Saadet Partisi Konya İl Başkanlığı tarafından Eylül Ayı İl Divan Toplantısı gerçekleştirildi.
Parti İl Başkanlığında düzenlenen toplantıya ilçe başkanları ile çok sayıda partili katıldı.
Toplantının basına açık bölümünde konuşan Saadet Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi ve 20. ve 21. Dönem Adana Milletvekili Yakup Budak, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Budak, konuşmasında Türkiye ve dünya gündemine ilişkin görüşlerini paylaşırken, Saadet Partisinin çalışmaları ve teşkilat faaliyetleri hakkında da bilgi verdi.
'İNSANLIK RAHATSIZ'
Saadet Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi ve 20. ve 21. Dönem Adana Milletvekili Yakup Budak, "Bugün Anadolu’muzun en güzel şehirlerinden Konya’mızdayız. Davamız için partinin içinde de Konya’mızın ayrı bir yeri var, siz kardeşlerimizin de ayrıcalıklı bir yerleri var. İnşallah önümüzdeki çalışmalarda da bu ayrıcalığın gereği Konya’mızdan, inşallah geçmiş dönemlerde olduğu gibi daha fazlasıyla, gür bir şekilde hayata geçer. Değerli kardeşlerim, ekranlara baktığımız zaman, radyoları dinlediğimiz zaman, gazetelerin sütunlarına baktığımız zaman ne görüyoruz? Öyle de bir dünyada yaşıyoruz ki ne? Her taraf ateş bahçesi, her tarafta yangın var, her tarafta çığlık var, her tarafta çocuk ölümleri var, her tarafta ne var? Ahlakın ve inançsızlığın ortaya koyduğu, görmek istemediğiniz tablolarla karşı karşıyayız. Ve netice itibarı ile de bütün insanlık, şu dinden de bu imandan da, şu renkten de bu renkten de, bunların hiçbirisini de ortaya katmaksızın görüyoruz ki bütün insanlık rahatsız. Yani şimdi siz İsrail’dekiler, işte Gazze’dekileri öldürüyorlar, katlediyorlar ama Gazze’li vatandaş ve onlar da gecesini gündüzünü neyi de geçiriyor? Delikte geçiriyor, şehidi geçiriyor. Amerika’da insanlar zengin diyoruz, şöyle diyoruz, böyle diyoruz ama bilmem falanca model telefonu alamadığı için intihar eden gençler ve çocuklar var. Londra metrosunda 800.000 insan kâğıt kutuları içerisinde yaşıyor. Böyle bir dünya ve bu dünya bu şekilde gidebilir mi? Gidemez. Böyle bir dünyada en çok eziyete uğrayan, en çok zulme uğrayan da maalesef, maalesef ki Müslümanlar. Ve Müslümanlar her yerde eziliyor, mallarına el konuluyor, çocukların el konuluyor, geleceklerine konuluyor, ülkelerine el konuluyor, zenginliklerinden konuluyor, çoluğuna çocuğuna el konuluyor" dedi.
İSRAİL VE BM'YE TEPKİ
Saadet Partisi'nin yapılanlara sessiz kalmadığını dile getiren Yakup Budak, "Peki, bu tablolar karşılığında biz durabilir miyiz? Elbette duramayız. İşte Millî Görüş, “Hayır, bu böyle devam etmez.” diyenlerin, “Etmeyecek.” diyenlerin partisidir Saadet Partisi. Şöyle mi olur, böyle mi olur, falan mı olur, filan mı olur? Kim hangi şarkıyı söylerse söylesin, hangi türküyü söylerse söylesin, bütün olaylar gösteriyor ki Millî Görüşü olmadan bu işlerin düzelmesi mümkün değil. Görüyor işte Gazze’deki olayları, görüyoruz Myanmar’daki olayları. Dünyanın birçok yerinde o kadar Gazze var ki sadece biz, Batılı medyanın önümüze koyduğu ekranlardan koyduklarını görüyoruz, onun dışındakileri görmüyoruz bile. Bu böyle devam etmemesi lazım. Bu düzenin değişmesi lazım. Bu düzenin değişmesi için de bizim çalışmalarımızı, gayretimizi artırmamız lazım. Demokrasiymiş, adaletmiş, hukukmuş... Maalesef bu dünyada yok olamaz da bu dünyayı yönetenlerden, bu dünyanın yönetimini kurgulayanlardan, bu sistemi kuranlardan biz adalet bekleyemeyiz, hukuk bekleyemeyiz, medet bekleyemeyiz. Onlar bir iş yapacaklar, barış getirecekler diye ne yapamayız? Bekleyemeyiz. Beyhude olur. Niye? Bir binayı yakan, kundakçıdan, ateşe veren adamdan bu ateşi söndürecek diye beklentiye girmeye benzer bu. Yani niye yaptı ki adam, niye söndürsün? Yani söndürecek adam niye yapsın ki? Yani siz söyleyin. “Barış görüşmeleriymiş”, şuymuş, buymuş... İşte Birleşmiş Milletler 81. defa toplanmışlar. Liderler, önderler, bilmem neler neler... Ne çekmişler, nutuk çekmişler. Yani Birleşmiş Milletler şimdiye kadar hangi mağdurun yarasına merhem olabilmiş, dünyanın hangi problemini çözebilmiş? Mümkün değil. Zaten kuruluş amacı da o değil. Yani Birleşmiş Milletler kuruluş amacı İsrail’in kurulması, büyütülmesi, onun hayatiyetini sürdürülmesi için dünya devletlerini oyalamak, toplumların gözünü oyalamak ve dolayısıyla bu sistemin biraz daha yürümesini ne yapmak, sağlamak. Zaten adamlar da utanacak, yüzde yok, bir şey yok ya. Dolayısıyla bu dünyada bu sistem değişmesi lazım" diye konuştu.
ERBAKAN DÖNEMİNİ ANLATTI
Budak, şu görüşleri savundu: "Ya bu dünyada böyle de bizde farklı mı? Türkiye’ye geldiğimizde ne var? Onun izdüşümlerini görüyoruz. Ekranlara bakıyoruz, şuna bakıyoruz, buna bakıyoruz. Vurgunlar, soygunlar, manipülasyonlar, fonlar, bilmem neler, neler, neler... Birileri diyor ki enflasyon diyor, falan diyor. İşte çok şükür mü diyelim, ne diyelim? Yerli ve millî bir enflasyonumuz var. Yani yüzde 30, yüzde 32 bandına oturdu. Ne hükümet kaldırabiliyor, ne vatandaş kaldırabiliyor. Tam yerli ve millî arkadaş. Ülkelerde enflasyon olmaz diye bir şey yok ama üç ayda, beş ayda bu iş ne yapılır? Bu düzelir, yoluna girer. Rahmetli Erbakan Hoca geldi, Türkiye o gün bugünkü şartlardan daha da şeydi. Altı ayda herkes dedi ki “Ya, yola girdik, hizaya girdik, ekonomi düzeliyor.” dedi. Ve bir yılın içerisinde de denk bütçe yapıldı. Herkese yüzde 200, yüzde 300 verildi, değil mi? Ne devlet battı, ne millet çöktü, ne hazine parçalandı. Ama şimdi emekliye verecekler ama aktüel denge acaba olur mu, hazinenin imkânları müsait olur mu? Türkiye’deki ekonomik dengeler var ama sanayide şöyle mi olur, bu böyle mi olur diye derede ne yapıyorlar? Verecekleri de ne kadar para, kaç lira? Kaç para asgari ücret, emekli bunu yaparken öyle hesap yapıyorlar, öyle hesap yapıyorlar ki üç ay, dört ay uzmanlar çalışıyorlar. Ya sanki bir şey verecekler. Yani ama başka türlü olduğu zaman allem ediyor gullem ediyor. Bir bakmışsınız gene cepler ne olmuş? Boşalmış. Dolayısıyla bu düzen değişmeli. Bu soygun düzeni değişmeli. Bazıları da diyor ki ekonomide kriz çıktı, falan diyorlar. Bazı şeyleri de düzeltmemiz lazım aslında. Ya Millî Görüş’ün dışındaki, bizim inancımızın dışındaki, İslam’ın dışındaki her şey krizdir zaten. Biz krizden ne yapmak istiyoruz? Kurtulmak istiyoruz. Ya bizden kurtulmanın tek yolu var: Millî Görüş. Başka çaresi yok. O açıdan o hükümetlerin programlarından bir şey beklemek, al birini, gör ötekini. Bir şey yok. İşte 25 yıl geldiler, şöyle yaptık, böyle yaptık diyorlar. Enflasyon oranı düşmüş mü? İşsizlik oranı düşmüş mü? Çiftçinin yüzü gülmüş mü? Sanayici atılımını yapabilmiş mi?"
FON KRİZİNE DEĞİNDİ
Toplumsal sorunlara değinen Saadet Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi ve 20. ve 21. Dönem Adana Milletvekili Yakup Budak, şunları söyledi: "Türkiye’de evlenen insanlar, boşanan insanlar var. Neredeyse boşanan insan sayısı, evlenen insan sayısına ne yapmış? Yaklaşmış. İlkokula kadar uyuşturucu mafyaları ne yapmış? Çocuklarımızı avuçlarının içerisine almışlar. Zaten mafya düzeni kurulmuş. Gizleyen, saklayan da yok. Her yerde mafya var. En son işte birisi patladı. Fon, Fonlar, değil mi? Yani fon, ev 28 milyon, şey 18 milyar dolar, 20 milyar dolar falan diyorlar. Ama o buz dağının gözüken tarafı. Daha millet onu da hissetmedi de yani neyin ne olacağını, yani söyleyin. Hani Anadolu’da bir tabir vardır, derler ki tavuğun cücüğünü güzün sayarlar, derler. Daha gelmedi. Dolayısıyla felaket çok büyük. İzliyoruz, futbol maçı izler gibi televizyonlardan izliyoruz ama ya izlerken cebimizi boşaltıyorlar. Vitrinlerin parası vitrinlere bakanlardan çıkar. Yani bu düzen değişmeli. Yani idarecilere bakıyoruz, en başındakiler, en sonuna kadar peşine düştük, vuracağı kime kadar giderse gitsin gideceğiz, falan filan. Bir sürü laf salatası. Kardeşim, bu soygun yapılırken, bu vurgun yapılırken, bu millet soyulurken siz ne yapıyordunuz? Bostan korkuluğu muydunuz? Vaktiyle Demirel, rahmetli Hoca, faiz faiz diye anlatıyordu. “Faizsiz ekonomi mi olur?” diyordu. O günleri değerli büyüklerim hatırlarlar. 80’de faiz ülkeyi batırdı. Demirel çıktı, “Faiz ekonomiyi batırdı.” dedi. Yani şimdi bunlar da 25 senedir o koltukta oturacaksın, işi boşaltılacak, efendim vurgun yapılmış, soygun yapılmıştır diyor. Peki, niye siz orada oturuyordunuz arkadaş. Hiç görmüyor muydunuz? Yani sanki yoksa bekçilik mi yapıyordunuz, soygun gözcülük mü yapıyordunuz, değil mi? İnsanın aklına mı geliyor, insanın aklına bu geliyor. Dolayısıyla bu düzen değişmedi. Bunları Millî Görüşçülerden başka kimse yapamaz. Biz Konya’da ne yapacağız, ne edeceğiz, falan filan. İşte oluyor Ankara’da bazı işler. Bu işlerin de Ankara’da olmasıyla, Hakkâri’de olmasıyla, Edirne’de, dolayısıyla Konya’da olması etkilemiyor ki. Oradaki emekli de, değil mi, oradaki çiftçi de, oradaki köylü de aynı. Yani sen söyle, neticede devlet ne diyor? Emekliye ne diyor, asgari ücretliye diyor ki: “Arkadaş, sen bana yetki verdin, ben borçlandım. Bunun faizi ödenecek, vergileri ödenecek, işte soygunların gideri ödenecek. Bunları yapınca da diyor sana bu arıyor, bunu veriyorum.” Şimdi çiftçinin buğdayı bu sene kaç paraya satıldı, geçen sene kaça satıldı? Aynıya Satıldı. Mazot geçen sene 53 liraydı, 55 liraydı, değil mi? Şimdi ne olmuş? 95 TL olmuş, 100 TL olmuş. Nasıl olacak şimdi bu? Bu nasıl olacak bu iş? Yani bu çiftçi ne ekecek, ne dikecek, ne yiyecek? Yani sence bir sene önce tarlaya bunu ekerken 53 lirayla sat, mazotu aldı, yetiştirildi. Satarken 2024 fiyatıyla sattı. Bir önceki yıl 24’üne aynıydı rakamlar, yaklaşık olarak söylüyorum. Arpa 14 TL, Öbürü de 16 liraydı. Yani sen söyle şimdi, 100 TL’den tarlayı sürebilecek mi bu adam? Yani sen ekebilecek mi, dikebilecek mi? Yani tarımda şöyle atılımlar yaptık, böyle atılımlar yaptık, sayın Cumhurbaşkanı Amerika’ya giderken hediyesi gitmiyor biliyorsunuz. İnsan, dostuna hediyesiz gider mi? Yani sen bu seçimde, bu şeyde ne getirip ne götürdü, değil mi? Dedi, ben İran’ın uçaklarını indirmeyeceğim, Türk Hava Yolları’nın göndermeyeceğim, işte şöyle böyle dedi. Bir önceki gittiğinde de ne dedi? Amerika’dan ithal edilecek tarım ürünlerinde üzerindeki ek vergileri kaldırıyorum. Trump da ürünlerine ne koyuyor? Ek vergi koyuyor. Bizimki de hediye olarak ek vergileri kaldırdı gitti. Yani sen söyle, kimin sırtından, değil mi? Buğdaycının, arpacının, mısırcının, pamukçunun sırtından. Yani niye böyle dolan şeyle? Bu sistem değişmesi lazım, bu düzen değişmesi lazım. Bunun için el ele vermemiz lazım. Bunların hepsini bir kenara bırak. Ahlaki yapıya baktığımızda, sosyal yapıya baktığımızda, evimizin içine baktığımızda ne büyük kaldı, ne küçük kaldı, ne oğlan kaldı, ne kız kaldı."
'BU DÜZENİN DEĞİŞMESİ LAZIM'
"Dolayısıyla bu sistemin değişmesi lazım, bu düzenin değiştirilmesi lazım" diyen Budak, sözlerini şöyle tamamladı: "Bunun da vecibesi boynumuzun üzerindedir. Yapmamız gerekiyor, çalışmamız lazım, gayret göstermemiz lazım. Ve şimdi de tutmuşlar, değil mi, yine bir hediye olarak efendim, Husilerinlere karşı gerekirse şu an askerî mühimmate şeyleri ne yapabilirlermiş, sözlerinin eriyermişler. Yani siz söyleyin, peki Gazze’de niye sözlerin niye gereği olmuyor? Değil mi, Sayın Cumhurbaşkanı? Daha önce olaylar bu kadar gelişmeden önce, “Ben Gazze’ye gideceğim, kardeşlerimi ziyaret edeceğim.” dedi. Ondan sonra dediler ki “Ne? Gelemezsin.” dediler. Ya söz verdin, işte gitsen ya. Garantörsün. Neye garanti verdin buraya? “Gıda maddesi gelecek, ilaç gelecek, çocukları ölümden kurtaracak, şunlar, bunlar, bunlar.” diye bir sürü yazdılar, çizdiler, değil mi? Garantörlük ne demektir? Söz vermek demektir. Niye bu sözünde durmuyorsun? Dolayısıyla esas mesele nerede bulunduğumuzu bilmektir. Şimdi Husiler, Allah onlardan razı olsun, yalınayak, başı açık, Amerika’ya karşı, Amerika’nın emrinde olanlara karşı ne yapıyorlar? Kök söktürüyorlar. Yemen’in dışında da Gazze Savaşı’nda başka bir devlet olmamıştır. Sadece Yemenliler Gazze’ye sahip çıkmıştır. Lafla sahip çıkan çok. Yani sen söyle, Trump’a diyor ki orada çocuklar ölüyor, kadınlar ölüyor diyor. Yani kim söylüyor bunu? Trump diyor. Yani sen peki Gazze’ye, hayır, bunu yapamazsın diyen, İsrail’e karşı mermi gönderen, füze gönderen Yemen’in dışında bir devlet var mı? Sonra da İran’da dâhil olduğu şey, biz ne yapacakmışız? Biz de değil mi? Turlara karşı... Ya bu ne biçim akıl, ne biçim dostluktur, ne biçim uluslararası ilişkiler biçimidir? Ve bu savaş bugün başlamadı ki. Husiler savaşı başlatmadı ki. Suud Husilere ne yaptı? Saldırdı, işgal etmek istedi. Birçoğumuz da zannediyoruz ki genelde insanımız bu... Bu, bu yüzyıldır süren bir savaş. Yani sen 100 yıldır süren bir savaş... 1920’lerde, 35’lerde, 36’larda, 46’larda, 62... Yani durup durup başlayan bir savaş. Bu savaşların birinde de Yemen’in üç eyaletini Suudi Arabistan kendi topraklarına kattı. En son da bu savaşın esas çıkma nedeni, dedi ki: “Kuzey Yemen’i bana vereceksin. Burada bir halk oylaması yapacağız ve bana vereceksin.” dedi. Onlar da yok deyince savaş çıktı. Yani biz kimin safındayız? Bu safın değişmesi lazım. Biz Hakk’ın yanında, Hakk’ın safında olmamız lazım. Mağdurun yanında olmamız lazım, zalimin yanında olmamız lazım. Ama görüyoruz neler yapıldığını, ekranlardan hep izliyoruz. Ama bunun faturasını kim ödüyor? Hep birlikte ödüyoruz. Konyalı çiftçi ödüyor, Adanalı pamukçu ödüyor, değil mi? Ege’deki zeytinci ödüyor. Herkes ödüyor bunu. Yani bir şekilde yazık değil mi ya? Birisi gelse, birisi gelse çocuğumuzun okul harçlığını götürüp yatıracağız, parasını elimizden zorla alsa ne yaparız? Kavga ederiz. Öyle şeyler ya. Benim bu çocuğun şeyi ama bunlar geliyor ne yapıyor? Kanun kuvvetiyle, değil mi, gece yatarken bile cebimizden, değil mi, hesabımızdan gidiyor. Bu kadar söylemek istediğim şu: Maalesef böylesine bir dünyada yaşıyoruz. Türkiye maalesef böyle bir durumda. Ekonomi falan filan, biz kitabını yazdık dediler ama yazılan kitabın neticesi de belli. Yani keşke hiç yazmasalardı böyle bir kitabı. Onun için kitabı doğru okumamız lazım. Kitabımızı doğru okumamız lazım. Doğrusunu bizim yazmamız lazım. Bunun gayreti içerisinde olmamız lazım. Yani sadece çiftçiler değil. Yani sen sadece çiftçiler değil, pamuk üreticileri de, narenciye üreticileri de, hepsi aynı sıkıntının içerisinde. Sanayiciler de... Gelirken bir kardeşimizle sohbet ediyorduk. Birçok, dedi, orta ölçekli, küçük ölçekli esnaf, dedi, üretimini yüzde 80, yüzde 90 düşürdü, dedi. Yerli, millî, yerli, millî diyorlar ya mesela hani tavuk yiyoruz ya, yediğimiz ne kadar yerli, ne kadar millî, dedim. Ya dedi ki: “Başkanım, dedi, en çok kullanılan soya fasulyesi, dediğin yüzde 90’ı ithal.” dedi. Nereden geliyor? Amerika’dan geliyor. Biz Amerika’dan en büyük soya fasulyesi ithalatçısıyız. Ve tavuk yetiştiricileri, Türkiye ürettiğim bir soya fasulyesi ile ancak yüzde 10 ihtiyacı karşılıyor, yüzde 15 ihtiyacı var. yüzde 90’ı ne? İthal. “Başkanım, aşılar da ithal.” dedi. Koruyucu birtakım katkı maddeleri var, dedi, onlar da ithal. Ya dur hele, dedim. Bu tavuk ne kadar yerli, ne kadar millî, dedim. Tamam mı, bir kümes bize kaldı, dedim. Bir de işçilik bize kaldı. Bir yüzde ver bana, dedim. Dedi ki hemen hemen, dedi, yüzde 70, dedi, ithal. Dedi ki yüzde 30 ancak, dedi, yerli, millî. Tavuklar da afiyet olsun. Türkiye’yi bu hâle getirdiler. Ya Türkiye’yi bu hâle getirdiler. Yani ben bunu şimdi başka bir yerde söylesem, “Nerede, ne konuşuyor bu adam?” diye istatisliklere bak açıklanmış. Türkiye soya fasulyesini kimden alıyor? Fasulyesindeki vergiyi kim kaldırdı? Yani söylemek istediğim şu: Maalesef böyle bir noktada bulunuyoruz. Yerli, millî ile de milleti ne yapıyorlar? Oyalıyorlar. Tavuk bile yerli, millî olmaktan çıkmış. hayvan yöneticimiz perişan. Konya’da, Konya Türkiye’de, değil mi? Büyükbaşta, küçükbaşta en büyük üreticilermiş. Birçoğu ne yaptı? Bıraktı işi. Yani sanırım birçoğu ne yaptı? Terk etti. Geçen sene Türkiye’nin üretimi %10 düştü. Ne olacak neticede? Hayvan üreticisi ise bu sene de üretmezse, bu fiyatlarla hangi hayvan üreticisi üretimini sürdürebilir? Bunların iki ay kadar önce Almanya’daydım. Marketlere bir baktım, kırmızı et fiyatları 10 Euro, 12 Euro arasında değişiyor. 10 Euro ne demek? 500 TL civarında. Bizde ne kadar? 1000... Almanya gücü bizim dört katımız, beş katımız, dört katımız, beş katımız. Yani sadece o hayvanın ismini söylemiyorum. O beş, altı, üç, beş, 6 $ zaten. Daha koyun bile Almanya’da 10 Euro, 12 Euro arasında değişiyor. Etin şeyine göre de... Vize kaç para? Ne biçim şey bu, ne biçim ekonomik düzen? Yani siz şifreniz böyle mi koruyacaksınız? Hayvan üreticisi şey yapmayınca dışarıdan ithalat, ithalat, ithalat, ithalat... Destekliyorlarmış tarımı. Nasıl destekliyorlar? Üretim düşüyor, maliyetler fırlıyor."