1917’de doğdu Şefika Karaşay Ortaylı. “Kırım’dan Stalingrad’a, Nazi kamplarından Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 28 yıl süren Rus Dili hocalığına uzanan, çocukluk ve gençliği savaşların ve ideolojik baskıların gölgesinde geçirilen yoksulluk, baskı ve vatansızlıkla sınanan bir hayattı onun ki.
Kızı Dr. Nuriye Ortaylı “Annem Şefika Kırım’dan Stalingrad’a Avusturya’dan Ankara’ya” isimli, kıymetli bilgiler verdiği kitabında bu değerli şahsiyeti anlattı.
Kitabın önsözünde “Bazı olayları onlarca kere dinledim, bazılarını yalnızca bir kez anlattı, ama hafızamda yer edecek kadar çok etkiledi beni. Birçok olayın sırasını ve denk geldikleri tarihi dönemi, ancak büyüyüp Sovyetler Birliği’nin ve İkinci Dünya Savaşı’nın tarihini öğrendikten sonra yerine koyabildim. Yaşım ilerledikçe, annemin ne büyük badireler atlattığını, hayatta kalmış olmasının başlı başına bir mucize olduğunu kavradım. Çok zor koşullarda birbirinden başına buyruk dört çocuk büyütmüş, Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi’nde, Soğuk Savaş koşullarında kitapsız, sözlüksüz, laboratuvarsız yüzlerce öğrenciye Rus dili ve edebiyatı öğretmiş annemin bunu, nasıl tek birinin bile kalbini kırmadan büyük bir sabır ve sevecenlikle yürüttüğünü anlatmaya çalıştım. Çocukluğu ve gençliğinde bunca yoksulluk, yoksunluk çekmiş, kötülüklere maruz kalmış, yanı başında masum insanların daha da büyük kötülüklere uğradığına tanık olmuş bir insan nasıl olup da bu kadar sevgi dolu, yumuşak, umutlu olabiliyor, hayatın ufak güzelliklerinin bile tadını doyasıya çıkarabiliyordu? Bu soruya hâlâ bir yanıt bulabilmiş değilim, ama işte annem kayadaki çatlaktan kendisine yol bulup, kayayı parçalayan ve gölgesini cömertçe, dallarını uzatabildiği herkese sunan ulu bir çınar gibi yüz yaşını ayakta tamamladı” diyor Nuriye Hanım…
Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın.
Nuriye Ortaylı’nın “Aile Geleneği” başlığını taşıyan hatırası şöyle, güzel bir örnek olması bakımından alıyorum:
“İlkokul birinci sınıfa gidiyorum. Bahar ayları. Okuldan eve her zamankinden daha hızlı dönüyorum. Zira evdekilere vermem gereken önemli bir havadisim var. Elimde çantama koymaya kıyamadığım bir defter. İncecik bir şey, üzerinde ‘Okul Defteri’ yazıyor. (…) Eve gelince fırtına gibi içeri giriyorum. Heyecanla, nefessiz anlatmaya başlıyorum.
“Bak bu defteri, öğretmenim hediye etti. Hem de aferin dedi. Çünkü sınıfın en akıllısı benim.” Annem gülümseyerek dinlerken son cümleyle irkiliyor, kaşlarını çatıyor.
“Nerden çıktı şimdi bu?”
“Çünkü çok zor bir problem sordu ve ben çözdüm, hem de herkesten önce. Öğretmen aferin dedi, çekmecesinden çıkarıp bu defteri verdi. Bütün sınıf beni alkışladı.”
Hak ettiğim aferini bekliyorum. Ama annem aferin demiyor. Tersine kaşlarını daha çok çatıyor.
“Bir daha duymayayım böyle bir şey söylediğini. Sınıfın en akıllısı diye bir şey yok. Bir problemi çözdün diye, en akıllı olmazsın. Yarın bir başkası bir başka şeyi senden daha iyi yapar. Yalnızca aptallar, en akıllı olduklarını düşünürler.”
Kalakalıyorum. Ağzım bir karış açık. Sarsılıyorum. İnanmaz bir şekilde annemin yüzüne bakıyorum. Yanlış duymuş olmalıyım. Yok, çok kararlı. Yüzündeki ifadenin anlamını çok iyi biliyorum. Pek sık olmasa da cidden kızdığında, çizmeyi aştığımda takındığı yüz ifadesi. Sesimi kesiyorum ve dediklerini düşünüyorum.
Bu küçük olay bana iyi bir ders oluyor. Ne çok başarılı geçen okul hayatımda, ne de daha ileri zamanlarda bir daha en akıllı olduğumu düşünme tuzağına düşmüyorum.(s. 81)
Dr. Nuriye Ortaylı, “Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğrenim gören, 2000’li yılların başında kariyer yönünü değiştirerek Amerika Birleşik Devletlerinde eğitim alan; Johns Hopkins Üniversitesi’nde Halk Sağlığı, New York Üniversitesi’nden Kamu Yönetimi alanlarında yüksek lisans dereceleri edinen; Özbekistan, Tacikistan ve Gürcistan’da sağlık ve kalkınma programlarında görev yapan; 2005-2008 yılları arasında Cenevre’de Dünya Sağlık Örgütü genel Merkezinde çalışan; Türkiye’ye döndükten sonra bağımsız danışman olarak Orta Asya, Orta Doğu ve Afrika’da çeşitli ülkelerin ulusal sağlık programlarına katkı sunmak gibi vs. vs. basit(!) önemsiz(!) başarılara imza atan bir isim aynı zamanda.
Ağabeyi ünlü tarihçimiz İlber Ortaylı’yı tanıyorsunuz zaten.
Seneler sonra annesine zekâ testleriyle ilgili bir şey anlatıyor. Oysa annesinin de benzer bir anısı vardır. Şefika Hanım, “Biliyorum, diyor “bana da yapmışlardı.”
Sovyetler Birliği’nde, küçük Şefika’nın okuluna bir gün, öğretmen olmayan, bir grup erişkin gelmiş. O gün ders yerine bütün sınıflarda bu grubun verdiği testler yapılmış. Birkaç hafta sonra sonuçlar geldiğinde, okul Müdürü, ders ortasında heyecanla sınıfa girmiş ve testlerin sonucuna göre, o sınıfın öğrencisi olan Şefika Karaşayska’nın zekâ yaşının 18 olarak saptandığını ilan etmiş.” Küçük kızın nadir bulunan bir yaratık gibi incelendiği bu ziyaretler ve öğretmen ile öğrencilerin kutlama yarışı birkaç gün sürmüş.
Haberi aldığı ilk günün sonunda dersler bitince, Şefika da koşarak eve gitmiş.
“Anne biliyor musun? Ben 18 yaşımdakiler kadar akıllıyım.” Nefes nefese, okuldaki kutlamaların hiç olmazsa ufak çapta bir benzerinin tekrarlanmasını bekleyerek olan biteni anlatmış. Heyhat!
Anneannem bir süre şaşkınlıkla kızına baktıktan sonra, kaşlarını çatmış ‘Ne saçma şey! Birkaç soruya cevap verdin diye, büyük insanlar kadar akıllı olamazsın. Kimseye söyleme bunları,” demiş. Bir de Tatarca atasözü eklemiş: “deli özün maktar, budala kızın(Deli kendini över, budala kızın)”
“Evde pek iltifat görmese de zekâ testi sonucu Şefika’yı motive etti. Madem test öyle demişti akılı olduğunu ispatlaması gerekiyordu. Derslerle anlatılanlarla yetinmemeye, kütüphaneden kitaplar alıp okumaya başladı. Sınıf arkadaşları gezegenlerin yalnızca adını biliyordu, ama o astronomi kitaplarından uzay, gezegenler vb. üzerine çok daha fazla şey okuyordu. Bazen öğrendiklerini sınıfta tekrarlayınca öğretmenin ağzı açık kalıyordu. Bir öğretmeni “Sen çok zayıfsın, bu kadar çok okumak sağlığın için iyi değil. Biraz oyna, dışarda vakit geçir” diye uyarmıştı. Fakat o yoluna devam etti.
Şepicik dördüncü sınıfı çok iyi dereceyle bitirdi. Mahalledeki okulda dördüncü sınıftan ötesi yoktu. Beşinci sınıfı şehir merkezindeki okulda okudu. Ama okulda Komünist Parti’nin denetimi sıkıydı. Yılsonu karnesini almaya gittiğinde, daha önce ağabeylerinin başına geldiği gibi, okul yönetimi karnesini vermedi. ‘Aristokrat’ çocuğu olduğunu, herkese bedava olan okulun onun için paralı olduğunu söylediler. Okul ücretini ödemezse karnesini alamayacaktı. Anne babasının parası yoktu, artık müzeye satılacak elbise de kalmamıştı. O da ağabeyleri gibi okulu bırakıp, düşük ücretli bir işe girecekti. Eğitim hayatı bitmiş gibi görünüyordu”( s. 83)
Kuvvetli bir hafıza, özellikle buhranlı zamanlarda direnme maneviyat gücüne sahip olan; Rusça, Lehçe, Almanca, İngilizce vb. çok sayıda dil bilen, Türkiye’de yüzlerce öğrenci yetiştiren Şefika Altaylı, çocuklarının da dayanağıydı, en mühim yardımcısıydı:
“Bana meslek hayatımda da destek vermeye devam etti. Doksan yaşını geçtiği bir dönemde, ben Birleşmiş Milletler’ de çalışırken, Rusça konuşulan bölgeler için hazırladığım teknik terimlerle ve Birleşmiş Milletler’ in baş edilmesi güç jargonu ile dolu bir metni Rusçaya onun sayesinde çevirebildim. İlber’in de Rusça konuşma metinlerinin ve yazdığı makalelerin üzerinden geçtiğini, sonuçta ortaya çıkan metinlerin İlber’in Rus meslektaşlarını bile, imrendirdiğini biliyorum. (s. 83)
Ankara Siyasal Bilgiler’de 1979 yılında pek beğeni kazanan misafir hocalık belki izleyen senelerde de devam ederdi, ama 12 Eylül darbesi oldu ve üniversite altüst oldu.” (Nuriye Ortaylı, Annem Şefika, Kronik Kitap, 2026, s. 343-344)
***
Göklere çıkartılan kutsallaştırılan liderler, oyuncularımız; toz kondurulmayan, sürekli büyüyen şişirilen egolar; mütemadiyen tekrarlanan acı neticeli hatalar; basit içeriksiz muvaffakiyetler, ucuz kahramanlıklar, saltanatlı balonlaştırılmış gençler çocuklar, hırs küpü ihtiyarlar, kuru lâf bulutları, eblehçe hayal fırtınaları…
Yazıklanası, işe yaramaz faaliyetler; söz çok problem çözücü yarayışlı eylem yok.
Kısaca, ders almıyoruz vesselam.
Şefika Hanımefendi’nin Verdiği Ders
Şefika Hanımefendi’nin Verdiği Ders
Yorum Yap
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.