PANDEMİNİN ÖĞRETTİKLERİ

Süleyman Küçük

Corona pandemisinin bizlere ilk öğrettiği şey maskesi en çabuk düşen şeyin insanları virüsün bulaşmasından koruduğu söylenen maske olmuştur.

Virüsten korunma için mesafe ve musluk ile birlikte olmazsa olmaz üçlünün birincisi olan maskenin maskesinin düşmesi 2 şekilde olmuştur.

Birincisi pek çok tıp profesörünün normal maskeleri bir tarafa bırakın cerrahi maskelerin bile insanları corona virüsünden korumayacağı ve kendilerinin pek çok tıbbi müdahaleler haricinde maske takmadıkları yönündeki açıklamaları işin sıhhi yönünün deki aldatmacayı ortaya koymuştur.

İkincisi ise maskenin yetersizliğini ve devlet eliyle dağıtımdaki başarısızlığı gören pek çok kişinin seri üretim yapıp herkesten önce piyasaya verme adına merdiven altı denilen yerlerde hangi malzemeden olduğu belli olmayacak şekilde ürettirdikleri maskelerin insanları korumak bir yana içerdiği kimyasallar nedeniyle çok fazla zarar verebileceği gerçeğidir.

Maske böyle de virüsten koruduğu söylenen mesafe faktörü bundan farklı mıdır? Değildir.

Çünkü birbirleri ile sürekli yakın temas kurmayı adet edinen insanlar için corona nedeniyle tasarlanmış dünya arasındaki uyumsuzluktur.

Virüs miktarını bir tarafa bırakın henüz şehir adına bile olsa kişiselleştirilebilen insanlara zarar veren partikül miktarını bile analiz edebilen bir sistemin olmadığı yerde koruyucu olacağı ifade edilen mesafenin ne olacağı konusunda da ikna edici bir bilimsel çalışmanın olmamasıdır.

Mesafenin korumada belirleyici olmadığı konusundaki tıp profesörlerinin açıklamaları da ayrı bir durumdur.

Hastalık, ölüm, maske, karantina, el yıkama, dezenfektan, mesafe, eve kapatılma konularında tekrar tekrar suçlanmaları ile geçen 1 yıla yakın süreden sonra alelacele uygulamaya başlanan corona aşısı ise belki de bu pandemi döneminde maskesi en kötü düşen şey oldu.

Taktıkları maske nedeniyle insanları nefessiz bırakan koskoca bir yıldan sonra uygulamaya konulan aşının söylendiği miktarda temin edilip söylendiği hızda uygulanamaması nedeniyle aşıya olan güvensizliğin ilk nedeni olmuştur.

Corona nedeni ile ilan edilen küresel Pandemiden orta ve uzun vadede çıkış yolumuz olarak gösterilen ve tünelin ucundaki ışık olarak da tanımlanan aşının pandemiden çıkış stratejisi olarak ifade edilemeyeceği iddiaları yine tıp camiası mensuplarından geldi.

Onlarca yıldır maruz kaldığımız birbirinden farklı olan grip virüsünün ne aşısı ne de ilacının henüz bulunamamış olması, hatta hiç bulunamayacak olması gerçeği de aşının maskesinin düşmesini hızlandırmıştır.

Aşı insanlara faydalı mıdır derseniz elbette hiç kimse faydası yoktur demez.

Ancak birileri çıkar da insan nüfusunu aşılarla kontrol etmemiz gerekir dedikten sonra, aynı kişi ürettikleri aşıların sizi hastalıklardan koruyacağından bahsederse insanların aşı konusuna güvensizlik duymasından daha tabi bir şey olamaz.

Üstelikte küresel ilaç kartellerinin kontrolündeki DSÖ nün talimatlarına harfiyen uymayı görev sayan sağlık yöneticilerine rağmen aşını içeriğinde insanların sağlığına zarar verecek olan içerikler olduğunu hatırlatan az sayıdaki de olsa doktorların feryatlar her geçen gün daha da yükseliyorsa.

İnsanların hayatlarında olduğu gibi hiç kuşkusuz salgında da bazı kırılma anları yaşadık.

İnsana dönük bu kırılmaların birincisi mihmandarlığını yürüttüğü pandemi mücadelesinde başlarda dâhil olduğu hükümetten hatta partiden bile fazla güvenilen kişi olarak öne çıkan Fahrettin Koca cephesindeki kırılma olmuştur.

İktidar cephesi tarafından çok büyük bir başarı olarak gösterilen sağlıkta dönüşüm programının pandemi ile mücadele döneminde şehir hastanelerinin sağlığın alınıp satıldığı bir işyerine dönüştürülerek ticarileştirmesinden başka bir şey olmadığının, bizzat bakanın ağzından duyulmuş olması üyesi olduğu siyasi partiden farklı gözle yaklaşılan Sağlık Bakanının kendisini ve politikalarının uygulandığı bakanlığını da ele vermiştir.

Pandemi döneminde maskesinin düşmesine en çok üzüldüğümüz varlık ise maalesef Müslümanlar olmuştur.

Güya inançları olan İslam din iman ve ahlak umdeleri gereği hayatlarının her döneminde ve her anında ölüme hazırlıklı olmaları gereken Müslümanların gerçekte ölümden en fazla korkan ve en hızla kaçan kimseler olduğunun ortaya çıkmış olmasıdır.

Bu demek değildir ki Müslümanlar hastalıklara karşı tedbir almayacaklar ve tedavi yollarını araştırmayacaklar.

Hz. Peygamberimizin(sav) “Ey Allah’ın(cc) kulları tedavi olun” emrine uyan Müslümanlar elbette tedavi olacaklar.

Ama Helal yollardan olacak bu iş.

Diyanetin “Salgında aşı yaptırmamak kul hakkına girer” açıklamasına karşı İslam’ın Müslümanlara kendi tedavi yöntemlerini ortaya koymayı farz kıldığını ve küresel siyonist ilaç kartellerine ve onların tedavi süreçlerine güvenmenin ise caiz olmadığını ifade eden Ebubekir Salih Hocanın düşüncesinin daha İslami ve insani olduğunu düşünüyoruz.

 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.