Hiç kimse kendi ölümüne ağıt yakamaz
CEZA TAHTASI
ÖZDE VE SÖZDE BİR OLMAK
Bir moda tabir oluştu.
‘Sözde değil, özde.’
‘Söz’ ne, ‘Öz’ ne?
Söz nereden gelir. Özü, nasıl duyarız?
Sözü niçin söyleriz?
Kim söyler, kimler kime söyler, niye söyler?
Söz özden mi gelir, yoksa közden mi?
Söz, yürek süzgecinden geçip dilden çıkınca söz olmaz mı?
Söz, özden gelene denmez mi?.
Peki nereden çıktı bu, ‘Söz de değil özde’ tabiri.
Toplumun içinde yaşadığı durum mu bunu söyletti.
Söz özden gelirse söz olur, sadece dilin ucundan söylenirse köz olur.
Söz, yerine getirildiğinde onurlandırıcı özellik taşır. Getirilmediğinde ise karakter bozukluğu oluşturur.
Biz, ‘Özü de sözü de bir olan’ milletin evlatları değilmiyiz?
Sıkıntıyı saklamak, başkasını üzmemek için ‘nasılsınız’ diyenlere; “Çok iyiyim” demez miyiz?
Bu özün dilden dökülmesi değil mi?
Söz, bir düşünceyi eksiksiz olarak anlatan kelime dizisidir. Anlamı vardır.
Bazen dar çevrelerde ortalarda dolaşan ve insanı üzen sözler de vardır.
Bu sözler ‘karakter’ tescilinin de onayıdır.
Ama bizim toplumumuzda özü de, sözü de bir olanlar tercih edilir.
Bu tipler örnek olarak gösterilir. Hatta “O, sözünde duran bir adamdır. Adam gibi adam” sıfatı ile anılır.
Özü ve sözü bir birinden uzaklaştırmak güvenilmez bir topluluk ortaya çıkarır.
Öz konuşamaz ki…
Ancak söz onu anlatır.
Anlatılanlar hep kandırmaca olursa bundan kim zarar görür. Yalanlardan kime hayır gelir.
İnsanlara inanmamak ve güvenmemek hangi karakterin tezahürüdür.
Üzülerek söylüyorum ama bizi; özü ile sözü ayrı olan bir karaktere bürünmeye zorluyorlar.
Bunun için hepimiz azami gayret gösteriyoruz.
Sözlerimizle yaptıklarımız, konuştuklarımızla hayat tarzımız arasında tam yüz seksen derece fark oluşmaya başladı.
Hz. Mevlana’da aynı konudaki şikâyetini asırlar öncesi; “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” şeklinde dile getirmemiş mi?
Acı bir gerçeği de burudan seslenelim.
Niçin özü ile sözü bir olmaktan uzaklaşıyoruz. Hep yapmacık yaşıyoruz;.. Bu tür insanlar üç beş kişi olsa hiç göze batmayacak. Ama oran çok büyük olmaya başlayınca insan ister istemez düşünmeye başlıyor.
Nerden çıktı bu, ‘öz ve söz’.
Hastalık teşhis edilmeden tedavisi mümkün değildir. Ama bizler nedense iğneyi hiç kendimize batırmıyoruz. Haydi, biraz batıralım. Canımız acıyınca belki uykudan uyanırız
Neden böyleyiz?
Özümüz, sözümüz bir değil. Kul hakkını nasıl bu kadar kolay hazmedebiliyoruz.
Toplumsal ahlak gibi bireysel ahlak yoksunu olduğumuz kesin. Yurtdışında trafik kurallarına harfiyen uyanlar ülkemize girdikleri anda her şey değişiyor. Sistemi, devleti, yasaları suçlayabiliriz.
Ama hiç mi bizde suç yok. Çevreye göre bakıp davranan-toplumsal ahlaka uyan-insanlarımız demek ki bireysel ahlaktan yoksun. Bireysel ahlak sahibi olsak yanlış davranışı çevremizdekiler yapıyor diye biz de yapmayız.
Toplumu oluşturan tek, tek bireyleriz..
Birey aksayınca toplum topallıyor.
Önce ben değişirsem sonra ailem, kentim, ülkem sonra da dünya değişir diyerek önce kendimizden başlayalım.
Haydi.
Bir cesaret. İğneyi hemen şimdi, hem de defalarca kendimize batıralım. Özümüz ve de sözümüz bir olsun.
Mevlana’nın dediği gibi;
YA OLDUĞUMUZ GİBİ GÖRÜNELİM. YA DA GÖRÜNDÜĞÜMÜZ GİBİ OLALIM
Biz sözü de, özü de bir olan milletin evlatları değilmiyiz?
FIKRALARDAN SEÇMELER
DELİ VAR
Adamın biri sinemaya gitmiş, gişeden bilet almış ve içeriye girmiş, çıkmış. Tekrar almış içeriye girmiş. Biraz sonra tekrar çıkmış ve bilet almak için gişeye gelmiş. Gişedeki adam dayanamayıp sormuş: Bu kaçıncı biletiniz beyefendi?Adam cevap vermiş: Yaa, içeride bir deli var, biletimi durmadan yırtıyor!..