Yazımıza ‘selam duâsı’yla başlamayı Hz. Pîr’e borç biliriz;
‘Aşk olsun. Aşkınız cemâl olsun. Cemâliniz nûr olsun. Nûrunuz ayn olsun.’
Efendim geçen yazımızda çuvala giren fârenin çuvalı deldiğini, bu sebeple içinde olanların hepsinin döküldüğünü belirtmiştik, buradan kasıt şuydu ki, kalbe konan sâlih ameller, nefis ve şeytanın karışmasıyla, o amellerin boşa gittiğinden bahsetmiştik. Şimdi devam edelim;
“Taşa vurunca demirden çok kıvılcım sıçrar, o yanık gönül bu kıvılcımları kabul eder.”
‘Demirden maksat, ibâdetle toplanan rûhânî kuvvettir. İçinde nur gizlidir. ‘Yanmış gönül’, farzları yapmak için fikir ve zikirle hazırlanmış kalptir.’ Bu halde bulunan şeytan insanın aleyhine nasıl da çalışır.’ (Abidin Paşa, Mesnevî Şerhi, Sadeleştiren Mehmet Said KARAÇORLU, İst, 2007, s.132) Çakmaktan çıkan kıvılcım döner ancak kendi yerinde yâni gönülde teskin bulur. Bu ayna gibidir, insanın rûhu Cenâbı Hakk’ın rûhundan üflendiğinden kişinin kalbindeki Hak Teâla’nın rûhunu yansıtır.
“Lâkin karanlıkta gizli bir hırsız var ki, kıvılcımları söndürmek için üstlerine parmak basıyor.”
Biz tam ibâdetlere kendimiz vermişken, o kıvılcımlarda ilerlerken hırsız şeytan gelip bizim o ilerlememize âdeta bir parmak basarak engel olur. Aslında Hak yolunda ilerlemek için gayret sarf etme, aynı önceki beyitte de belirtildiği gibi çakmak taşına, ibâdetler ise demire benzetiliyor. ‘Gayret ve çabayı ibâdete ayırınca, kurulan bağlantıdan nûrânî kıvılcımlar meydana gelecektir. Bu kıvılcımlar, hidâyet meşalesinin vâr olması emeliyle yapılan ibâdetlerden oluşan yıldızlar, daha kalbe düşer düşmez, o yıldızlar rûhânî feyizleri insan kalbinin çırasında tutuşmasın diye, lânetli, kin dolu şeytan hemen vesvese ve hile parmağını kalbe uzatıp, o kıvılcımı söndürür. Onun bütün gayreti; hile, bozgunculuk, aldatma parmağını kalbe sokup, insanı hidâyet nûrundan mahrum bırakmaktır.’ (Abidin Paşa, Mesnevî Şerhi, Sadeleştiren Mehmet Said KARAÇORLU, İst, 2007, s.132-133)
“Şeytan dünyâda bir kandil yanmasın diye, bütün kıvılcımları söndürür.”
Şeytan ne dünyâda aklın hidâyetle aydınlanmasına, ne de rûhânî yürekle cihânın aydınlanmasını ister. İbâdetin ve nurların ortaya çıkmaması için bütün kıvılcımları söndürmek için çalışır.
“İlâhi! Eğer her adımda yüz bin tuzak olsa bile, Sen bizimle oldukça hiçbir gam ve kederimiz olmaz.”
Beyitte insana seslenilerek, şeytanın insanı saptırmak için yüz bin türlü tuzaklar kurmasına, onun Hak yolda ilerlemesine mâni olmak adına, çok çeşitli hilelere başvurmasına rağmen, insan Cenâbı Hakk’a yönelmekte asla kusur etmiyor. Şeytanın iğvâlarına kanmadan Rabb’inin affiına ve merhametine tâlip oluyor. Böylesi insanı, Yüce ve Aziz olan Rabbi Teâlâ dua ve tövbelerle, onu gam ve kederden kurtarmaya kâdir olduğu bildiriliyor. Tabi buda ancak imanlı kişilerin mazhar olacağı bir keyfiyettir. Ancak Hz. Allâh’ın yardımıyla her zor başarılır.
“İlâhî Senin yardımın bizimle olunca, o hırsız ve lânetli şeytandan nasıl korkumuz olabilir?”
Cenâbı Hakk’ın emirlerine riâyet etmek, O’ndan râzı olmak asıl mârifet budur. İnsan böyle olduktan sonra hiçbir şekilde şeytanlardan ve ona uyanların âvânelerinden korkmaz, endişe de etmez.
“İlâhî! Her gece ten tuzağından ruhları kurtarırsın. Onu bağlayan levhaları, sayfaları koparırsın.”
Burada Hz. Pîr, insana seslenerek, Ya Rabbi, Sen her gece beden hapishânesinden insanı kurtarırsın (uykuda rüyayla), bedenden sıyrılan ruh, o âlemlere doğru yolculuğa çıkar. Bu hâliyle beden rûhun tuzağıdır. Allâhu Teâla merhametiyle rûhu beden hapishânesinden, tuzağından kurtarır. Kişiye lâhûtî âlemlerin zevk ve lezzetini tattırır. İşte insan o hallerdeyken zihinlerde yorgunluk veren, vesveselere vesile olan levhalar görünmez olur. Neticede insanda bir rûhânî rahatlık müşâhâde edilir.
Efendim, sizlere güzel bir Cuma günü diliyorum. Bilindiği üzere, bu Cuma günü mübârek Ramazan ayının son Cumâsı, diğer Cumâ’da bayram inşallah hep berâber en kâmil şekilde değerlendirelim bu güzel günleri. Şimdiden hayırlı bayramlar.