11 ayın sultanı Ramazan’ı büyük bir mutluluk içinde karşılayan İslam âlemi, orucunu tutmaya ve Allah’a karşı en iyi şekilde ibadetini yapmaya başladı. Peki, Ramazan’ın önemi nedir ve nasıl bir Ramazan geçirmeliyiz? Bu konularla ilgili gazetemize açıklama yapan SÜ İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hüsamettin Erdem, Ramazan’ın üç aylar içinde daha da farklı bir yere ve öneme sahip olduğunu belirtti.
BU AYDA KÜÇÜK GÜNAHLAR AF OLUR
Ramazan ayının öneminin oruç tutulmasından ve bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’nin olmasından kaynaklandığını aktaran Hüsamettin Erdem, bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmanın nasip olacağını söyledi. Erdem, bu ayda bir oruçluya iftar yaptıranın küçük günahlarının af olacağını ve cehennemden de korunur korunacağını bildirdi.
ORUÇKEN SABIR VE HOŞGÖRÜYE DİKKAT
“Oruç sadece mideyi boş, ağzı ve damağı susuz bırakarak tutulmamalı, oruca bütün organlar, duygu ve düşünceler, ruh ve beden de katılmalı” diyen Erdem, şöyle konuştu: “Oruçluyken sabır ve hoşgörüyü hiçbir zaman elden bırakılmamalıyız. Akşam iftar vakitlerinde trafikte hoşgörülü olmalıyız. Beş on dakika sonra iftarımızı açsak ne olacak. Başka zamanlardan daha bağışlayıcı ve müsamahalı olmalıyız” dedi.
Müslüman’ın Allah'ın rızasını kazanmak için oruç tuttuğunu ifade eden Prof. Dr. Hüsamettin Erdem, bu nedenle orucun samimiyetle yapılan ibadetlerin başında geldiğini söyledi
İslam alemi 11 ayın sultanı Ramazan’a kavuştu. Ramazan’ı mutluluk içinde karşılayan İslam âlemi, orucunu tutmaya ve Allah’a karşı en iyi şekilde ibadetini yapmaya başladı. Peki, Ramazan boyunca nasıl oruç tutmalıyız ve ibadetimizi nasıl yapmalıyız? Ramazan’ın önemi nedir? Tüm bu konuları Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Ana Bilim Dalı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hüsamettin Erdem ile konuştuk. Prof. Dr. Hüsamettin Erdem, Ramazan ayının üç aylar içinde daha da farklı bir yere ve öneme sahip olmasının nedeninin bu ayda farz olan oruçtan ve bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’nin olmasından kaynaklandığını belirtiyor. Erdem, bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmanın nasip olacağını fakat bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin ise bütün senesinin de günah işlemekle geçeceğine dikkat çekiyor.
* Hocam, Ramazan’a niçin 11 ayın sultanı denir?
- Allah’ın yaratmış olduğu bazı mekânlar ve zamanlar vardır ki bunlar diğerlerinden farklıdır, bu mekânlar Mekke, Medine, Kudüs gibi yerlerdir. Zamanlar ise mübarek geceler, aylar ve günlerdir. Mesela bu aylar arasında Recep, Şaban ve Ramazan farklı ve ayrıcalıklıdır. Bu zamanlarda ve mekânlarda yapılan ibadetlerin sevapları, dereceleri de diğer zamanlardan farklıdır. Ramazan ayı ise bu üç aylar içinde daha da farklı bir yere ve öneme sahiptir. Çünkü bu ayda farz olan oruç tutulur ve bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır. Kur’an bu ayda inmeye başlamıştır. Bu ayda teravih vardır, iftar vardır, sahur vardır, mukabele vardır. Kur’an’a daha çok rağbet vardır, insanlar arası daha sıkı ilişkiler vardır, onlara karşı merhamet ve sevgiyle yaklaşma vardır. Bu nedenle bu aya on bir ayın sultanı denilir.
* Ramazan’ın diğer aylardan önemi nedir? Biraz açıklar mısınız?
- Bu çok faziletli ve şerefli bir aydır. Bu ayda yapılan bir farz da, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bir oruçluya iftar yaptıranın küçük günahları af olur, cehennemden korunur. Bu ayda inananlar daha çok birbirini korur ve kollar, birbirini daha fazla görüp gözetir, cömertleşir. Hz. Peygamber, cömert bir insandı, ama O, Ramazan ayında her zamankinden daha da cömertleşir, adeta esen rüzgâr gibi elinde avucundakini etrafındaki fakir ve muhtaç insanlara dağıtırdı. Müslümanlar genel olarak zekâtını bu ayda verir, fitre sadakasını bu ayda öder, daha fazla sevap kazanmak için sadakasını, iftarını, davetlerini bu ayda yapar. Yine bu ayda, emri altında çalışanların işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine imkân verip kolaylık gösteren âmirler de bağışlanır ve cehennem ateşinden korunmuş olur. Ramazan ayında, Hz. Peygamber, esirleri azat eder, her istenilen şeyi isteyene verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer. Bu ayda Müslüman af olur ve bağışlanır. Cennetin kapıları sonuna kadar açılır. Cehennem kapıları ise kapanır. Şeytanlar, zincirlere vurulur. Rahmet kapıları ise sonuna kadar açılır.
* Ramazan’da neden oruç tutarız, orucun İslam dininde önemi nedir?
- Oruç İslam’da Hz. Âdem’den beri var ola gelen bir ibadettir. Hz. Âdem oruç tuttuğu gibi, Hz. Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve diğer bütün peygamberler de oruç tutmuştur. Ramazan ayında oruç tutmak çok sevaptır. Özürsüz oruç tutmamak ise büyük günahtır. Oruç tutan kimse hem dinin bir farzını yerine getirmiş olur, hem de diğer taraftan Hz. Âdem’den bu yana bütün peygamberlerin bir sünneti olan oruç tutmayı gerçekleştirmiş olur. Bir Müslüman herhangi bir menfaat düşüncesi ile değil yalnız Allah'ın emri olduğu için ve onun rızasını kazanmak maksadıyla oruç tutar. Oruç samimiyetle yapılan ibadetlerin başında gelir. Çünkü oruçlu olan kimsenin oruçlu olduğunu Allah’tan başka kimse bilemez. Gerçek manada Allah ile kul arasında olan orucun sevabı da hadsiz hesapsızdır. Çünkü kışın en soğuk anında, yazın en sıcak zamanlarında inanan mümin sadece yaratanı için aç ve susuz kalmaktadır. Bu ayda açıktan oruç yiyen, bu aya saygısızlık ve hürmetsizlik etmiş olur. Namaz kılmayan bir kimsenin de oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir.
* Hüsamettin Hocam, oruç sadece aç ve susuz durmaktan ibaret midir?
- Oruç, yalnız aç ve susuz kalmak değildir. Birilerini aç ve susuz bırakmakla ona oruç tutturmuş olamazsınız. Orucun, sabır, şükür, nefsi terbiye vb. gibi birçok hikmet boyutu vardır. Orucun bir özelliği de bizi kötülüklerden koruyan bir ibadet oluşudur. Hz. Peygamber orucun bu özelliğini "Oruç bir kalkandır, o halde oruçlu kötü söz söylemesin. Kendisi ile çekişip kavga etmek isteyen kimseye iki defa, ‘ben oruçluyum’ desin” diyerek belirtmiştir. Oruç, kişiyi cehennem ateşinden de korur. Oruç, bize daima Allah'ı hatırlatır, oruç içinde uyulması gereken esaslara, kurallara riayet ettirerek sorumluluk duygusunu geliştirir. Bir ay boyunca devam eden bu manevî eğitim sonucu Allah sevgisini kalplere iyice yerleşir, böylece insan davranışlarını kontrol altına alarak her türlü kötülükten uzaklaşmış olur. Orucun askerlik ve yurt savunması bakımından da ayrı bir önemi vardır. Savaş zamanlarında cephedeki asker, yiyecek ve içecek bulamadığı zaman açlığa ve susuzluğa katlanmak zorunda kalabilir. Oruç tutmaya alışmış olanlar, böyle zorluklara daha kolay dayanırlar.
* Hocam, özelilikle insanlar oruç tutarken bazen çok sinirli oluyorlar, bu doğru bir davranış mı? Oruçluyken nasıl bir davranış sergilemeliyiz?
- Oruç insana birçok faziletler kazandırırken bazılarını ise sinirli ve reaksiyoner yapıyor. Bakıyorsun sabır, sebat, metanet, sükûnet ve tahammül bu insanların lügatlerinden silinmiş oluyor. En ufak bir aksilik ve aksaklık karşısında beklenmedik tepkiler gösteriyorlar. Mesela trafikte seyrederken karşı tarafın en ufak hatasını büyütüp duruyor, en ufak bir hatadan dolayı etrafındakilere bağırıp çağırıyor, sövüp sayıyor. Belki bunu biraz da tuttuğu orucun oluşturduğu açlık ve susuzluk sebebiyle yapıyor olabilir ama ne olursa olsun oruçlu iken insan diğer zamanlardan daha metanetli ve hoşgörülü olmalıdır. Ben şunu hiç anlamış değilim, bizim özellikle de Konya trafiğinde akşam eve dönüşlerde, özellikle de iftara yakın zamanlarda insanlarda bir acelecilik, bir sabırsızlık ve hak hukuk tanımazlık başlıyor. Herkes bir an önce eve gitmek için trafiği altüst edebiliyor. Herkes normal zamanlarda olduğu gibi hakkına razı olsa hiçbir anormallik olmayacak, ama ne gezer. Hâlbuki beş on dakika sonra yapsan ne olacak iftarını. Güya oruç tutuyoruz. Hâlbuki oruçlu daha hoş görülü, başka zamanlarda bağışlayamayacağı kusurları bile daha bağışlayıcı, affedici, merhametli ve müsamahalı olması gerekir.
* Oruç bize neleri öğretir hocam, bunlardan biraz bahseder misiniz?
- Nimet elde iken değeri gereği gibi bilinemez. İnsan sahip olduğu nimetlerin değerini ancak bunlar elden çıktıktan sonra bilebilir. Oruç da bize birçok nimetin kadir ve kıymetini öğretir. Çünkü oruç tutan bir insan, bir süre nimetlerden uzak kalınca bunların değerini daha iyi anlar. Sahip olduğu nimetlerden bir süre uzak kalmak insana, onları daha iyi korumasını, israf etmemesini ve nimetleri kendisine veren Allah'a daha çok şükretmesini öğretir. Bir nimetin şükrünün edası, o nimetin cinsinden başkalarını faydalandırmakla olur. Bu nedenle Cenab-ı Hak, ayetinde: "Eğer nimetlerime karşı üzerinize düşeni yerine getirir (şükrederseniz), size daha da çok veririm." diye buyurmuştur. Oruç, aynı zamanda köklü bir nefis ve irade terbiyesi, insanı kötü alışkanlıklardan alıkoyan, kötü davranışlardan uzaklaştıran ve iyi huylar kazandıran bir ahlâk eğitimidir. Hz. Peygamber (S.A.V.) "Her kim yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmazsa Allah onun yemesini, içmesini bırakmasına değer vermez" demiştir. Oruçlu kimse önce helâl olan yiyecek içecek ve cinsel arzularından geçici bir süre uzak kalarak iradesini eğitmeyi ve ona hâkim olmayı öğrenir. Bu maddî bağlardan, gelip geçici ihtiraslardan uzaklaştıkça Allah'a yaklaşır. Orucun, ruh ve beden üzerinde olumlu etkileri ve vücut sağlığı bakımından faydalı sonuçları tıbben de kanıtlanmış bir gerçektir. Pek çok hikmetleri olan oruç emrinin bu yönüne de Peygamber Efendimiz "Oruç tutunuz ki sağlıklı olasınız" diyerek belirtmiştir. Orucun faydaları sadece bedenimizle ilgili değildir. Onun ruhumuzda ve sinir sistemi üzerindeki olumlu etkileri ve bu ibadetten oruçlunun duyduğu iç huzuru, pek çok manevî rahatsızlığı tedavi ederek kişiye güçlü bir moral kazandırır.
* Hüsamettin Hocam, birazda orucun sosyal faydaları hakkında bilgi verir misiniz?
- Orucun fert bakımından pek çok faydaları yanında toplumun huzuruna da sağladığı çok önemli faydaları vardır. Oruç, insanın şefkat ve merhamet duygularını geliştirerek bunun topluma sevgi ve yardım şeklinde yansımasını sağlar. Hayatında açlık nedir bilmeyen bir insan yoksulların çektiği açlık ve sıkıntıyı gereği gibi anlayabilir mi? Bir eli yağda, bir eli balda olan varlıklı bir kimse yoksulların çektiği ızdırabı yüreğinde duyabilir mi? Elbette ki, gereği gibi duyamaz. Fakat oruç tutan kimse açlığın ne demek olduğunu bizzat tatmış olduğundan yokluk içinde kıvranan fakirlerin, kimsesizlerin çektikleri sıkıntıları içinde duyarak şefkat ve acıma duyguları gelişir. Bunun sonucu olarak da fakirlere yardım elini uzatarak sıkıntılarını giderir, toplumun huzur ve mutluluğuna katkıda bulunur. Dinimiz, bütün Müslümanları tek bir vücut gibi kabul etmiş, Müslümanların birbirlerinin dertleri ile ilgilenmelerini istemiştir. Hz. Peygamber insanların en cömerdi idi. Ramazan ayında cömertliği doruk noktasına ulaşır, elinde ne varsa yoksullara dağıtırdı. Peygamberimizin eşi Hz. Ayşe: "Allah'ın Rasûlü üç gün peş peşe karnını doyurmamıştır. İsteseydi doyururdu. Lâkin o, yoksulları doyurup kendisi aç kalmayı tercih ederdi" demiştir. Hz. Ömer'in halifeliği zamanında dokuz ay süren bir kıtlık olmuştu. Hz. Ömer, "ihtiyaç sahipleri bize gelsin" diye halka duyuru yapmış, kendisi de, Müslümanlar bolluğa kavuşuncaya kadar ekmekle beraber zeytinyağından başka katık yemeyeceğine yemin etmişti.
* Hocam son olarak, Ramazanla ilgili neler söylemek istersiniz?
- Oruç sadece mideyi boş, ağzı ve damağı susuz bırakarak tutulmamalıdır. Oruca bütün organlarımız, duygu ve düşüncelerimiz, ruh ve bedenimiz de katılmalıdır. Mübarek aylarda, günler ve vakitlerde günahlardan titizlikle uzak durmaya çalışmalıyız. Bu günlerde itaatimizi, ibadet ve her çeşit hayır ve hasenatımızı artırmalıyız. Çünkü Allahın sevdiği kimseler faziletli vakitlerde faziletli amellerle meşgul olur. Buğuz ettiği kul ise faziletli vakitlerde kötü işlerle meşgul olur. Kötü işlerle meşgul olanın bu hareketi azabının daha şiddetli olmasına ve Allah’ın ona daha çok buğuz etmesine sebep olur. Çünkü o, böyle yapmakla vaktin bereketinden mahrum kalmış ve onun hürmet ve şerefini çiğnemiş olur. Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allah’ın razı olduğu işleri yapmalıdır. Çünkü Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise cehennemden kurtuluştur.
HASAN AYHAN