Rakamlar, hayatlar..!

Kerem İşkan

İstatistiklere şöyle bir göz attım…

Her türlü duygudan, ünsiyetten, derinlikten uzak yalın rakamlar var…

İsimler yok, unvanlar yok, hayatlar yok, geride kalan hikâyeler yok, yarım kalmışlıklar yok…

Sadece rakamlar var…

***

2016 yılında bu topraklarda, sen ben daha huzurlu(!) yaşaya bilelim, anlamsız, davasız, gayesiz, kulluktan uzak, kısır siyasete bulanmış hayatlarımızı sürdürebilelim diye 550 vatan evladı, kara toprağın bağrına düşüvermiş…

Kıbrıs’ı feth ederken de, 498 asker ancak bu kadar şehit vermiştik…

550 can bir yılda feda edilmiş…

Ortada fetih edilmiş, bizim kontrolümüze bırakılmış bir toprak falanda yok…

Ama 550 şehit defnettik bu yıl…

Rakamlarla konuşalım…

Geride 1.100 anne ve babanın eli böğründe kalmış…

İki bine yakın çocuk, “Babası bu yıl şehit oldu” cümlesine muhatap olmuş…

***

Etkiledikleri hayatlar, boğazlara düğümlenen acı, on binleri gece uyutmamış… Kendi evleriyle birlikte yakınlarının evlerinin de tadı tuzu kalmamış…

550 isim…

550 unvan…

550 hikâye…

550 yarım kalmış bir ömür…

***

Ne için?

Senin, benim anlamsız, gayesiz, her türlü ferasetten uzak, çamur gibi siyasete bulanmış hayatlarımızı, hazlarımızı sürdürebilmemiz için…

550 can için ardından gelenler ne yapmış?

Neredeyse hiçbir şey…

Gelinen noktada, masada ellerini sıktıklarımız, ağızlarından çıkacak bir cümleye kulak kabarttıklarımız, ‘Aman beni bir yanına çağırıverse’ diye umutlandıklarımız, bugün evlatlarımızın katillerine AĞIR silah verme kararı aldı…

***

Yani ellerindeki silahlarla 550 evladımızı katleden, şehit eden alçaklara daha ağır, daha gelişmiş silahlarla takviye edilecekler…

Önümüzdeki istatistiklerde belki de bugün bu yazıyı okuyan birilerini de içinde bulunduğu binler, gelecek yıl istatiksel rakamlarının içinde olacak…

Yazık…

***

Bunca alçaklığa, rağmen, İncirlik Üssü’nü kapatamıyoruz?

Bunca kalleşliğe rağmen, sözde müttefiklerimize(!);

“Bizden buraya kadar, şeytan görsün yüzünüzü…” diyemiyoruz…

Neden?

Bizim bilmediğimiz, göremediğimiz bunca şehit tabutundan başka ne var ortada?

Yazık…