Siyaset oyuncuları

Süleyman Küçük

Bizim ülkemizde herkesin kendine göre bir siyaset tarifi vardır. 

Kimileri siyaseti bir satranç tahtasına benzer ve gerektiğinde kemdi ikbali için piyonları hatta filleri bile gözden çıkarır. 

Kimileri siyaseti bir bilardo masasına benzetir ve hedeflediği topu vurup zafer elde edebilmek için önce diğer topları vurur, hatta muhatabı için en zor varyasyonları denk getirebilmek için yapmayacağı şey yoktur. 

Kimileri kendisini siyaset yapmaya yetkili tek şahıs olarak görür ve hatta toplum için kendisinin ilahi bir lütuf olduğuna inanarak türlü iddialarda bulunur. 

Daha bir başkası ise bu milleti sadece kendisinin aydınlığa çıkaracağını düşünür ve kendisi olmazsa milletinde olmayacağı gibi yanlış düşüncelere kapılır. 

Siyaseti  ister satranç tahtası olarak görün ister bilardo masası olarak kabul edin yapacağınız her hamle diğer unsurları etkileyecektir. 

Satrançta verdiğiniz her piyon arkasında saklanan bir başka taşı ortaya çıkaracaktır. 

Bilardoda ise bilerek veya bilmeyerek vurduğunuz her topun sizin topunuzdan önce hedeflediğiniz topu vurma ihtimali vardır. 

Gerçek hayatta ise toplumsal hareketler kitaplarda yazıldığı gibi veya satranç tahtasında ya da bilardo masasındaki gibi gerçekleşmez. 

Anayasa referandumu için siyaset meydanında söylenen sözlerin hedeflediğiniz kitleyi tam aksi bir yönde etkileyeceği gibi. 

Veya evet oylarının artması için yazılan bir gazete yazsısı ya da televizyon konuşmasının hayır oylarında artışa etki edeceği gibi. 

Bunun tersi de mümkün.  

Muhalefet temsilcilerinin söyleyecekleri yanlış bir kelimenin iktidar partisinin elini kuvvetlendireceği gibi. 

Anayasa referandumunda propaganda için sahaya inen siyasetçiler bu anlamda tam manasıyla zorlu bir satranç veya bilardo oyunu oynamaktadırlar. 

Referandumda milletin onayına sunulan anayasa değişikliğinde öncelikli hedefin Cumhurbaşkanı olduğuna inanmıyoruz. 

Hatta bazı aklı bir karış havada şaşkın kişilerin ifadelerine bakılırsa bu değişikliğin hilafet ya da baş yücelik olarak adlandırılan bir sistemin ilk adımı olduğuna da inanmıyoruz. 

 

Çünkü bu değişiklik Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan daha sonraki yani çok daha ileriki yılları düşünerek yapılan bir değişiklikmiş gibi geliyor. 

Yani değişikliğin hedefi bu günkü Türkiye değildir. 

Yani 2019 da yapılacak olan genel seçimler değildir. 

Sanki daha ileriki yılarda sanayileşerek gelişecek ve büyüye, İslam Ülkelerine lider ülke olacağı söylenen Türkiye’nin önünü kesmek için yapılan bir dış darbe gibi geliyor. 

Bakmayın siz ABD ve AB nin görünüşte başkanlık sistemine karşı gibi durduklarına. 

İslam’a ve hilafete sözde karşı olan bu ülkeler yerli işbirlikçileri vasıtasıyla bu ülkedeki siyasetçileri her zaman iktidarda oldukları dönemde vurup düşürdüler. 

Genel seçimde olmazsa yerel seçimlerde kendilerine yer aramak için bu günlerde sahada olanlara gelince: 

Konya Belediyelerin hepsinin hala bir kurumsal kapasite problemleri vardır.  

Büyükşehir’iyle ve ilçesiyle belediyelerin örnek belediye falan olduk dediklerine bakmayın. 

Konya hâlâ gelişmekte geri kalmış bir şehirdir.  

Konya Belediyelerinin en alt kademesinden en üst kademesine kadar kara organlarında yer alan idarecileri de, 19. Yüzyıldan kalan bürokratik kişisel takıntıları ile meşgul olmaktadırlar. 

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.