Peygamber Torunu Hz. Hasan (ra)

.
Resûl-i Ekrem’in; “Allah bana, Fatıma’yı vermemi emretti” buyurduğu, “Cennet üç kimseye hasret çeker” diyerek, Ammar bin Yâser ve Selmân-ı Fârîsî ile birlikte adını zikrettiği eşsiz şecaat, ulviyet ve dirayet sahibi, âlimlerin sultanı Hz. Ali’nin (ra) büyük oğlu Hz Hasan (ra). Hicretin 3. yılında Medine’de dünyaya geldi. 5 yıl hilâfet makamında kalıp, zehirlenerek şehid edilen babasından vefatından 2 gün sonra hicretin 40. yılı Ramazan ayının 19. günü Müslümanların 5. halifesi olarak seçilen Peygamber torunu Hz. Hasan, 6 ay 6 gün sonra hicretin 41. yılı Rebiülevvel ayının 25. günü makamını Şam Valisi Muaviye’ye bıraktı. Nur neslinin 2 kolundan birincisi, ikinci kolun devam ettiği kardeşi Hz. Hüseyin’den (r.a), on ay yirmi gün büyük olan Hz. Hasan, hicretin 50. yılında 46 yaşında zehirlenerek şehid edildi. Kâinatın Efendisinin ona “El Hasen” ismini yakıştırdığını söyleyen Hz. Ali, şunları anlatıyor:
“Hasan’ın doğuşunda evimizi şereflendiren Resûlullah, onun kulağına ezan okudular. Yedinci günü yine evimizi nurlandırarak çocuğun başını traş ettirip, fakirlere sadaka dağıtarak ‘Akika’ kurbanı kestiler. Sonra ‘Oğluma ne isim verdiniz’ buyurdular. ‘Harp’ veya ‘Cafer’ isimlerinden birini uygun gördüğümüzü, fakat isimlendirme yetkisinin kendilerine ait olduğumu söyleyince, ‘Adı El Hasen olsun’ buyurdular. Böylece bu adla isimlendirilen ilk çocuk Hz. Hasan oldu”
Bir rivayete göre; isim verme sırasında Cebrâil gelip, “Ey Allah’ın resûlü. Ali sana Harun’un Musa’ya nisbeti gibidir. Sen de onun oğluna Harun’un oğluna koyduğu ismi ver” diyor. Peygamber Efendimiz de Harun’un oğluna ait adın Arapça karşılığı olan “El Hasen” ismini veriyor. Sekizi erkek, ikisi kız on evlâdından dördü Kerbelâ’da Hz. Hüseyin ile birlikte şehid oldu. Üçüde çocuk sahibi olamadan vefat etti. Hz. Hasan, Allah Resûlü’nün fevkalâde benzeri idi. Halife seçilince Medine, Mekke, Basra, Irak, Kûfe, Basra, Horasan, İran, Hicaz ve Yemen ahalisinden 40 binden fazla insan kendisine biat ederken, Mısır ve Suriye ahalisi de Şam Valisi Hz. Muâviye’ye biat etti. Hilâfetin yedinci ayında Hz. Hasan, Muâviye’nin 60 bin kişilik ordusuyla Irak’ı zaptetmek üzere Şam’dan yola çıktığını haber alınca kuvvetlerini toplayıp, o tarafa hareket etti. Bir müddet yol alıp, bir yerde konaklayınca iki taraf karşılaştığında pekçok kan döküleceğini düşünerek, dünya için Müslüman kanının akıtılmasına gönlü razı olmadı ve “Sulhta hayır vardır” diyerek, müzakereye girişti. Bazı şartlar altında rakipleriyle anlaşarak halifelikten vazgeçip, önce Kûfe’ye, sonra Medine’ye çekildi.
Kaynaklar Hz. Hasan’ın, halifeliği Muaviye bıraktıktan sonra yaşadığı 9 yılda türlü eza ve cefa çekti, zehir yoluyla altı defa canına kastedildi. Düşmanlarınca çevresinde bir fesat ve suikast halkası oluşturulup, 30-40 kadar yakını idam edildi. Yanına aldığı akrabalarından birkaç kişinin korumasında tehlikenin merkezi Şam’a giderek lüzum gördüğü kimselerle görüştükten sonra Musul’a yöneldi. Yakın dostu Saad Musli’nin misafiri olup, bütün koruma gayretine rağmen bazı tuzaklarla karşılaştı. Davet edildiği insanlardan birisi tarafından zehirlendi. Zehir Hz. Hasan’ı fena hâlde sarstıysa da hayatta kaldı. Medine’ye dönünce ihanet eden eşi Ca’de binti Eş’as, 2 defa kendisini zehirlemeye teşebbüs etti, ancak dedesinin ravzasında yaptığı dualar sebebiyle zehirler tam tesir etmedi. Medine’de kalmanın imkânsız olduğunu görünce Musul’a göç etti. Düşmanları Peygamber torununu öyle bir çember içine almışlardı ki, bu defa da âmâ taklidi yapan bir kişi elindeki zehirli asâyı Hz. Hasan’ın ayağına çarparak yaralıyor. Bu defa acısı daha da fazla, fakat uzun zaman yatarak şifa buluyor. Nur yumağı Hz. Hasan, Medine’ye dönerek, eşinin bulunduğu eve uğramadan kız kardeşi Ümmü Kelsum’un evine iniyor.
Eşi Ca’de, her an fırsat kollayıp, bir gece Hz. Hasan’ın yattığı hücrenin penceresinden sessizce sokularak, su içtiği kâseye küçük bir şişe elmas tozunu boşaltıyor. Biraz sonra uyanan dedesinin bir tanesi sürahiden su içiyor, fakat dayanılmaz bir acı ile kıvranmaya başlayıp, yüzü yemyeşil oluyor. Kardeşi Hz. Hüseyin’i çağırtarak, “Kardeşim, artık benim ayrılık zamanım geldi. Çocuklarımı sana emanet ediyorum” diyor. Hz. Hüseyin, “Seni bu hâle getiren kimdir, onu söyle” diye sorunca, “Kardeşim, bana açık olan sana gizli değil. Bize düşen sabır ve rızadır” karşılığını verdikten sonra kendini yatağa bırakıp, Şehadet getirerek ruhunu teslim etti. O’nu, Saîd bin Âs’ın kıldırdığı cenaze namazından sonra Cennetü’l-Bâki mezarlığında annesi kadınlığın tacı, annelik timsâli Hz. Fatıma’nın yanına defnedildi. Zehir hadisesinden birkaç gün önce rüyada alnında İhlâs Sûresi yazılı olduğunu gördü. Saîd bin Âs, “Eğer rüyası sadıksa ölüm şerbetini içmesi yakındır” diyor.
Kan dökülmesi ve fitne doğmasından son derece çekinirdi. Mizacındaki bu incelik sebebiyle halifeliği bıraktı. Zühd ve bağlılıkta en ileride idi. Beraberinde birçok deve ve at varken yirmibeş defa yaya olarak Kâbe’yi ziyarete gitti. “Bu kadar uzun mesafeyi bineksiz aşmaya niçin katlandın” diye soranlara, “Başka türlü Allah’ın huzuruna durmaktan hayâ ederim” cevabını verdi. Birisi, “O kadar güzel konuşurdu ki, aman susmasın diye içim titrerdi” dedi. Yalnız üç hadis rivayet etti. Allah, cümlemizi Cennetinde onunla komşu yapsın. Amin.
(DEVAM EDECEK)

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri