Hem üstü kapalı hem de apaçık ve bariz bir şekilde görünen birşeyin üzerindeki örtüyü, bir sihirbaz marifetiyle kaldırdım ve aşikâr olan kısımları da biraz sırlayıp gizledim. Fotoğrafın negatifini alan bir fotoğrafçı ve asimetriklik kavramını öğrencilerine göstermeye çalışan bir öğretmen gibi tıpkı. Tezatlık, kontrastlık, o ani ve keskin geçişler sarsıcı oldukları kadar, çoğu zaman da eğlencelilerdir çünkü. Ve eğlenmeyi severim.
Tabii fazla soyut bir anlatım olduysa, bu durumu gelin biraz somutlaştıralım şimdi. Ne menem birşeyden bahsedildiğini; neyin açık olan neresinin kapatıldığını ve kapalı olan hangi yerlerinin göze serildiğini söyleyelim az çok. 'Az çok' evet çünkü üzeri, ince bir görgünün sebebiyle, dışarıda gezen sineklerden, böceklerden ve havadaki görünmez ebattaki küçük akarlardan(maytlardan) korunması gerektiği için kapatılması gereken bir yiyecekten bahsediyorum. Gizli tarifi yüzyıllardır, nesilden nesile el altından ve kulaktan kulağa fısıltıyla aktarılan; bizim bildiğimiz anlamdaki tartlara ve turtalara benzeyen; böyle üzeri tatlı, yumuşak ve yapış yapış olmasına rağmen şeklini kaybetmemiş, karamelize edilmiş meyvelerden ve o esnekliğin tam zıddındaki sertlik ve netlikte olan fındık ve cevizlerle süslenmiş; üstelik, alttaki hamuru da tabağın içindeyken şekilli ve kendinden emin durduğu halde, ısırır ısırmaz ağızda dağılan bir tart bu. Yemeye hem doyulamayacak, hem de kıyılamayacak bir lezzete ve görselliğe sahip olan bir tart yani bu, kendisinden fazla bile söz ettiğim şey. Gerçi 'turta' demeliydim buna belki daha çok. Aradaki fark pek bilinmez ama tartı turta yapan şey, üzerinin ince hamurlarla yer yer kaplanmış olmasıdır. Tart ise sadece hamurdan ve harçtan oluşmuş olan, üzeri işsiz(süslemesiz) ve açık bırakılmış olan turtadır. Ve bahsettiğim tartın üzeri de sanki çok ince uçlu bir iğneyle oyalanmış olan, sicim gibi hamurlarla kaplanmış yer yer. Bu yüzden, turta demeliyim buna.
Bayatlamayan; tazeliğini her ama her daim koruyan bu sihirli yiyecek, çok yakın bir zaman önce getirilip önüme konuldu. Bitmesin diye doyasıya yemediğim bu yiyeceğin, ucundan da olsa tadına bakmışlığım var, pekala. Yoksa o 'ağız içinde dağılma' özelliğini falan nereden bilecektim ki zaten? Isırınca kıtırdayan cevizleri ve fındıkları?
Tabii ilk paragrafa ışık tutup, acaba neyi ama neyi yer yer bariz ya da gizli hale getirdiğimi anlattım ama bunu neden yaptığımdan bahsetmedim. Gerçekleştirdiğim eylemin gerekçesinden söz etmedim. O halde şöyle diyeyim: bir "zararın neresinden dönülse kârdır" motivasyonuyla tetiklenerek, bunca zaman yaptıklarımın ve yapmadıklarımın tam tersini yapmanın/yapmamanın, doğru olacağı fikrine kanaat getirdim. Bu kez doğru olacağına... Zira yapageldiklerimin şifalı değil de zehirli neticeleriyle maalesef karşılaştım bugüne kadar daha çok. O halde 180 derecelik bir dönüş, hedefe ulaştıracaktır beni. Kınamayın.
Ne demiş hem Barış Abi: Dünya dönüyor dostlar, ben dönmüşüm çok mu? Yani, üstü hem kapalı hem de apaçık ve bariz bir şekilde görünen birşeyin üzerindeki örtüyü bir sihirbaz marifetiyle kaldırıp, aşikar olan kısımları da biraz sırlayıp gizlemenin, bir zararı olmaz. Hem o rüya gibi olan, ahşap ve oymalı masamın üzerinde, saraylardan çıkıp gelmiş bir edayla arz-ı endam eden turtanın, T'sini bile anlatmadım daha size zaten. Zira gözlemci etkilerinden, bakışlarından ve nazarlarından muhafaza edilmesi gereken, nadide ve pek kıymetli birşey bu aslında.
Turta falan... Hep hikâye!