Reyting kurbanıyız

Televizyon kanallarının reklam uğruna toplumun değerleriyle bağdaşmayan, batıdan ithal edilmiş programlar yayınlamaları, kabul edilemez olarak değerlendirildi.
YOZLAŞMA VE ŞİDDET
Gün içinde ve akşam saatlerinde, genellikle ailevi konuların ele alındığı programların toplumu olumsuz etkilediği belirtiliyor. Dinimizde ve kültürümüzde yeri olmayan davranışların sergilendiği bu programlara ancak seçici seyircinin dur diyebileceğini belirten uzmanlar, sorgulayan, bilinçli seyircinin de ancak eğitimle mümkün olabileceğini vurguluyor. 

MAHREMİYET ÖRSELENİYOR
Bu tür programların, dinimizin korunmasına önem verdiği aile içi mahremiyetini örselediğini söyleyen Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Prof. Dr. Saffet Köse, ailenin alelade bir kurum olmadığını belirtti. İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. İbrahim Toruk da ailevi meselelerin uluorta konuşulmasının hiçbir din ve kültürde yerinin olmadığını söyledi.

EĞLENMEK İÇİN İZLİYORLAR
Toplumumuzun bu tür programları sadece eğlenmek için izlediğini ifade eden Sosyolog Prof. Dr. Yasin Aktay ise Türkiye izleyicisinin sanıldığı kadar bilinçsiz olmadığını söyledi. Medyanın giderek çeşitlendiğini anlatan Doç. Dr. Ramazan Yelken de bunun izleyicileri bilinçli olmaya zorladığını ifade etti.

Toplumun kültürel değerlerini hiçe sayarak yayınlarını sürdüren bazı TV programlarının toplumsal yapıya zarar verebileceği vurgulandı. Uzmanlar, bunun ancak bilinçli seyirci ile önlenebileceğini söylüyor.   

Televizyon kanallarının en büyük geliri olan reklâmdan daha fazla pay almak için seyirciyi kendi ekranına çekmek amacıyla yaptığı bazı programlar, sosyal yapıyı da olumsuz etkiliyor. Çocuk denecek yaştaki insanlardan yaşlılara kadar herkesin evlenmek için sahneye çıktığı, mahalle dedikodularının yapıldığı kadın kuşak programlarıyla, her türlü yarışmalarla seyircisini artırmaya çalışan TV kanalları, bununla birlikte kültürel erozyona da neden oluyor. Reklam pastasından en büyük payı almak isteyen TV sahipleri, bu yolda her türlü yöntemi denemekten geri durmuyor. Toplumumuzda ilgi ile izlenen şiddet içerikli diziler, bütün uyarı ve tepkilere rağmen yayınını sürdürüyor. Resmi kurumların bunlara karşı pek bir önlem alamayacağını dile getiren uzmanlar, bu sorunun ancak bilinçli izleyici ile çözülebileceğini belirtiyor. Uzmanlar, seyircinin seçici davranarak kendi kültürüne ters ya da saldıran programları izlemeyerek bu problemin önüne geçilebileceğini söylüyor.
BU PROGRAMLAR AİLENİN GELECEĞİNE OLUMSUZ ETKİ YAPIYOR
Dinimizin aile içi mahremiyetin korunmasına özen gösterdiğini dile getiren Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Saffet Köse, ailevi meselelerin konuşulduğu programlar ile bu mahremiyetin örselendiğini söyledi. Ailenin alelade bir kurum olmadığını belirten Prof. Dr. Köse, bu tür programların ailenin geleceğini olumsuz etkileyeceğini ifade etti. Evlilik gibi konuların uluorta ve ayaküstü yapılamayacağını kaydeden Köse, “Allah ve Resulünün en sevmediği şey olan boşanma ve talakın olmaması için en başta önlem almak gerekir. Kur’an ve Sünnette evlilik, mutluluk ve kalıcılık üzerine kurulur. Bu nedenle nişanlılık dönemi vardır, bu dönemde evlenecek kişiler birbirlerini tanıyıp, mutlu ve kalıcı olacaksa evliliği gerçekleştiriyor. Bu nedenle sadece birbirini görüp, ‘tamam evlenelim’ demek, ileride ailevi problemlere neden olabiliyor” dedi. Prof. DR. Köse, insanların ekranda oldukları gibi davranamadıklarını, bunun da ayrı bir sorun teşkil ettiğini sözlerine ekledi.
MAHREMİYET KONULARININ ULUORTA KONUŞULMASI BATIL DİN VE YABANCI KÜLTÜRLERDE BİLE YOK
Televizyonda özellikle gündüz kuşaklarında canlı olarak yayınlanan ve daha çok aile içi ilişkilerin ele alındığı programlardaki konuşma seviyesinin hem ahlaki hem de toplumsal yönden oldukça düşük ve bayağı olduğunun inkar edilemeyecek bir gerçek olduğunu dile getiren S.Ü. İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. İbrahim Toruk, eşler arasındaki en mahrem ilişkilerin bile uluorta-serbestçe konuşulması ve tartışılmasının sadece bizim toplumumuz için değil, ahlaki yönden oldukça toleranslı batı toplumlarında bile marjinal bazı örnekler dışında mümkün olmadığını söyledi. Bu tip programların toplumun değişik kesimlerinden çok sayıda insan tarafından önemli oranlarda izlenebildiğine değinen Toruk, “Maalesef medya patronları ve yöneticileri bu konuda cinsel devrim yaşamış batı toplumlarından bile daha rahatlıkla bu tip programları sadece reyting uğruna üstelik çocukların bile çok rahatlıkla televizyon başında bulunduğu saatlerde yayınlamaktan bir rahatsızlık ve beis duymamaktadırlar” dedi. Türkiye’de televizyonlara yaptırım gücü olan RTÜK gibi çeşitli kuruluşların mevcudiyetine değinen Yard. Doç. Dr. Toruk, “Bunlar işlerini yetişebildikleri kadar yapmaktadırlar ama yine de aile bireyleri olarak bu tür seviyesiz, reyting amaçlı programları, başta çocuklar olmak üzere ailemize izletmeyerek, yeterli bilince ulaşamamış masum aile üyelerini zararlı etkilerden korumuş oluruz” diye konuştu.
REKLAM VERENLER, PROGRAM SEÇİMİNDE TOPLUMSAL SORUMLULUĞU GÖZÖNÜNDE BULUNDURMALIDIR
Reklam verenleri, reklam verecekleri programlar konusunda hassas olmaya ve toplumsal duyarlılığa davet eden Toruk, “Yine reklam verenlerin reklamlarını yayınlatacakları programlar konusunda daha hassas olmaları ve bu tip seviyesiz programlarda reklamlarını yayınlatmamaları hem kurumsal hem de marka imajları için daha sağlıklı olacaktır. Bir reklam veren olmasak da ve reklam verenler ticari kaygılardan dolayı bu konuda gereken duyarlılığı göstermese de, bir medya içeriği tüketicisi olarak bu tip programlara kayıtsız kalarak dolayısıyla da reyting ve reklam almamasına neden olabiliriz. Böylelikle bu tür program formatı seçen kanallar için en büyük cezai yaptırımı sağlayarak kalitesiz, seviyesiz ve bayağı programların yerine, daha insani, ahlaki, seviyeli ve tüm aile bireylerinin bir arada rahatlıkla seyredebileceği masum bir ekrana kavuşabiliriz” ifadelerine yer verdi. 
PROF.  DR. AKTAY: İNSANIMIZ TV KONUSUNDA SANILDIĞI KADAR BİLİNÇSİZ DEĞİL
Anadolu insanının, TV konusunda düşünülenden daha seçici ve bilinçli olduğuna inandığını söyleyen Prof. Dr. Yasin Aktay, insanların TV’yi bir eğlence aracı olarak gördüklerini, buradan yayınlanan kadın kuşak, evlendirme gibi programları da bir komedi film izlercesine, önemsemeyerek izlediklerini söyledi. Aktay, özellikle haberlerde suçların açık açık gösterildiği haftalarda, bu suçlarda bir patlama olduğu ve suça teşvik etkilediğinin ancak bunun toplumsal yapıya etki yapmadığı görüldüğünü kaydetti. Bu tür programların toplum üzerinde bir etkisinin olduğunun kesin olduğunu ancak bu etkinin derecesini, olumlu ya da olumsuz olduğunu ortaya koyan ciddi bir araştırmanın da henüz yapılmadığını ifade etti. Kadın kuşak, gelin kaynana programlarının toplumu rehabilite ederek yarar sağladığına inandığını da anlatan Aktay, “Türk toplumu böyle programlarla arasına mesafe koyabiliyor. İzleyicilerin, bu tür programları ciddiye alarak izlediğini zannetmiyorum. Eğlenmez, zaman geçirmek için izleniyor. İnsanlarımız, ekranda gördükleri uç nokta sorunları kendinden uzak görerek haline şükrediyor. Özellikle gelin kaynana ilişkilerinin işlendiği programların, toplumsal yapıya olumlu etki yaptığını düşünüyorum” ifadelerine yer verdi.
MEDYANIN ÇEŞİTLENMESİ, TÜKETİCİYİ BİLİNÇLENDİRMEYE ZORLUYOR
Toplumsal yaşamın aile yaşamı, cinsel yaşam, güncel hayat gibi birkaç unsurdan oluştuğunu söyleyen Doç. Dr. Ramazan Yelken, insanlar arası iletişim ile kültürün oluştuğunu ifade etti. Sanayi Devrimi ile birlikte toplumsal hayatta önemli bir değişiklik meydana geldiğini kaydeden Yelken, bu süreçten sonraki hızlı gelişim ile kitle iletişim araçlarıyla bir kültür endüstrisi oluşturulduğunu, maddi ürünlerin yanında manevi (kültür) üretiminin de yapıldığını anlattı. Kitle iletişim araçlarının toplum üzerinde olumlu ya da olumsuz gibi bir etki yaptığının söylenemeyeceğinin altını çizen Yelken, “Birimiz için iyi olan diğeri için kötü olabilir. Ancak toplumun genel geçer kuralları vardır. Medyanın bu kuralla uymada üç ana unsur vardır, bunlar medyanın kendi kendisini kontrol etmesi, sivil toplum kuruluşlarının bunu takip etmesi ve en önemlisi bilinçli izleyici/tüketici. Ben bunlardan en etkili olanın bilinçli tüketici olduğuna inanıyorum. Bu da ancak eğitimle olur” ifadelerine yer verdi. Toplum olarak kitle iletişim araçlarıyla yeni tanışmış olduğumuza değinen Ramazan Yelken, “Daha yeni tanışmış olduğumuz için hem tüketiciler hem medya sahipleri bu araçları hoyratça kullanıyor. Yani şu an bir tanışma dönemi yaşıyoruz, medya-izleyici ilişkisi rayına oturmadı. Ancak ilerleyen zamanlarda her şeyin rayına oturacağını düşünüyorum” dedi. Yelken, medyanın her geçen gün çoğaldığını, tüketicilerin bunları takip etmekten zorlandığını, bütün bunların da tüketicileri bilinçli olmaya zorladığının altını çizdi.
BATIDA TUTAN PROGRAMLAR HEMEN İTHAL EDİLİYOR
“Türkiye’deki medyada inanılmaz bir çeşitlilik var” diyen Doç. Dr. Birol Akgün de Türkiye’de 90’lı yıllardan sonra özel televizyonlarda inanılmaz bir artış yaşandığını ve kendi aralarında reyting canavarlığı denecek bir rekabet içine girdiklerini söyledi. Televizyonların, insanların ilgisini daima çeken din, spor, evlilik gibi konularla seyirci çekmeye çalıştığını anlatan Akgün, “Format olarak dış ülkelerden ithal edilmiş programlar, hafta içi sabah saatlerinde ya da prime time dedikleri akşam saatlerinde gösterime sokuluyor. Burada, eskiden ‘muhabbet tellallığı’ olarak adlandırılan ve iyi gözle bakılmayan evlilik, aile konuları, televizyon ekranlarında boy göstermeye başlandı. 5 dakikada insanlar evlendiriliyor, bu mümkün değil. 10-15 yıl önce Amerika’da çok popüler bir program vardı, burada her türlü ahlaksızlık yapılıyor, buna rağmen çok fazla izleniyordu. Fakat daha sonra o programa çıkarılanların ‘duygusal para’ (emotion money) dedikleri bir tabirle ikna edilerek, onlara para verildiği ve bununla insanların programda ağlatılıp sızlatıldığı anlaşıldı ve bu konu çok tartışıldı. Muhtemelen ilerleyen zamanlarda, ülkemizde de bu tür programlara çıkarılan insanların bilerek seçildiği ve kurmaca olduğu ortaya çıkacaktır” dedi. Açık toplumlarda devletin aşırı denetçiliğinin olamayacağını dile getiren Akgün, “Çok ilginçtir, Amerika’da insanlar, izleyecekleri herhangi bir programı kendileri belirliyor. Bizdeki RTÜK usulü kamu kurumu kuruluşuyla denetlenmek yerine yayın sektörü kendi denetim standartlarını kendileri oluşturuyor. Toplumsal sorumluluk bunu gerektiriyor, yani illaki programın yayından kaldırılması için mahkemenin yasağına gerek yok. Toplum kendi değerlerini koruyor ve buna bir saldırı olduğunda telefon, e-mail, faks ve protestolarla tepkilerini ortaya koyuyor. Olması gereken de budur” ifadelerini kullandı.
UĞUR ELMAS

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Türkiye Haberleri