Amerika ve işgalci siyonist rejimin İran’a saldırılarının başlaması ile birlikte, sağcısı solcusu, hocası talebesi, üniversitelisi medreselisi, gazetecisi kim varsa hepsi televizyon ekranlarında ve gazete köşelerinde, en çok da internet ortamında savaş hakkında bir şeyler söylemektedirler.
Hemen herkesin kendi zaviyesinden kendine göre bir ABD, israil ve İran hikâyesi var. Herkes bize sadece gördüğü savaşı anlatmıyor. Herkes gördüğü, daha doğrusu görmek istediği İran’ı anlatıyor.
Bazılarına göre ABD ve Siyonistler çok güçlü olduğu için İran yıkılacak parçalanacak, bazılarına göre ise İran rejim çok güçlü ve bu saldırılar karşısında İranlılar rejimin etrafında kenetlenmiş durumda.
Trump ’ın yerli taraftarlarına göre ise İran çökmenin eşiğinde; rejim ha düştü, ha düşecek.
Sağdan soldan gelen bu kadar yoğun bir kara propaganda arasında her iki tarafa da temkinli yaklaşmak gerekiyor. Çünkü İran içinden sağlıklı ve doğrulanabilir bilgi almak güç ve internet erişimi yok gibi bir şey.
İnsanların temel gıda ve temiz suya düzenli biçimde ulaşabildikleri konusu başta olmak üzere elektrik altyapısının kesintisiz hizmet verebildiğini bilmeden, hastane ve sağlık sisteminin işleyişini sürdürebildiğini teyid etmeden konuşuyor hepsi.
İran’ın büyük şehirleri ile taşra arasında yaşam koşulları açısından belirgin bir fark da yok bu konularda.
İranlı insanlar tıpkı Türkiye’deki bazı insanlar gibi içinde yaşadıkları rejimi sevmiyor evet, ama Amerika’ya da kucak açmayacak kadar vatanlarını seviyorlar.
Bizdeki 50 yaş üstünün romantik Humeyni dönemi heyecanı gibi geçici bir durum da orada gözükmüyor. Aslında bizi ilgilendiren en önemli durum hep gözden kaçırıldı bu güne kadar.
Trump ’un dengesiz açıklamaları bir kenara bırakılmalı. İsrail'in ve ABD içindeki İsrail lobisinin aleyhine bir kırılma, yani İran'da darbe veya rejim değişikliği beklenirken, İsrail'e karşı hükümet tasfiyesi planı yürütülmedikçe veya benzeri bir olay olarak İran içindeki mollalar aleyhine bir ayaklanma yaşanmadıkça, bu savaşın şimdilik devam edeceği gerçeği ile karşı karşıyayız.
Bir de İran içindeki siyonizm için çalışan ajanların beklenildiği şekilde başarılı olamadığı ortaya çıkmıştır. ABD İsrail’in neyine güvenerek İran’a girmek istedi halen anlaşılmış değil. İran zaten ABD ye hizmet ediyorsa, ABD neden girmek istedi onu da anlatamıyorlar tv ve internetteki çokbilmiş güruh.
Bu arada bu günlerde Türkiye'de çokça parlatılmaya çalışılan Michael Rubin adlı bir şey daha var.
ABD'nin yalnızca neocon çevrelerin ideolojik çizgisini yandaşlarına fısıldayan bir figür.
Türkiye hakkında yazdıkları da uçuk kaçık şeyler.
İsrail’in, Tahran’daki trafik kameralarını hacklediği için tüm İranlı liderlerin ve generallerin nerede olduğunu bildiği iddia edilirken, aynı durumun İstanbul ve Ankara’da da geçerli olması muhtemeldir diyerek aba altından sopa gösteren bir etki ajanı.
Şimdi akla gelen soru şu: Eğer gelecekte Türkiye ile İsrail arasında bir çatışma olursa, hareketleri trafik kameraları tarafından takip edilen bu kişilerin ne kadar süre hayatta kalacağı düşüncesi akıllara düşürülmeye çalışılarak ne elde edilmek isteniyor?
Veya Şu anda İran yönetimi İranlılardan tamamen temizlendi ve molla rejimi sona erdirilmek üzere ve İran rejimi yahudi ve masonlardan oluşacak şekilde yeniden türetiliyor denilirken kastedilen ne?
Tıpkı jöntükler-ittihat terakki-CHP döneminde olduğu gibi Ankara Hükümeti göstermelik bir zaferle kurtarıcı ilan edilip, ülkemizde ilk meclisten vatansever Türklerin temizlenip, mason-yahudi İttihat Terakki-CHP nin yeri sağlamlaştırıldığı gibi bir ima mı yapılıyor?
FARKINDA MIYIZ?
Başa dönüp kimlerin ne dediğine baktığımızda: ABD ye bakılırsa, haritada İran diye bir ülke yok. İsrail e bakılırsa, dünyada İranlı bir kişi bile kalmadı. İran a bakılırsa, bütün ülke top yekûn savaşta ve her yeri bombaladı.
Stratejistlere kalırsa, İsrail tek gitmeyecek Amerika’yı da yanı sıra götürecek. Çin tahminlerin çok ötesinde bu savaşın tam merkezinde. Ortadoğu’yu bataklığa çevirenlerin, o bataklığa düştüğünü görmek istiyoruz..
HADİ İNŞAALLAH.