Bazıları can attığı hâlde ben siyasete bir türlü ısınamadım, daha doğrusu teklif aldığım hâlde hiçbir zaman sevemediğim için ilgi de duymadım. Buna rağmen her seçimde oyumu kullanarak vatandaşlık görevimi eksiksiz yerine getirdim. Siyasete niçin ilgi duymadığıma gelince: Gazetecilikte 55. yılımı ikmâl etmekte olduğum şu günlerde mesleğimi siyaset için araç olarak kullanmayı düşünmediğim gibi, politikaya meylim ve yeteneğim olmadığı görüşü her defasında ağır bastı. Zâten, siyaset uğruna harcayacak kadar çok param da olmadı.
1979’da emekliye ayrıldığım için vaktim siyasete atılmaya da müsaitti. Üstelik 1980 darbesi sonrası ihtilâl konseyinin 1983 seçimlerine katılmaları için kurulmalarına izin verdiği emekli Orgnl. Turgut Sunalp’ın Milliyetçi Demokrasi Partisi ile Turgut Özal’ın Anavatan partilerinden listelerde seçilme garantisi olan sıraları vermek üzere teklifler de almıştım. O günlerin siyasî şartlarına göre iktidara gelmesine kesin gözüyle bakılan Sunalp’ın partisinin listeleri için problem bahis konusu değildi. Ancak, demokratik yönteme uyabilmek amacıyla seçime katılmasına vize verilen Anavatan Partisi listesindeki isimler âdeta ince elekten geçirilip, bazı illerin listeleri tümden veto ediliyordu. Partinin kurucuları arasında yer alan 1980 darbesi sırasında Konya Belediye Başkanı olan Mehmet Keçeciler başta olmak üzere, ilk liste konsey tarafından reddedilmiş, bu sebeple ikinci bir listenin hazırlanması zorunlu hâle gelmişti.
Bu sırada Anavatan’ın Konya’da kurucuları arasında yer alan merhum İsmail Çapar, adayı olmam için teklifte bulunmuştu. Daha doğrusu ilk listeyi veto eden konseyin ne yapacağı belli olmadığını düşünen birçok kimse listeye girmeye çekiniyor, bu yüzden aday bulmak kolay olmuyordu. Bir gün Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Rıdvan Bülbül telefonla arayıp, Sunalp’ın partisinin listesinde 4. sırada yer vermek için bir gazeteci aradıklarını, kendisinin de beni teklif ettiğini bildirerek, fikrimi sormuştu. Yazının başında izah ettiğim gibi, siyasete ilgi duymadığımı, daha doğrusu sevmediğimi bildirerek 2 teklifi de kabul etmemiştim. Ne bileyim siyasetle uğraşma fikri bana cazip gelmemişti. Belki de 1960 ve 1980 darbelerini görmüş olmak ve bu arada ordu üst kademesinin iktidarlara birkaç defa muhtıra vermesi siyasetin matah bir şey olmadığı düşüncesinin ağır basmış olması bunda etkili olmuştu. Çünkü, ülkenin güvencesi olduklarını düşünen askerler serbestçe siyaset yapılmasına hiçbir zaman imkân vermedi. Ayrıca, vatandaşın Meclise temsilci olarak gönderdiği milletvekillerinin lider sultasından günümüzde bile kurtulamadıkları bir gerçekti. Nitekim, demokrasiye geçişin başlangıcı kabul edilen 1946 seçimlerinden beri bu konuda istenilen düzeye gelinebilmiş değil.
Nedense bazı gizli güçler Türk siyasetine ellerini fazla sokuyor, istemedikleri iktidarları devirmeyi becerebiliyorlar. 10 yıl süren Demokrat Parti, Adalet ve Anavatan partileri ile Refah-Yol iktidarında bunun örnekleri görüldü. Şimdi de Akparti iktidarının alaşağı edilmesi için sinsi sinsi girişimler var. Erkan Mumcu-Mehmet Ağar ortaklığından sonuç alamayanlar, DP’nin başına 84’lük Demirel’den icazetli 80’ine merdiven dayayan Cindoruk’u geçirdikten sonra, Anavatan ile DP’yi birleştirmek için yeni bir girişim başlattılar. İstiyorlar ki, bu birleşme DP’nin çatısı altında ve Cindoruk başkanlığında gerçekleşsin. Ancak, Anavatan buna yanaşmadığı için iktidarı hayâl edenlerin hevesi kursaklarında kalmaya mahkûm görünüyor. Siyaset öyle bir tutku olmalı ki, bir zamanlar seçim meydanlarında “Bir elinde bayrak, bir elinde Kur’an, geliyor nurlu Süleyman” sloganlarıyla iktidar koltuğuna oturtulan Demirel’in bile bu yaşta içindeki heves yeniden kıpırdandığını göre bu çabanın altında başka niyetin yattığı ihtimâli kuvvetli. Demek ki iktidarın ayağına çelme takmak, ülke huzurunun bozulmasını isteyenler var. Yoksa, âhir vaktinde başına geçirildiği DP’nin tavan ve tabanından tepki gören Cindoruk, Şemsiye Partisi denemesi fiyasko ile sonuçlandığı hâlde niçin siyasete soyunmaya kalkışmış olsun.
Dükkâna bekçi konulan maymun hikâyesinde olduğu gibi, bu millet artık gözünü açtı. Baksanıza 14 Mayıs 1950’den bugüne kadar geçen 59 yılda vatandaş nasıl CHP’yi tek başına iktidar yapmadıysa, daha önce denediği Demirel, Cindoruk, Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller’e de bir daha koltuğu teslim etmez. Seçilenler, bakanlık koltuğunda oturanlar, oy rekoru kırdığını filân öne sürenler sakın ola ki kerâmeti kendilerinde görmesinler. 7 yıldır ülkemizde Recep Tayyip Erdoğan rüzgârı esmeye devam ediyor. Hiçbir mü’min için temenni etmem, ancak Allah korusun, Turgut Özal’da olduğu gibi, birkaç suikast girişimi ortaya çıkarıldığı ileri sürülen Erdoğan’a bir hâl olursa, ortada Ak Parti diye bir şey kalmaz. Buna rağmen ezelî muhalif Baykal boşuna heveslenmesin, çünkü o da benim gibi 72 yaşına girdi. Bu yaştan sonra belki bir dönem daha başta kalır, ondan sonra da ancak jübilesini yapar.