Polisimizin Nostalji Olan Günleri

Ahmet Güldağ

Bugünlerde Polis Teşkilatı’nın 164. Yıldönümü kutlamaları devam etmekte. Önceki yazımda değindiğim gibi O günlerden bu günlere köprü altından çook sular aktı.

Aktı ama bir şey aynen devam etti. Bu bazılarının işine gelmediği için tu-ka-ka olup yanıltılmalar olmasına rağmen.

Nedir o? Çeşitli isimler altında iken son olarak polis adını alan kardeşlerimizin…

Kendilerini bizlerin güvenceliğini sağlayarak huzur içinde yaşamamız için hayatlarını bile ortaya koyarak fedakârca vazifelerini yapmaları.

Dâhili emniyet olarak vazifelendirilen teşkilatlar, Türk Tarihi ile başlamış olmaktadır. Türk devletlerinin tarihini incelediğimiz zaman, Dış Emniyet yani Ulusal Savunma yanında kamu düzeni ve güvenliliğini de beraber yürüttüklerini görürüz. O zamanlar “Subaşı” ismi ile başlayan teşkilatlar çeşitli isimlerle devam ederken son olarak “Polis” ismini almış olmakta.

Tarihsel olarak insanların toplum içinde yaşama ihtiyacı, özgürlük ihtiyacından daha eski ve öndedir.

Toplumlar binlerce yıl özgürlüksüz yaşayabilmişler, fakat düzensiz ve güvensiz yaşayamamışlardır.

***

Genç nesil bilmeyebilir ama bizim kuşak bu günkü görüntüleri gördükçe, “nereden nereye” demekten kendini alamaz. Bizler yetmiş yıl evvelini biliriz ama 90 yıllık evveliyatı tabii ki anlatılanlardan, daha evvelini de olayın doğru olanını ve aslını kaydeden tarihi yazılımlardan öğrenebilmişizdir.

Bu hususta izninizle bir noktaya değinmek isterim! Bizzat göremediğimiz yaşayamadığımız zamanların olaylarını öğrenirken maalesef tuttukları yön veya kişilere hatta iktidarlara göre yanlış veriler yapma neticesi yanılgı içinde de olabiliyoruz.

Bu yanlış anlatımların bu günün nesline yanlış öğretilmesine Polisimizle ilgili de olarak da devam edildiği gibi ki;

Geçen yıllarda Ulusallığına gölge düşürebilen ulusal gazetelerden birinde, polisin dün ve bugününü konu ederken..

“Polis öyle bir korku havası vermişlik içinde görülmüş idi ki, ebeveynler yaramazlık yapan çocuklarını korkutmak için “ bak polis amca geliyor…, Seni Polise veririm haaa...” veya “polis amcana söylerim/çağırırım” diyerek susturur hatta uyuturlarmış” anlatımı içinde olabilmekteydi.

Görmediği ama duyduğu veya öğrendiği bir yanlış olguyu hakikatmiş gibi köşesinde yazması hiçte yerinde ve asıl değildi. Bizim kuşaktan olanlara sorun bir! Hangisine ebeveynleri, Polisi sevmeyip onu ucube gibi gördükleri ve yaramazlık yapan çocuklarını korkutma için Polisi vesile etmişti acaba? Ama 27 Mayıs 1960 sonu onu benimseyenlerde belki olabilmiştir de oradan bellekleşmiştir diye düşünürüm

        Bizlerin ebeveyn, etraf ve öğretmenlerimiz ise aksine olarak, Polis ve bekçi babaların bizim huzurumuz için çalıştıklarını, biz uyurken bizi korumak için geceleri soğuk, yağış demeden sokaklarda devriye gezdiklerini öğretirler bunu aşılarlardı... 

       ***

Konumuzu değiştirmeyip Yaşantım içinde müşahede edebildiğim Polis – bekçi olaylarından bir nebzeyi konu etmek isterim.

Türk Polisi yakalar”

Zaman zaman bir saç teli, düğme, kumaş, ayakkabı vb. gibi iz üzerinden ne kadar profesyonellik içinde de olsa canileri bulup neticeye varan polisimizin zekâ ve başarısını takdir etmekte aciz oluruz.

Bu yeni değil yıllar evveli de vardı. 25 yıl kadar evvel Ankara’daki Emniyet Müdürlüğü koridoruna konan, “Hafta’nın, Ay’ın ve Yıl’ın başarılı polisleri” in tablosunu görmüştüm. Bunlardan birisi bir polisin kendi başına, zanlısı bulunamayan bir olayı hatırladığım kadarı ile köprü altında bulduğu bir ayakkabı üzerinde durarak ısrarlı tetkik ile bir yıl sonra katili bulduğu anlatılıyordu. Geçen yıl bir izmariti izleyerek taa Batman’da caniyi ele geçirdikleri gibi.

Ya yıllar evvel ne olmuştu? Türkiye’yi ziyaret eden İngiltere Kralı Cumhurbaşkanı Atatürk ile boğazda gezerken Dış İşleri Bakanı kaçamak yapmış kendi başına Taksim ve Beyoğlu’nda gezinmek için ayrılmış.

 Ayrılmış ama o zamanın yankesicileri bu güne göre zorla değil sizin ruhunuz duymadan cüzdanı yürüten cinsten olanları çoğunlukta. Bunlar için çok anlatımlar olurdu…

Bakan, gezisinin dönüşün de bir taksiye biner ve inerken cüzdanını arayınca bulamaz!. ve cüzdanın yürütüldüğünü hayret içinde anlar

Ne ise ki oradaki görevliler yardım ederler ve işlem Türk Polisine duyurulur.

Aradan bir saat geçtikten sonra Komiser gelerek Elçiye içindekileri de tam olan cüzdanını takdim eder.

Umutsuzluk içinde yurduna döneceğinin düşüncesinde olan elçi hayretler içinde kalarak, “Bizim Sconland Yard bile böyle kısa zamanda bulamaz. Nerede, ne zaman alındığını bile bilmediğim olayı nasıl kısa zamanda çözdünüz? …”diyerek hayretini belirtirken teşekkürler ederken hayli bir parayı Polis yardımlaşmasına vermek ister. İster ama böyle bir teşekkül olmadığı gibi geçenlerde bir polisimizin yaptığı gibi kabullenmezler.

Olay tabii Atatürk ve misafiri Kral duyar. Kral da övgüsünü belirtirken Atatürk şöyle der..  “Türk Polisi yakalar. Onun için zamanın bile mefhumu olmaz” diyerek cevaplar.

Bu olayı yıllar öncede yazmıştım. Polisimizle ilgili yazım Polis dergisi yanında daha Internet yaygınlığı olmayan o günlerde Google’de de yayınlanmıştı.

1960lı yıllara kadar bilhassa geceleri sabaha kadar mahallesini düdük çalarak kontrol eden Bekçi Baba’larımız vardı. İçi yünlü olan kürkleri içinde soğuk kar demez gezer, düdükleri öttükçe mahalleli rahatça uyurdu. Bununla ilgili yazımı geçen yıl yazmıştım. Merak edenler “Müşahede Ahmet Güldağ yazıları” olarak Google’den arayabilir veya bendenize mail atarak isteyebilirler.

*** …

Sağlık ve esenlik içinde yaşam dilerim… 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.