Şimşeklerin kaleminden, Midhat Bahârî

.
Selçuk Üniversitesi öğretim üyesi, Mevlâna Araştırmaları Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Nuri Şimşekler, Kasımpaşa Mevlevîhânesi Mesnevîhânı Midhat Bahârî Beytur’un Prof. Dr. Feridun Nâfiz Uzluk’a yazdığı mektupları bir kitapta toplamış bulunuyor. Şimşekler; Beytur’un 16 Haziran 1926-25 Nisan 1956 arasında 30 yıllık sürede Mevlâna soyundan gelen Prof. Uzluk’a gönderdiği 77 mektubunda 1925 yılında çıkarılan “Tekke ve zâviyelerle ilgili Kanun” un öncesi ve sonrasında Mevlevîhânelerin ve Mevlevîlerin hâlet-i ruhiyesini yansıttığını belirterek, şunları eklemiş:
“İlk kez burada yayınlanan bu mektuplar sâyesinde geleneksel Mevlevî kültürünün son dönemleri ile Konya’da kutlanmaya başlanan Şeb-i Arûs törenlerine, şahıslar aracılığıyla, özellikle Maarif eski Bakanı Mevlevî Hasan Âli’nin desteğiyle devlet eliyle yayınlanmaya başlanan Mevlâna eserlerinin çevirilerine birinci ağızdan şahit olunacak. Midhat Bahârî Beytur’un mektupları; tanınmış Mevlevî şahsiyetlerin yaptıkları çalışmalar, bunların seyri; Tahirü’l-Mevlevî’nin, Ahmet Remzi Dede’nin, Diyamendi’nin, Veled Çelebi’nin, M. Nuri Gençosman’ın, Abdülbaki Gölpınarlı’nın, Nicholson’un, Celâl Humâî’nin eserleri; Bahâriye Mevlevîhânesi ve tabiî ki Feridun Nâfiz Uzluk ve İstanbul’daki Mevlevîlik ortamının yansıtılması bakımından da önem taşımaktadır”
Dr. Şimşekler, Pîr aşkına “Hatıralar Kitaplığı” na dâhil ettiği kitabında şimdiye kadar yazılmış Midhat Bahârî biyografilerinde yer almayan ve dostlarının dilinden aktarılan hatıralara da yer vererek, Bahârî’nin hayatı ve iç dünyasını daha iyi yansıtmaya çalıştığını, ulaşabildiği kadarıyla arşivlerden ve dostlarının albümlerinden bazı resimlere yer verdiğini belirterek “Eserin, Mevlevîliğin geçiş dönemindeki durumu ve konumu ile ilgili yapılacak çalışmalara ışık tutacağını, böylece Midhat Bahârî Beytur’un anısının yaşatılmasına katkıda bulunacağını ümit ediyorum” diyor.
Başarılı bir çalışma sonucu meydana getirilen emek mahsulü kitabında Midhat Bahârî Beytur’un kendi kaleminden özgeçmişi, tahsil hayatı, eserleri, edebî şahsiyeti, mektuplarını gönderdiği Prof. Dr. Feridun Nâfiz Uzluk’un biyografisi ve Midhat Bahârî Beytur’a yazdığı bir mektup ile mektupların içeriği hakkında değerlendirmelerin yanısıra, “Hz. Pîr aşkına” diye imzaladığı kitabında, Merhaba Gazetesi’nde 18 Aralık 2008’de yayınlanan köşe yazımdan yaptığı Midhat Bahârî Beytur’la ilgili alıntıya da yer verme lûtfunda bulunduğu için Sayın Şimşekler’e teşekkür ediyorum.
1960’lı yıllarda şehrimizde Atatürk Spor Salonu’nda yapılan Mevlâna’yı Anma Törenleri’nde Postnişinlik yapan ve 1879’da İstanbul Eyüb semtindeki Taşlıburun Sa’diye Dergâhı’nda dünyaya gelip, 11 Temmuz 1971 tarihinde 92 yaşında İstanbul’da vefat ederek, Sahrâ-yı Cedîd mezarlığı’na defnedilen Beytur’la ilgili olarak şu bilgi veriliyor:
Babasını küçük yaşta kaybetti. İlk ve orta eğitimini Eyüp Sultan’da Dâru’l-Feyz-i Hamidî ve Eyüp Askeri Rüşdiyesi’nde, lise tahsilini Bitlis’te görevli bulunan ağabeyi İsmail Zihnî beyin yanında Bitlis İdadîsi’nde tamamladı. İlk dinî bilgilerini dedesinden, Farsça’yı diğer ağabeyi Mustafa Rafet efendiden ve Bahâriye Mevlevîhânesi şeyhi Fahreddin Dede efendiden, Arapça’yı Beyazıt ders-i âmlarından ve Dâarü’l-fünûn müderrislerinden Hüseyin Avni efendiden öğrendi. Kayınpederi Mehmet Saîd efendiden Arap edebiyatı tahsil ederek, ilmine hayran olduğu Fahreddin Dede’nin yanında Mevlevî usûl  ve âdâbına uygun olarak Bahâriye Mevlevîhânesi’nde çile çıkarıp, semâzen oldu. 1924 yılında gittiği Ankara’da Konya Dergâhı çelebi efendisi Abdülhalîm Çelebi ile Ankara Mevlevîhânesi’nde bir sohbet sırasında Abdülhâlim Çelebi, başındaki destarlı (sarıklı) sikkeyi (Mevlevî dervişlerin giydiği keçe külâh) çıkarıp, sözlerinden etkilendiği Midhat Bahârî’ye giydirdi. Bu olay, Konya “Makam çelebisi” nin yaptığı son şeyhlik tâyini olduğu için Midhat Bahârî, Mevlevîler arasında son Mevlevî Şeyhi olarak tanınarak saygı gördü.
Mevlevîlikle bağını hayatının sonuna kadar sürdürerek Mevlevî neşvesiyle yaşayıp, bir şiirinde aşkını “Ey Bahârî, feyz-i Mevlâna ile yoktur hazân/Sen bahâristan-ı sevdasın, derûnun lâlezar” diyerek dile getiren ve Hz. Pîr’in hâli ile hâllenen Midhat Bahârî için kıymetli bir eser ortaya koyan Nuri Şimşekler’i can-ı gönülden tebrik ederim. Kendisi de bir “Mevlâna muhibbi” olan Şimşekler’e nice yararlı hizmetler temenni ederken, neyzen Hâlil Can’ın bir hatırası ile yazımızı noktalayalım:
Konya’da bir Şeb-i Arûs günü sabah namazı için neyzen Halil Can, aynı otelde kalan misafirleri odaları önünde ney üfleyerek uyandırırken Midhat Bahârî Beytur’un kapısının aralık olduğunu görür ve “Gel Halil bey” diye içeriye davet edilir. Bahârî’nin yatağının bozulmamış olduğunu gören Halil Can, “Efendi hazretleri bu gece galiba vahdet (Uyku) buyurmamışlar” der. Midhat Bahârî Beytur da “Nasıl uyurum Halil bey, Hz. Pîr bu gece burada idi ve senin oturduğun koltukta oturdu” diyerek, “Ey ziynet-i bağ-ı ebediyyet; sana geldik/Ey kâbe-i Maksûd-i hakîkat; sana geldik/Biz zerreleriz sen ise hurşîd-i ilâhî/ Ey vâris-i sultan-ı risâlet; sana geldik” diye başlayan şiiri okumaya başlar.
Şeb-i Arûs’un sene-i devriyesi yaklaşırken Hz. Pîr ve bütün muhiblerine Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri