Pazar günkü maçın kahramanını maça gelen binlerce Konyaspor sevdalısına tek tek sorsanız kuşkusuz PAWELEK derdi. Yazılarımın birinde ‘Pawelek gibi bir kalecin varsa bir puanın cepte’ demiştim. Bunu önünde oynayan on kişi, kenardaki hocası hacısı biliyor. Takım arkadaşlarının her kurtarıştan sonra dirençleri artıyor ve motive oluyorlar. Özellikle deplasmanlardan getirilen puanlarda Pawelek’in katkısı tartışılmaz. Adam ligin en az gol yiyen kalecisi, sadece 21 gol yemiş.
Bilindiği gibi bazı hocalarımız takımın oyun stratejisini önemli futbolcuların üzerine kurarlar, bu futbolcular takımın kilit oyuncusudur. Bu oyuncularda genelde ofansif ağırlıklı ortasaha oyuncuları olurlar, ama bizim Konyaspor’da öyle bir görüntü ortaya çıkıyor ki, kalecimiz takımın kilit oyuncusu. Gol yemedikçe takım arkadaşlarının direncini arttırıyor, onlarda takım savunmasını iyi yaparak Pawelek’e katkı sağlıyorlar.
Bu arada ölü toptan birde gol attık mı, yatıyoruz üzerine alıyoruz puan ya da puanları ve kendimizi bir anda şampiyonluk potasının içinde buluyoruz.
Acaba diyorum böyle bir kalecimizin olması içeride futbolcuları dışarıda teknik heyeti üretkensizliğe mi itiyor? Yoksa futbolcularımız Pawelek artı takım savunması artı ölü top oyun anlayışını iyice kanıksadılar mı?
Kenar yönetimde ‘nasıl olsa elimde yeterli kadrom yok, kimi kimle değiştireyim, nasıl olsa Pawelek gibi bir kalecim, takım savunmasını iyi yapan disiplinli bir ekibim var’ diyerek taraftarında dört gözle beklediği ölü toplara bel bağlamak acaba onları da maç içerisindeki üretkenliklerini olumsuz etkiliyor mu?
Zira her maç sonrası muhakkak Pawelek’ten söz ediyor, onun kurtarışlarının puan yada puanlar almamıza neden olduğunu yazıyoruz. Bu yüzden yazımın başlığı ‘Pawelek tek başına yeter mi?’ dedim.
Yetmedi de ama ona dışarıdan teknik kadro olarak acaba diyorum oyuna Ertuğrul ile başlayıp kaza geçiren Gökhan’ı (bu arada ona da çok geçmiş olsun diyorum) Ali Dere’yi, Robak’ı daha etkin kılamaz mıydık. İlk yarı sadece üç yarım pozisyonumuz vardı ve orta sahamız savunmadan top alamıyor alamayınca da savunmanın uzun topları Kürşat’tan geri geliyordu. Ancak Osman Hocam geçen hafta üç puan almamızda katkısı olan Recep’i Robak’ın yanında oynatınca ortaya 4-2-4 versiyonu ortaya çıkıyor.
Kenarlarda Ali ve Gökhan ileriye top taşıyamayınca işimiz yine ölü toplara kalıyor bu yüzden Robak’ın düşürülüşüne büyük tepki gösteriyoruz, çünkü rakip kale önüne gidemiyoruz. Hamza Hoca baktı ki, ilk yarı Konyaspor’un üzerlerine geldiği yok, ‘bari biz gidelim’ dedi. İkinci yarıya Sani’yi sol tarafa Mert'i santrafora, sol kenardaki Sertan’ı da orta sahaya alarak girdikleri sayısız gol pozisyonlarında Pawelek’in sayesinde kurtulduğumuz bir Akhisarspor ortaya çıkarttı.
Buna karşın bizde Ertuğrul ile 74.dakikada bir hamle yaptık, ancak geç kaldık. Maç deplasmanda olsaydı Recep ile başlamak doğru olurdu ve rakibin hücumlarını durdurmak adına uygun bir tercih olurdu, ancak içeride oyun anlayışı işte böyle oluyor. Orta saha top yapamıyor, savunma uzun uzun oynuyor, kenarlarda etkisiz olunca Pawelek kardeşim otuzuncu kez milli oluyor.
Zaman daralıyor, dört maç kaldı. Dışarıdaki maçlardan korkum yok, çünkü orada karşılayan biziz. Hem Pawelek ile hem de takım savunmamızla iyi karşılıyoruz, ancak içeride sadece Pawelek’e işi bırakmayalım, oda bir insan, ‘böyle bir kalecimiz var’ diye hamlelerimizde gecikmeyelim, zira bu kaleci bize ilk ikiden çıkamazsak play off ta çok lazım olacak ve orada Konyaspor’un bu oyun anlayışı ile başarılı olacağına yürekten inanıyorum.
Sonuç olarak henüz kaybedilmiş bir şey yok zirveden kopmadık, bana göre kopmayacağız da, ama son dört maçı hep birlikte oynayalım, sadece Pawelek’e bırakmayalım.
Bakın biz hocaların olmazsa olmazımız başarıdaki beş faktör Konyaspor’da oluşmuş durumda. Yönetim görevini yerine getirmeye çalışıyor, teknik heyet genelinde başarılı, karakterli, yürekleriyle oynayan futbolcu gurubu, sürekli motive etmeye çalışan ve yönlendiren bir basın ve nihayet pazar günü de gördüğümüz muhteşem taraftar. Daha ne isteriz?