Seçimler bize neyi anlatıyor?

.

Menderes, kısmen Demirel ve Özal dönemleri ile Erdoğan dönemleri arasında kurulan bağ özellikle seçim sonralarında yakından incelenir. Bizim de 29 Mart’ın mesajlarını incelediğimiz bir yazıda bu konuya bakmamız doğaldır. Özellikle Menderes, Özal ve Erdoğan dönemlerinin önce ve sonraları itibari ile büyük benzerlikler taşıdığını belirmek gerekir. Şöyle ki; dönemlerin öncesinde özgürlük alanlarının daraldığı, ekonomik krizlerin var olduğu ve demokrasi dışı müdahale ve dayatmaların bulunduğu bir gerçek, dönem sonralarında ise askeri müdahale dönemlerinin etkilerinin ortadan kalkmaya başladığı, özgürlüklerde görece rahatlamaların yaşandığı, yatırımlarda görece artışların kaydedildiği ve nihayet bir önceki dönemden daha fazla ülkenin ABD etki alanına girdiği görülmektedir. Seçimler itibari ile söz konusu dönemler oy patlamaları ile başlayıp sönen hareketler olarak göze çarpmaktadır. Bunun istisnası aşağıda inceleyeceğimiz üzere bir seçim dönemi itibari ile AK Parti’de yaşanmıştır. Bu istisnanın, AK Parti’nin 28 Şubat müdahalesi sonrası çıkışına ilaveten, benzer dönemlerden farklı olarak 367 müdahalesini yaşamış olması olarak gösterebiliriz.

Şimdi seçim sonuçlarına bakalım; DP 1950 genel seçimlerinde yüzde 52.7 oy alırken, CHP yüzde 39.4 oy almış. DP 1954 Genel seçimlerinde yüzde 57.5’e yükselirken CHP de 35.29’a gerilemiş. Müdahalenin öncesinde yapılan son genel seçim olan 57 seçimlerinde DP 47.91’e düşerken CHP 41.12’ye yükselmiş.
1960 müdahalesi CHP’nin lehine bir müdahale olmasına rağmen 1961 genel seçimlerinde oylarının düşmesine neden olmuş ve yüzde 36.74’e düşmüş. Buna mukabil AP yüzde 34.8 oy almış. Müdahaleye tepki 1963 yerel seçimlerinde halk tarafından gösterilmiş ve AP yüzde 45.48 ve CHP yüzde 36.22 oy almış. 1965’e gelindiğinde ise AP yüzde 52.87’ye ulaşırken, CHP 28.75’e düşmüş.
1968 Yerel Seçimleri daha sonra Özal, şimdi Erdoğan dönemi’nde olduğu gibi düşüşün başlangıcı olmuş ve AP yüzde 49.06’ya gerilerken CHP de bir puana yakın oy kaybederek yüzde 27.9 oy almış.
69 genel seçimleri AP için düşüş trendini sürdürmüş ve 46.55 oy olmuş. CHP 27.37 oy alırken, aralarından Prof. Erbakan’ın da bulunduğu bağımsızlar bu seçimde yüzde 5.62’ye ulaşmış.
71 müdahalesi siyasetin kimyasını yeniden bozmuş ve 73 seçimlerinde CHP 33.9, AP 29.82 oy almış. Bağımsız olarak siyaset sahnesine giren Milli Görüş Lideri Erbakan’ın partisi MSP bu seçimde yüzde 11.8 oy almayı başarmış.
73 yerel seçimlerinde CHP 37.09 ve AP 32.32 oy alırken, MSP de 6.2 oy almış. 77 genel seçimlerine gelindiğinde CHP oylarını yüzde 41.39’a taşırken, AP de 36.89’a yükselmiş. MSP ise bir önceki seçime göre oylarını artırarak yüzde 8.57’ye ulaşmış.
77 yerel seçimlerinde oylar CHP için yüzde 41.73 ve AP için yüzde 37.1 olarak gerçekleşmiş.
Arkasından siyasete müdahale dönemi yaşanmış ve 1983’te yapılan ilk genel seçimde ANAP patlaması yaşanmış; yüzde 45.14. Buna mukabil HP (sol) yüzde 30.46 ve generallerin işaret verdiği MDP yüzde 23.27 almış.
84 yerel seçimleri ise ANAP yüzde 41.52, SODEP yüzde 23.35, Demirel’in yeni partisi DYP yüzde 13.25 ve Milli Görüş’ün yeni Partisi RP yüzde 4.4 almış.
 87 genel seçimlerine gelindiğinde ANAP’ın düşüşünü görüyoruz; yüzde 36.31. Bu seçimlerde SHP yüzde 24.74, DYP yüzde 19.14 ve RP yüzde 7.16 oy almış (2009 Mart Seçimlerinde AK Parti, CHP, MHP ve Saadet’in durumlarına yakın oylar).
89 yerel seçimleri ANAP oy ve kazanılan belediye başkanlıkları açısından çöküş olarak yaşanmış. Bu seçimlerde ANAP yüzde 21.8, DYP yüzde 25.13, SHP yüzde 28.69 oy alırken, Milli Görüş Partisi RP hem oy itibari ile bir çıkış yaşamış, yüzde 9.8 hem de Konya Belediyeleri’ni alarak Türkiye’de yeni bir dönemi açmış. Bu dönem ki RP’yi Türkiye’nin en büyük partisi olmaya, başarılı icraatlara rağmen 28 şubat sürecine, Tayyip Erdoğan’ı Başbakanlığa, Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanlığa götüren yolu açmış.
91 genel seçimleri ANAP’ın 24.1 ile ikinci parti, DYP’nin yüzde 27.03’le birinci parti ve SHP’nin 20.75’le üçüncü parti olmasını beraberinde getirmiş. Milli Görüş ise bu seçimlerde iktidara giden yolu iyice aralaşarak yüzde 16.88 oy almış.
94 yerel seçimlerine gelindiğinde üç partinin birbirine yakın sonuçlar aldığını görüyoruz. Prof. Erbakan’ın liderliğindeki Milli Görüş bu seçimlerde Konya’dan başlayan süreçle İstanbul ve Ankara’yı koparıyor ve yüzde 19.14 oy alıyor. DYP 21.41 ve ANAP ise 21.09 oy alıyor.
95 genel seçimleri Türkiye’de siyasetin merkezini değiştiren sürecin en önemli halkalarından biri oluyor ve Milli Görüş birinci parti oluyor. RP yüzde 21.38, ANAP 19.65 ve DYP 19.18 oy alıyor.
28 Şubat Müdahalesi siyasetin kimyasını tekrar bozuyor ve bir önceki seçimde yüzde 14 küsur oy alan DSP yüzde 22.19 ile birinci parti oluyor. MHP 17.98, fluluk dönemine giren ve bölündürme operasyonları başlatılan FP 15.41 oy alabiliyor.
2002 Genel Seçimleri 28 Şubat operasyonun arkasından gelen yeni bir Menderes, Demirel, Özal dönemini başlatıyor. Erdoğan liderliğindeki AK Parti yüzde 34.43, CHP yüzde 19.41 oy alıyor. Meclise seçim itibari ile iki parti girebiliyor. Milli Görüş Partisi Saadet bu seçimde yüzde 2.49 oy alıyor.
2004 yerel seçimlerinde AK Parti yükselişini sürdürüyor ve yüzde 41.89 oy alıyor. Buna karşın CHP yüzde 18.38 ve MHP yüzde 10.37’ye ulaşıyor. Saadet Bu seçimde yüzde 4 oy alabiliyor.
Türk siyasi hayatının müdahaleler, müdahale sonrası kurulan partilerin yükselişi, siyasetin normal döneme girdiğinde ‘değerler siyaseti’nin hak ettiği yere geliş sarkacı, 2007 genel seçimleri öncesinde 367 müdahalesi ile tabii seyrinden çıkıyor ve şu sonuçlar alınıyor; AK Parti 46.54, CHP 20.79, MHP 14.25 ve Saadet 2.34.
2009 ise tabii seyir geri dönüyor ve AK Parti benzerlerinde yaşandığı üzere düşüşe geçerek yüzde 38.97 oy alıyor. CHP 23.23’e MHP de 16.13’e çıkıyor. Saadet ise fluluk dönemini kaparak yüzde 5.3’e yakın oy alıyor.
Lütfen kusura bakmayınız. Bugünkü tabloyu doğru okuyabilmek ve yarına ilişkin kehanet değil ancak fikir yürütebilmek adına bu rakamları verdik.
Yukarıdaki sonuçları da göz önünde bulundurarak satır başları ile şu değerlendirmeleri yapalım:
Birincisi ‘değerler siyaseti’nin ölmediği aksine yükselişe geçtiği, ‘reel politik’ siyasetin ömrünün sınırlı olduğu 2009 seçimleri ve geçmiş dönem verileri itibari ile öne çıkmıştır.
İkincisi Başbakan Erdoğan’ın yüklendiği iki parti CHP ve MHP gerilemek yerine artış kaydetmiştir. Gerilim siyaseti fayda sağlamamış AK Parti aleyhine gelişmiştir. Öte yandan ‘ekip çalışması’ ile belediye başkanlığından Başbakanlığa yürüyen Tayyip Erdoğan’ın ‘tek adam’lığa yürüyüşü önceki seçimlerde avantaj, bu seçimlerde dezavantaja dönüşmüştür.
Üçüncüsü, Merhum Yazıcoğlu’nun kaybı hepimizi üzüntüye boğarken, tıpkı Gazze Katliamı’nda olduğu gibi ‘millet olma şuuru’ açısından pozitif bir noktayı beraberinde getirmiştir. Millet evlatlarına sahip çıkmış, ‘vefa’ gibi üstün bir hasleti ortaya koymuştur.
Dördüncüsü, tarih bize yalan söylemiyorsa, 367 müdahalesinin istisna oluşturduğu süreç AK Parti için de başlamıştır ve önümüzdeki seçimler AK Parti için gerileme sürecini beraberinde getirecektir.
Beşincisi, 69 ve 89’da 20 yıllık periyotla çıkışlar ortaya koyan Milli Görüş 2009’da da benzer bir çıkışın kapısını aralamış ve Türk siyasetinin en önemli aktörleri arasında olduğun göstermiştir. Kaldı ki; Milli Görüş’ün 40 yıllık mücadele süreci Türkiye’de ‘merkez’i değiştirmiştir. Yaşanan müdahale süreçleri ve parti kapatmalar ‘Hareket’in çekirdek kadrosunu eritememiş, her sıfırlama girişimi/budama, taze filizlerin yeşermesi olarak sonuçlanmıştır. Kaldı ki hareketin içinde doğan, gençlik yıllarını yaşayıp olgunluğa erişen bir nesil vardır karşımızda. Bu durumda diyebiliriz ki; Türkiye’de siyasetin merkezi algı itibari ile yaşanabilir Türkiye özlemi ve yeni bir dünya idealinde birleşen kitlelerden oluşmaktadır. Değerlendirmemi ileri bulan değerli okurlarım varsa eğer, onlar için de şunu söyleyebilirim; AK Parti’nin sosyolojik ve siyasi tabanı Milli Görüş’ün 40 yılında oluşmuştur ve artık herkesin adresine yöneleceği süreç başlamıştır.
Ortak geçmişe sahip ve ortak gelecek tasavvuru taşıyan ikili yapının nereye varacağı sorusunun cevabı bir sonraki seçimde muhtemeldir ki netlik kazanacaktır. Zira Milli Görüş yok olup gitmek yerine 3. Devreye girdiğine göre sosyolojik ve siyasi taban durumunu yeniden gözden geçirecektir.
Bendeniz 2007 seçimleri öncesinde 50 seçimlerinden itibaren yaşanan gelişmeler üzerinde çalışırken Siyaset Bilimci dostlarım M. Hamdi ve M. Tuncel de aşağıda görülen projeksiyonda özetlenen bir rapor hazırlamışlardı. Öngörülerimizin örtüştüğü projeksiyonu bilgi olarak arz ediyor yorumu sizlere bırakıyorum.

Konya açısından 2009 seçimlerinin mesajını algılamaya çalışalım;
Birincisi, Merkez’de AK Parti ciddi bir başarı elde etmiştir. Büyükşehir Belediye Başkanı Akyürek Büyükşehirler için en yüksek ve iller içinse 2. Yüksek oyu alırken, Meram Karatayı geçmiştir. Ak Parti’nin Meram ve Selçuklu’da yaptığı aday değişiklikleri parti açısından olumlu sonuç vermiştir. Akyürek partisi içinde merkez olmuştur. Ak Parti merkez belediyelerini rekor oyla alırken, il genel meclis oylarında yaşanan düşüş gözlerden kaçmamalıdır. Bu anlamda merkez belediyelerde Türkiye genelinin aksine Ak Parti açısından bir olumluluk ve il genel meclis oyları açısından da Türkiye genelindekine paralel bir düşüş söz konusudur. Ak Parti’nin merkezde sağladığı bu artış yukarıda ortaya koyduğumuz tablo çerçevesinde bakıldığı zaman toplu bir adres değişikliği ihtimalini ortaya koymaktadır.
İkincisi, Saadet merkezde belediye alamamış olmakla birlikte, İl Genel Meclisi’nde oyunu bir önceki seçime oranla 2 misli artırmıştır. Devamla Büyükşehir’de her ne kadar bir önceki mahalli seçimdeki oy oranına ulaşılamamış olsa da Konya Merkez oyları açısından azımsanamayacak bir oy alınmıştır. Türkiye genelinde Saadet açısından kapandığı anlaşılan fluluk dönemi, Konya için de sağlam teşkilat yapısının oya dönüşme potansiyelini ortaya koymuştur. Saadet kadrolarının son seçimlerde onca gayret ve üretkenliklerine rağmen yaşadıkları seçim kayıplarının oluşturduğu travmanın tamir sürecine girmiş olması da değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Son seçim kampanyasına yakından baktığımız zaman, açık hava reklam unsurlarını kullanma avantajını sınırsız olarak elinde bulunduran AK Parti ve belediyeye karşılık Saadet üretkenliğini ortaya koymayı bilmiştir. Küçük bayrakların arasından sarkan büyük bez bayraklar hava üstünlüğünü, sınırlı harcama verimli kullanımla Saadete geçirirken, running-board (gezici bilboard) kavramından sonra siyasal reklamcılık ‘sebil-board’ kavramı ile de yine Milli Görüş sayesinde tanışmıştır. Nedir sebil-board? Ağaçlar, direkler ve mümkün olabilen her yere kontraplakların üzerine yapıştırılmış afişlerden oluşan reklam mecraı.
Üçüncüsü, MHP İl Teşkilat değişikliği ile isabet ettiğini göstermiştir. Özellikle AK Partili Milletvekillerinin ilçelerinde alınan belediyeler MHP’ye ekstra moral sağlayacaktır. Her ne kadar Akşehir’i alamasa da Faruk Bal, bizzat devreye girdiği ilçeler itibari ile kendisi açısından iyi bir sınav vermiştir.
Dördüncüsü, arkadaşlarımızın dünkü nüshamızda yer alan değerlendirmelerinde Özkan Öksüz, Mustafa Kabakçı, Harun Tüfekçi, Abdullah Çetinkaya, Hüsnü Tuna, Sami Güçlü, Ahmet Büyükakkaşlar’ın ilçelerini ortaya koymuş, Çumra’da Saadet ile Ak Parti’nin durumuna işaret etmişti. Orada eksik kalan kısmı tamamlamak gerekirse; Orhan Erdem’in ilgi alanındaki Tuzlukçu’yu CHP, Ayşe Türkmenoğlu’nun İlçesi Altınekin’i DP, Kerim Özkul’un İlçesi Taşkent’i Saadet Partisi kazanmıştır. Cihanbeyli’nin MHP tarafından kazanılmış olması Ali Öztürk açısından da bağlayıcıdır. Ayrıca Öztürk beldesinde kardeşi ile girdiği yarışı da kaybetmiştir.
Bu durumda iki konu öne çıkıyor; aday belirleme süreçlerinde yaşanan kırgınlıklar ve AK Parti’nin bilerek veya bilmeyerek ısrarla sürdürdüğü ‘kırma stratejisi’nin artık sonu gelmiştir. Son genel seçimde Özkan Öksüz, Mustafa Kabakçı, Ayşe Türkmenoğlu ve Ali Öztürk’ün çıkarıldığı dar alan AK Parti’ye açılım sağlamak bir tarafa Cihanbeyli, Altınekin’i kayıp ve Kulu’yu kılpayı alma ile sonuçlanmıştır.
CHP’li Atilla Kart’ı da Cihanbeyli açısından başarısız saymak gerek. Mustafa Kalaycı ise Bozkır’da başarı kazanmış oluyor.
Bu yazı çerçevesinde Çumra’ya değinmeden geçmem eksiklik olur. Bir tarafta okul yıllarından ağabeyim, dostum-arkadaşım Başkan Nasır Ersöz, diğer tarafta Hocam, Ankara’dan ev arkadaşım, dostum Mustafa Tuğlu, öbür tarafta ise İmam-Hatip yıllarında bilgi yarışması yaptığım, Ankara’da aynı yurdu paylaştığım, Bakanlık Dönemi’nde danışmanımız olan arkadaşım Yusuf Erdem… Seçim üç dost arasında yaşandı. Sonuç ve alınan oylar Çumra’nın önümüzdeki dönemde siyasetin merkezinde yer alacağını gösteriyor. Konya’nın siyasi ve sivil toplumunun önemli aktörlerinden Recep Konuk için yeni durum ne yönde gelişecek o da merak edilen konular arasında. Dileriz, Çumra ve Konya açısından faydalı yönde gelişir, gelişmemesi için de bir neden gözükmüyor. Çumra için şu an itibari ile söylememiz gerekenlerden biri de tıpkı Ereğli’de olduğu gibi hangi iş yapılırsa yapılsın, hangi başarı ya da başarısızlık ortaya konulursa konulsun, her iki ilçe de üst üste aynı kişiyi seçmiyor. Buna siyasetin yüksek yapılan yerler olmaları ile refah seviyesinin ileriliğinin de neden olduğu söylenebilir.
Son olarak Konya ilçelerinde milletvekillerinin durumuna benzer bir durum, Manisa’da Bülent Arınç, Bakanlar M. Ali Şahin için Antalya ve memleketi Karabük’te, Hilmi Güler ve Ertuğrul Günay için Ordu’da, Kürşat Tüzmen için Mersin’de, Kemal Unakıtan için Eskişehir’de, Mehdi Eker için Diyarbakır’da, Hüseyin Çelik için Van’da ve kısmen de İzmir için Mehmet Aydın ve Vecdi Gönül için söz konusu oldu. Alınan sonuçlar kabine revizyonu ihtimalini artırırken, yapılacağı belirtilen Bakanlar Kurulu değişikliği için Konya’dan Hasan Angı, Karaman’dan Lütfi Elvan ve Aksaray’dan Ruhi Açıkgöz’ün muhtemel kabine üyeleri arasında yer alması, en azından 1 ya da 2’sinin bakan olarak açıklanması bekleniyor.
Seçimlerin hayırlı olmasını diliyorum.
Kalın sağlıcakla…

 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazarlar Haberleri