Orucun fayda ve hikmetleri tamam da, farkı derken neyi anlatmak istiyorum? Bence bu noktanın açıklığa kavuşturulması gerekir. Bu farkı diğer ibadetlerimizle mukayese ederek mi ortaya koyuyorum, yoksa oruç ismi altında sergilenen ve ibadet amacı olmayan açlıklarla mı? Her ikisi ile de diyebiliriz.
İslâm’ın şartlarından biri olan oruçla, siyasî ve dünyevî çıkar amaçlı oruçları tabii ki mukayese etmek ve mukayese etsek bile orucun sağladığı faydaları, oruç görünümlü o hareketlerde tespit etmek mümkün değildir.
Farz orucun diğer ibadetlerle mukayesesi, fayda ve hikmetlerini ortaya koymak açısındandır. Her ibadetin, kendi alanıyla ilgili fayda ve hikmetleri vardır. Bir ibadetin sağladığı fayda ve hikmetleri, bütün ibadetlerimiz için geçerli saymak yanlış olur. Onun için bir ibadet, diğer ibadetin yerini tutmaz. Yani oruç tutmadığımız zaman meydana gelen boşluğu veya aksaklığı bir başka ibadet ve sosyal tedbir ile doldurmak ve gidermek katiyen mümkün değildir.
Sevap açısından ibadetler arasında bir mukayese ve değerlendirme yapmak doğru olmaz. Hemen hemen ibadetlerin hepsi sevap açısından aynı şans ve lutfa sahiptir. Sevap işi ibadetten çok, ibadet yapanla ilgilidir. Çünkü Allah-ü Teâlâ sevabı ibadete değil, ibadet yapanın niyet, ihlâs ve kulluk gayretine göre verir.
Bu girişten sonra orucun fayda ve hikmetlerine kısaca bir göz atalım:
Oruç, riyasız bir ibadettir:
Evet oruç, riyasız bir ibadettir. Her ibadette az veya çok riya bulunabilir. Riyanın, oruçla bir araya gelme şansı, hemen hemen yok gibidir. Çünkü; kimin oruç tuttuğunu veya kimin oruç tutmadığını ancak Allah (C.C.) bilir. Biz, sabahtan akşama kadar aç ve susuz bekleyen bir kimsenin oruç tuttuğunu zannedebiliriz. Halbuki o, oruç tutmamakta ve insanlardan gizli yiyip içmektedir.
Riya, öyle bir hastalık ki; ibadetin sevabını azaltır, bereketini kaldırır, faziletini yok eder, hizmet ve faydasını sınırlar. Riya, yemyeşil ağacı kurutan bir kurt gibidir. Bu kurdun ilâcı da ihlâstır. Allah (C.C.), gizlemesine ve oruç tutar görünmesine rağmen o kimsenin oruç tutup tutmadığını bilir. Bu açıdan oruca riya karışmaz. Riyasız ibadet etme şansına kavuşmak isteyenler, mutlaka oruç tutmalıdırlar.
Riyasız ibadet ve taatta bulunmanın Allah katındaki derecesi çok yüksektir. Oruç, riyasız bir ibadet olduğu için Allah-ü Teâlâ oruç tutan kulunun Ramazandaki amelini, yüksek dereceden ödüllendirmeye değer buluyor.
2. Oruç, insana açlığa ve susuzluğa dayanma gücü kazandırır ve sabrı öğretir:
İnsan hayatında bolluk ve tokluk olduğu gibi, darlık, açlık ve susuzluk da vardır. Eğer açlık olmasaydı tokluğun kıymeti, susuzluk olmasaydı suyun değeri anlaşılamazdı. Devamlı tok duran ve bolluk içerisinde yaşayan bir kimse, açlığın ve susuzluğun var olduğunun farkına varamazdı. Zanneder ki hayat, kendisinin ve zengin çevresinin yaşadığı gibidir. Halbuki dünyada, -dünyada dedim ama yakın çevremizde bile- insanlar yokluk sebebiyle günlerce aç ve susuz kalabiliyorlar. Hatta açlık ve susuzluktan ölen insanlar bile oluyor. Devamlı tok yaşayan insana, dünyada açlık ve susuzluktan ölen insanların bulunduğunu izah etmek pek kolay olmuyor.
Oruç, insana açlığın ve susuzluğun ne demek olduğunu yaşatarak öğretiyor. Dünyada başka sebeplerle de açlık ve susuzluk çeken insanların bulunabileceğini hatırlatıyor. Oruç, hali vakti yerinde olan mümin insanları, aç ve susuz yaşayan insanlara yardımcı olmaya, onların açlıklarının ve susuzluklarının giderilmesinde görev almaya teşvik ve ikna ediyor.
Oruç, aynı zamanda köklü, yaygın ve tutarlı bir eğitimdir. Zamanımızda askerler, uzun süre aç ve susuz kalmaya ve yaşamaya alışabilmeleri için günlerce açlık ve susuzluk eğitimine tâbi tutuluyorlar. Özel birlikler gerektiği zaman açlığa ve susuzluğa uzun süre dayanabilecek şekilde eğitiliyorlar. Halbuki Müslümanlık, bu önemli eğitimi, geniş çapta oruçla gerçekleştiriyor.
Oruç, insana sabırlı, dikkatli, temkinli ve soğukkanlı olmayı öğretiyor. Sabahtan akşama kadar açlığa ve susuzluğa sabreden ve bu durumu inançla bir ay boyu devam ettiren bir kimse, oruç sayesinde sabrı öğreniyor. Böylece sabrı öğrenen ve bunu ahlâkî bir umde olarak benimseyen kimse, ufak tefek olaylar karşısında dikkatli davranıyor, feverana kapılmıyor, heyecanlanmıyor, panik yapmıyor ve olgunlukla sabretmesini biliyor.
3. Oruç, insanı disiplinli olmaya ve düzenli yaşamaya alıştırır:
Oruç, insanı disiplinli yaşayışa, plânlı ve programlı hayata alıştırır. Çünkü oruç, İslâm’ın koyduğu kurallara uygun tutulmaktadır. Orucun sahih olmasının şartlarını düşünecek olursak bu kurallar, daha iyi anlaşılmış olur. Ramazan ayında yerine getirilen bu dinî görevin, oruç sayılabilmesi için; gece sahura kalkıp oruca niyet etmek ve iftara kadar hiçbir yeş yiyip içmeden ve cinsi isteklere uymadan beklemek gerekir. Böyle yapılırsa bir gün oruç tutulmuş olur. Bunun neticesinde biz de disiplin alışkanlığı yerleşir. Ahlâk ve davranışlarımızda oluşan bu disiplin, aile ve iş hayatımıza, insanlarla münasebetlerimize olumlu tesir eder.
Orucun dinî bakımdan doğru ve eksiksiz tutulmuş olması, ibadetin itibar kazanması, benimsenmesi ve cazip hale gelebilmesi için yeterli değildir. Allah (C.C.) için oruç tutan kimse, iradesini disipline eder, karakterini düzeltir, ahlâkını güzelleştirir ve nefsini kontrol altına alır. Orucun kazandırdığı disiplin ve ahlâk ile kendisini günaha, cehalete, tembelliğe, uyuşukluğa iten güçlere karşı koyar. Oruç tutan kimsenin iç dünyası kadar, dış dünyası da güzel olur.
Devam Edecek