Seni ne İhtiyarlattı?

.
Yeni ve sonsuz bir hayat var önümüzde. Sonsuzluk; bazen çıldırtıcı bir azap, bazen de ferahlatıcı güvenli bir mutluluk.
Bize bağlı bu. İrademize, ideallerimize; hayatımıza koyduğumuz, değer verdiğimiz ve değerlendirmeye aldığımız her şeye bağlı.
Amel ve niyet… İşte sonsuzluğun bize hediye mi yoksa kâbus mu olacağını belirleyen soru; “Seni ne ihtiyarlattı?”
Elimde “Mahalle Mektebi” dergisi var. Yazının başlığı bu. Abdullah Harmancı’nın içli üslubuyla sorulan bu soru titretti beni. Beni ne ihtiyarlatıyor?
Bu soruyu önce kendime sormalıyım. Mesela bugünümü neler ihtiyarlattı. Sabah taze bir günle uyandım, taptaze bir güne uyandım. Bugünümü nelerle tükettim. Sabah çıkarken evden nasıl çıktım. Sabahımı sevgi sözcükleriyle başlayan bir tebessüm mü, yoksa mızmızlayan bir huysuzluk mu ihtiyarlattı?
Yola çıkıp işe giderken etrafıma kimin nazarıyla baktım. Ya da fark ettim mi yürürken çevremdeki güzellikleri… Yürüyen ayaklarımı, gören gözlerimi fark ettim mi? Nefes alırken rahatsız olmadığımı düşündüm mü hiç? İşe gidişimin, yürüyüşümün, nefes alışımın düşüncesi mi, yoksa varlık mucizemin umarsızlığı mı ihtiyarlattı? İşe giderken ki süreyi ne ile nasıl tükettim?
İşe gidince arkadaşlarıma yürekten bir selam verdim mi, hissettirdim mi sıcak bir selam…
Bugün ihtiyarlıyor bak Mehmet! Vakit hızla geçiyor. Bugün günlerden ne? 06.02.2012 Pazartesi, Saat 09:11… Bu tarihin bu saati bir daha hiç gelmeyecek. Bak şimdi saat oniki geçiyor… Geçti işte Mehmet! Bak dakikalar hızla ihtiyarlıyor ve ölüyor. Bir daha dönmemek üzere geçiyor. Dakikalarını ne ihtiyarlattı?
Beni ne ihtiyarlattı?
Sabahtan akşama kendimden habersiz kardeşlerimin etlerini çimdikledim. Kusursuzdum ya, kusur arayarak ihtiyarladım. ‘BEN’ diyerek, bencilik ederek…
Beni ne ihtiyarlattı?
Hasedimden canım çıkardı. Dünya ne tatlıydı, bu soru hiç karşıma çıkmayacakmış gibi koştum dünya peşinden, koştum koştum yolum en son buraya düştü.
Beni ne ihtiyarlattı?
Kendimi kendime ait zannedip kendimden uzaklaştım. Uzaklaştım uzaklaştım, en son yolum buraya düştü.
Beni ne ihtiyarlattı?
Beni ölüm korkusu ihtiyarlattı sorgu meleğim, ölüme hazırlık değil! Ölümü bile bile ölmemeye çalıştım. Ölmeyecekmiş gibi çalıştım çalıştım en son yolum buraya düştü.
Evet, sorgu meleği sordu. Ve biz, bizi ihtiyarlatan her şeyi hatırladık. Hem hatırlamasak da hatırlatacak. Her zerrenin hesabı sorulacaktı ya…
Biz insanlar var ya biz insanlar... bizi ihtiyarlatan şeylerin çok erken muhatabı olduğumuzu zannederiz; ihtiyarlamadığımızı zannederiz. Zannederiz ki dünya bizim, biz dünyanın eseriyiz. Ölünce anlıyoruz işte. Ölmeyecektik aslında ama ölmüşüz ve soru karşımızda; “SENİ NE İHTİYARLATTI!”
(Abdullah Harmancı - Muhteris, Ertesi Dünya, Yerlere Göklere kitapları)

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri