13-15 Mayıs tarihleri arasında Yunus Emre Kültür Merkezi ve Ürdün Üniversitesi'nce düzenlenen Uluslararası Türk-Arap Müşterek Değerler ve Kültürel Etkileşim sempozyumuna katılmam münasebetiylebir haftalık bir Ortadoğu gezimiz vuku buldu. Bu gezi esnasında İsrail cephesinde Kudüs ve Filistin bölgesi ve Ürdün tarafında ise Amman, Salt, İrbid, Aclun ve Akabe gibi önemli şehirleri görme fırsatımız oldu. Bu süreçte toplumun çeşitli katmanları olan akademik, iş ve kültür dünyasından bir çok kişi ile görüş alışverişi vuku buldu. Sokak izlenimlerimizden ve görüştüğümüz önemli kişilerden Türkiye’ye Doğru Bakışla ilgili edindiğimiz izlenimbir başka manada Ortadoğu’nun kalbinden Türkiye’nin genel görünümü şu şekildedir:
Hem sokaktaki halkta hem de değişik sosyal çevrelerde AKP hükümetleri döneminde görülen ekonomik, sosyal ve kültürel, idari değişim ve gelişime dikkat çekilmekte Türkiye’deki siyasi yapı ve bu siyasi düşüncenin felsefesi anlamaya çalışılmaktadır. Özellikle bunlardan önemli bir kesim Sayın Başbakan Erdoğa’nın bölgesel lider perspektifi çerçevesinde çıkışları ve ekonomik ve siyasi gelişmeler sonucunda ortaya çıkan yükselen Türk imajı Ortadoğu’nun despotikdikta ve askere dayalı güvenlik merkezli yönetimleri tarafından tecrit edilen veya periferiye itilen hatta yönetimin değişik vatandaşlık statüleri verdiği geniş halk kitlelerini heyecanlandırmış; Arap Baharı ile ortaya çıkan değişime katkı yapabileceğine hatta ülkelerindeki değişim doğrultusunda da bir beklentiyi beraberinde getirmiştir. Öyle ki sokaktaki bir çok kişide Türkiye’nin büyük bir devlet olduğu ve gereğini yapması gerektiğine dair bir görüş ortaya çıkmıştır Hatta bu çerçevede Türkiye’de yaşama arzusunda olan veya Türk vatandaşı olmak isteyen önemli bir kitle oluşmuştur. Bu aynı zamanda Arap toplumlarında Osmanlı tarihine bakış açısını da değiştirmeye başlamıştır. Resmi görevlilerin dışında görüştüğümüz bu kesim Osmanlı dönemini hayırla yat etmeye ve Osmanlı döneminde halkların bir biri ile huzur içinde yaşamını devam ettirip; Kudüs veya Amman’daki bir tüccarın İstanbul, Kahire, Halep, Bağdad ve Konya’dan kafilelerle çok kolay ve güvenli olarak alışverişini yapabildiğini vurgulamakta hatta bu günde insanların Mekke, Medine, Kahire ve Basra ve Konya ile rahat bir şekilde vizenin ve pasaportun olmadığı geliş gidişlerin olması gerektiğini vurgulamaktadırlar. Osmanlı tarihi ile ilgili olarak geçmişte sadece Filistin menşeli halk kitleleri sultan II. Abdülhamid’in İsrail devletinin kurulmamasına dönük çalışmalarından dolayı onu hayırhahla anıyorlardı. Halbuki şimdi görünen o ki, daha geniş kitlelerde Osmanlı yönetimi ve yapısı irdelenmeye ve anlaşılmaya başlanmış ve genel oryantalist yargılardan kurtulmaya başlanmıştır.
İkinci önemli halk kitlesi Ortadoğu’nun eğlence kültürü içinde akıp giden geleceğe ait sorgulaması olmayan sadece gününü geçirmeye çalışan kitlelerdir. Bunlar daha çok rejim taraftarları ile değişim taraftarları arasında gelip gitmektedirler. Türkiye ile ilgili kanatları ise daha çok Kurtlar Vadisi, Aşk-ı Memnun vb diğer televizyon dizileri merkezlidir. Konuştuğumuz zaman dizlerdeki Türk artistlerini ezbere biliyorlar. Bu kesim daha çok Türkiye’yi bu pencereden tanımaktadır. Akademik dünyada çalışan dostlar Türk dizilerinin bu kesim üzerinde yaptığı yıkıma dikkat çekmektedirler.
Üçüncü kesim ise kral ve taraftarları olup Türkiye’nin yükselen imajından ve vizyonundan rahatsız olanlardır. Öyle ki bu kesim Türkiye’nin AKP iktidarı ile Neo-Osmanlıcılık düşüncesi içerisine girdiğini gündemde tutarak Osmanlı ve Türklere karşı geçmişte var olan Oryantalist bakış açısını sıcak tutmaya çalışmaktadırlar. Özellikle AKP iktidarının Suriye krizinde Hür Suriye Ordusunun yanında yer alması sıranın da kendilerine geleceğine dair bir kanaat içine girmelerine neden olmuştur. Bu düşünce tarzı doğal olarak ülkelerinde binlerce mülteci olmasına rağmen Ortadoğu’daki Arap milliyetçisi diktatör yönetimlerinin Suriye meselesinde nötr bir çizgide bulunmalarını zorlamıştır.
İlginç olan bir başka noktada Ürdün yönetiminin Suriye politikası üzerinden İsrail ve ABD’ nin de Suriye politikalarını rasyonel bir şekilde okuyabilmektir. Ortadoğu’da ABD ve İsrail’in en önemli stratejik ve ekonomik müttefiklerinden birisi Ürdün’dür. Amman’daki yönetimin ABD ve İsrail projeksiyonu olmadan Suriye meselesinde strateji geliştirebilmesi mümkün değildir. Hattı zatında Ortadoğu’daki bütün şehir devletlerinin dış-politikaları üzerinden Süper Güç Amerika Birleşik Devletlerinin ve onun Ortadoğu politikasının mihenk taşı İsrail’in Ortadoğu politikalarındaki yaklaşımı ve boyutunu okumak mümkündür. Özellikle Ürdün yönetiminin Ülkenin her tarafında özelde İhvan-ı Müslüm sempatizanlarına genelde ise İslamcıakımlara dönük ava çıkması, İsrail’in Hamas ve diğer İslami örgüt mensuplarına dönük baskıcı ve yok etme politikalarıyla örtüşmektedir. Ayrıca kral Abdullah’ın yönetiminde danışmanlık yapan kişiler ile yaptığımız görüşmeler esnasında AKP politikalarına “hem mıhına hem nalına” vurgu yapacak şekilde inişli çıkışlı açıklamalar yapmaları İsrail ve Kudüs’de görüştüğümüz İsrailli yetkililerin görüşünden farksızdır. Aslında Ortadoğu iktidarları geçmiş dönemde de Filistin meselesi üzerinden İsrail düşmanlığı güdüyormuş gibi görünerek kendi despotik iktidarlarına halk zemininde meşrutiyet sağlamışlardır. Filistin meselesini sakız yapan Ortadoğu yönetimlerin ellerinden bu kartlar alınmalı ve halklarına zulüm eden gizli haber alma teşkilatı ile ayakta duran bu rejimlerin kirli bohçaları tek-tek piyasaya çıkarılmalıdır. Kurtuluş Ortadoğu Halklarının geçmiş tarihlerini doğru dürüst öğrenmelerinden geçmektedir.
Ortadoğu’nun Kalbi Amman ve Kudüs’den Türkiye’ye Bakışlar
.
İlk yorum yazan siz olun