de çok normal giden bir ilişkiniz var değil mi? Kötü sona doğru normal seyirde giden bir ilişki belki de. Bunu başarmak sizin elinizde. Durun, durun kızmayın bana. Gerçekleri duymak rahatsız etti sizi biliyorum. Şimdi sıra benim gerçeklerimde.
Sizi dinliyorum doktor bey. Ne yapacağım ben bu kalbimdeki ağrıyla? Kesip alamıyor muyuz ağrıyan tarafı? Bir de konuşuyor benim kalbim doktor bey. Sizinki de konuşur mu onu görünce? Görmesine bile gerek yok hatta ismini duyunca bile yerinden fırlıyor. İsyan etmeye başlıyor. Ameliyat olmaz mı diyorsunuz şimdi? İlaçla tedavi olamaz mıyım? Ayakta? Yok mu çaresi? Unut demek kadar kolay olsaydı unutmak size gelmezdim. Bizim bakkal bile söyledi bunu. Elinizden bir şey gelmiyor mu? Peki, doktor bey peki. Sizden de umudu kestik. Başka kapımız kalmadı ki. Alışacağız mecburen. Siz de kendinize iyi bakın. Tamam, arada gelirim.
Böyle olmadı. Diyemedim hiçbirini.
“Merhaba, doktor bey. Nasılsınız? Sağolun teşekkürler ben de iyiyim. Geceleri kalktığımda nefes darlığı çekiyorum. Yorgunluk ve halsizliğim had safhada. Kalbim… Kalbim de ağrıyor bazen. Neyim var benim?”