İki devlet tek millet sözleri ile şımartılan Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in başörtüsünü yasaklaması üzerine gündem olması üzerine çok şeyler söylendi, yazıldı ve çizildi.
Bizim millet olarak çok esaslı atasözlerimiz vardır: Mesela, “Eşeğe aşırı değer verirsen, kendini yarış atı zanneder. “ gibi.
Ya da, “Filin arkasından yürüyen fare, filin ayak izlerini kendi izi sanırmış..” gibi..
Aşiret devletinden farklı olmayan bir yapı olan Azerbaycan’da şimdilerde ise resmi Tik Tok hesabından yapılan paylaşımda, "Hiç kimse bizimle yarışamaz. Hiç kimse Azerbaycan halkının sabrıyla oynayamaz. Hiç kimse bizi tehdit edemez. Ederse dersini alır. Nitekim dersini vermişiz. " şeklinde ifadeler kullanılıyormuş.
Aşiretçi Aliyev'in hesabından yapılan bu paylaşımda yer alan ifadelerin kime veya kimlere bir gönderme amacı taşıdığı artık herkesçe biliniyor.
Cevap verilir mi? İnşallah.
Ne konuştuğunu bilmeyen bu şahsın madem kimse tehdit edemez de, yüz yıla yakın moskof boyunduruğunda niye kaldığını açıklaması gerekmez mi?
Bilinen bir şey daha var: Milletler ve ülkeler birbirlerinden farklı düşünebilir, farklı uygulamalar getirebilir. Bunu bir yolu ve edebi vardır.
Ders verme konusu hatırlatılacak olursa biraz gerileri gidip dedesi Safevi Şah İsmail’in de Aliyev gibi düşündüğünü ama sonunun malum olduğunu hatırlatmak gerekiyor.
Bir hatırlatma daha yapmak gerekirse bir zamanlar Beşar Eset de öyle şeyler konuşuyordu ama sonrasında soluğu Rusya’da almıştı. Galiba bunun sonu da benzer bir durumda siyonist işgal gücüne kapılanmak olacak.
Suriyeli Müslümanlar nasıl davrandı ise dini duygularıyla oynanmak istenen Azeri Müslümanlar da bir gün öylece gereğini yapıverirler.
Herkes biliyor ki aşiret reisi Aliyev’in yaptığı ilk halt değil bu.
2018'de Türkiye'nin uluslararası bir görev için Azerbaycan'dan destek beklerken Bakü'nün aşiret yönetimi tam tersine hareket ederek Senegal'in yanında yer alması unutulmuş değildir.
Sovyet Rusya’nın ahlaksızlığını dilinden düşürmeyen bu ahlak yoksunları şimdilerde İslam’a ve Müslümanlara Sahih Sünnet ölçüsü olan kılık kıyafet üzerinden nefret kusan bir düzen kurmaya çalıştıkları ve bunun da sahtekârca fars kültürü olarak niteleyip kadınlarının hayal ettiği İslam ve şeriat dışı bir hayat isteği ifadelerle söylemekten geri durmuyorlar.
Siyonist işgal gücünün Kafkaslardaki uzantısıyız diyemedikleri için tesettürü yasaklarken “Fars 'a Biat Etmeyeceğiz, Arap Kültürüne Biat Etmeyeceğiz” demeleri ve İslam’ı Arap/Fars kültürü olarak göstermeleri aslında kendi ahlaksızlıklarını ve siyonizmin uzantısı olduklarını gizlemeye çalışmaktan başka bir şey değildir.
Bunların "Fars kültürü veya Araplaşmak" olarak ifade ettikleri şey, İslam İslami emir ve yasaklardan başka bir şey değildir.
İslam’dan, İslami emir ve yasaklardan ve İslami giyim ölçülerinden bu kadar nefret etmelerinin sebebi Sovyet dönemindeki Rus asimilasyonundan kaynaklanmaktadır.
Şimdilerde Ortalarda cumhurbaşkanı/başkan/bakan diye gezinenlerin babaları, Sovyet zamanında memur olduğu için, kendileri de babaları gibi birilerine memurluk yapmak isteyebilirler.
Ancak bütün dünya biliyor ki; Kendilerini Rus kültüründen koruyan Türklerin hepsi dinleri sayesinde kimliklerini kaybetmemişler ve dindar insanlar olarak asimilasyona karşı direnebilmişlerdir.
Sovyetler dağıldığında %92 oranında oy almakla övünen Azerbaycan CEO’suna 30 yaşına kadar Türk oldukları neden akıllarına gelmedi ve direnmediklerini sormak gerekiyor.
Dün Sovyetlere karşı direnemeyen, bugünlerde ise kendini eleştirenleri tutuklattıran, Kafkaslarda siyonizmin uşaklığını yaparak Türkiye’ye karşı atar yapıp görevden almaları isteyecek kadar edepsizlik yapan bu aşiret yönetiminin başı da, babası da aslen Türk değildir.
Tıpkı bizdeki tek parti döneminde beyaz Rusya’dan, Macaristan’dan ve Almanya’dan ithal edilen Yahudi kemalistler gibi kendini Türk maskesiyle maskeleyerek siyonist işgal gücüne aparat olmaktan başkaca bir marifetleri yoktur.
Şimdilerde Türkiye’ye gelecek yüzünün olmamasının asıl sebebinin de Gürcistan sınırında sabotajla düşürülen uçağımızda ki 20 şehidimizin hesabının muhakkak bir şekilde sorulacağı korkusudur.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki yaşanan krizin Sünni mezhep uygulamalarından kaynaklandığını iddia eden şaşkınlar sürüsüne bakınca, hepsinin siyasal alevi takımından olduğunu ve meselenin Şia ile Sünni ayrımı olsa, İran ila ayrı düşmemeleri gerektiğini hatırlatmak istiyoruz.
FARKINDA MIYIZ?
Allah(cc) Resulünün(sav) ümmeti için endişe ettiği şekilde kıyamet sabahına dek İslam’a dışarıdan saldıranlar olduğu gibi içerde de sapkın anlayışın önderleri olan saptırıcı düşmanları olacaktır..
Bile bile, dini olduğundan farklı gösteren ya da iktidarının gölgesini kutsallaştırarak otoritesinin bölünmesini istemeyen kişisel zevklerini din edinmiş ruh hastaları da İslam’ı içeriden çökertme çabası içerisinde seküler bir istila hareketine kalkışacaklardır.
Modern bir irtidat hareketi olarak da adlandırabileceğimiz bu vahim durum karşısında Müslümanların görevi İslam’ı hakkıyla öğrenmek ve öğretmek ile yaşamak ve yaşamaktan başka bir şey değildir.
Çünkü Müslümanlar bilir ki; Dünya hayatında İmanın garantisi yoktur. Tarih boyunca nice iktidar sahipleri ve ilim adamı olarak görünenler yoldan çıkmış ve insanları da Allah(cc) yolundan saptırmak için uğraşmışlardır.
Müslümanlar için bu tür sapkınların varlığı tevhid ve hidayet üzere yaşamaya gayret için bir vesile olmalıdır.