Şike, arka bahçe ve kirlilik meselesi

.

Eden kendisine eder, yapan bulur ve çeker. Unutma; kazanmak koca bir ömür ister. Kaybetmeye ise anlık gaflet yeter. (Mevlâna)

Meclis, Cumhurbaşkanı Gül tarafından iade edilen ‘şike suçlarını hafifleten yasal düzenlemeyi’ neredeyse oybirliğiyle Çankaya’ya tekrar gönderirken aslında tarihi anlarından birini yaşadı. AK Parti, CHP ve MHP grupları, ilk defa bir sorun karşısında aynı tavrı ortaya koydu. Türkiye’nin en temel, en hayati sorunları karşısında bile böyle ittifak sağlanamadı. Ne terör meselesinde, ne dış politikada, ne ekonomide, ne de sivil anayasa çalışmalarında…
Herkes şimdi şu sorunun cevabını arıyor; muhalefet her fırsatta iktidara çelme takmaya çalışırken, iktidar da muhalefet partilerine gol üstüne gol atmayı alışkanlık haline getirirken ne oldu da bu şike yasası iktidarı-muhalefeti aynı noktaya getirdi? Futbol baronlarının sorunları, ülkenin en önemli meselelerinden de mi önemli ki bu ittifak sağlandı?
Muhalefet, halktan olumsuz tepki aldığında işi iktidara yıkmayı yine becerecektir. İktidarın bu meseleyi topluma izah etmesi zor. Ama malum; insanımız çabuk unutur…
Demek ki; iktidar-muhalefet yeri geldiğinde işbirliği yapabiliyormuş. Aman nazar değmesin!
KILIÇDAROĞLU ‘KADROLAŞMA GEÇMİŞİNİ’ Mİ UNUTTU?
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan yüksek yargıya, “İktidarın arka bahçesi oldular” kabilinden ağır eleştiriler geldi. ‘Bin düşün, bir konuş’ felsefesini aslında ilk uygulaması gerekenler siyasetçiler. CHP Lideri başında bulunduğu siyasi partinin 90’lı yıllarda iktidar ortağı iken yaptıklarını unutmuş anlaşılan. Genel Müdürlüğünü yaptığı SSK’nın işlerine o dönemde fazlasıyla gömülmüş de olabilir!
Sadece Doğu ve Güneydoğulu olanlara kadro verildiği eleştirileri üzerine, DYP-CHP Koalisyon Hükümeti’nin CHP’li Adalet Bakanı Mehmet Moğultay, 1995 yılında partisinin İstanbul Kongresi’nde yaptığı konuşmada şunları söylüyordu: “Önceden örgütümüz haberdar edilmiyordu. Şimdi hiç değilse örgütümüz haberdar ediliyor. 3 bin kişilik kadroyu örgütümüze verdim. Yanlış mı yaptım? O kadroyu örgütümüze vermeyecektim de, MHP’lilere mi verecektim?”
1990’lı yıllarda yargıda mezhebe, sol siyasete ve bölgeye dayalı bir kadrolaşmanın yaşandığını hepimiz biliyoruz. Dönemin Adalet Bakanı bile bunu açıkça itiraf etmekte sakınca görmüyordu…
Şayet bugünkü Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı kadrolaşıyorsa CHP ve öncesinde SHP, koalisyon ortağı olmasına rağmen, 90’lı yıllarda kadrolaşmanın babasını yapmıştı.
Öyle ise; şimdi iktidarın ‘her alanda’ el değiştirmesinden bu gürültüyü koparmanın bir anlamı yok. Her iktidar kendince kurumları biçimlendiriyor. Kaldı ki bugünün yargısı toplumsal doku ile düne göre çok daha uyumlu…
Herkes önce geçmişine baksın, ondan sonra konuşsun…
HAVA KİRLİLİĞİNE İLİŞKİN…
Hava kirliliğini ele aldığımız önceki yazımız üzerine Konya Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanı Ali Özer, arayıp yaptıkları çalışmaları anlattı. Özer’in açıklamalarına sonraki günkü gazetemizde haber olarak yer verdiğimiz için detaya girmeyeceğim, sadece birkaç hususa dikkat çekeceğim.
Özer, anlık ölçüm sonuçlarının da kamuoyu ile paylaşılmaya başlanacağını ifade etmişti. Her şeyden önce şeffaflık açısından bu noktaya gelinmesini önemsiyorum.
Diğer taraftan 30’dan fazla mahallede kömür kullanan sitelere filtre zorunluluğu da hava kirliliğinin azaltılması için yerinde bir adım olarak dikkat çekiyor.
Kömür sınır değerlerinin eskiye göre kalori açısından yüksek, kükürt açısından da daha düşük seviyelere çekildiğini belirtiyor Ali Bey.
Ancak ‘sınır değerler’ tam olarak şehirde uygulandığı ve uyulduğu zaman bir şey ifade ediyor. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, sınır değerler devlet eliyle yoksullara dağıtılan kömür nedeniyle kağıt üstünde kalıyor. Yoksul kömüründeki kalori, kükürt ortada sınır da bırakmıyor, kırmızı çizgi de…
Diğer taraftan sınır değerlerle ilgili kapsamlı bir denetim yapılıp, kömürlere el konulduğunu en azından şu sıralarda hatırlamıyorum. Eskiden; ‘düşük kalorili, yüksek kükürtlü şu kadar ton kömüre el konuldu’ türünden haberler yayımlanırdı gazetemizde. Son dönemde böyle denetimler var mı?
Sorunun başka bir boyutunda ise Şeker Fabrikası’nın şehir dışına taşınmasına ilişkin olarak alınan ve daha sonra sürekli ertelenen (son erteleme 2012 yılınaydı) MÇK kararları var. Şimdilerde kimse bu taşınma meselesini hatırlamıyor…(Sadece Şeker değil, şehrin içerisinde kalan Çimento Fabrikası gibi diğer sanayi tesislerinin de dikkate alınmalı…)
Görünen o ki; kirlilik sorununu tek başına Büyükşehir veya bir başka kurum çözemeyecek. Bu nedenle hava kirliliği ile ilgili sorumluluğu bulunan kurumların yöneticilerinin bir masa etrafında bir araya gelip gerekirse radikal kararlar alması şart…
Aksi halde hava kirliliği nedeniyle daha çok vatandaşımız, soluğu hastanelerde alacak…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri