Konuşmak sana bana ona değil tüm insanlığa bahşedilen bir büyük nimettir. Ve daha ilk kelimelerimizi savururken bu büyük nimetin sorumluluğu da omuzlarımıza yüklenivermiştir aniden. Belki de o minicik bacaklarla ayağa kalkmaya çalıştıkça düşüşümüz hep bu ağırlıktandı.
Ya hakkı söylemekti doğru olan yada susmak. Ama haklı olduğun yerde hak için susmak ise dilsiz şeytanlıktı. Sahi söz gümüşse sükût altındı birde. Zalimi zalim yapan mazlumun susması değilmiydi ama? O zaman konuşmak ve susmakla ilgili tüm bildiğimiz cümleler kavramlar bizi bir yerde toplasın ve hemfikir olalım.
“Hakkın yanındaysan hak konuş ama şahsın ve nefsin için değil davan için dik durda konuş.
Bir yanlışın varsa sus, ama doğrusunu öğrenip hayatına uygulayana kadar sus. Nefsini yenip hakkı bulduğunda yanlışı elinin tersi ve dilinin ucundan dökülen ‘LA’larla haykır.”
Peki herkes hakkım var alacağım ben hakkın tarafındayım diyorsa…
O zaman herkes dediğimiz insanlığı ve o insanların bağlı olduğu grup liderlerini hocalarını başkanlarını ablalarını ağabeylerini bir teste tabi tutacağız. Birkaç soru sıralayalım alan alsın kalbine yerleştirsin, alamayan olursa besmele çekip belki lazım olur diyerek iç cebine koysun.
Öncelikle soralım;
- O hak dediğiniz yerdeki hak olan başınızla, cennette haşr olmak ister misiniz? Cennet makamınızın onun yanı başında olmasına tereddütsüz razı mısınız?
- Bir gruba bir cemaate yada bir partiye bağlı olmak onun gerektirdiği şartlarını kabul etmektir. Tüm gereken ve sizden talep edilen şartları canı gönülden uygulayabiliyor musunuz?
- Her türlü adım atacağınızda buna ‘Rabbim ne der’ diye sorgulama yapmanıza müsaade ediliyor mu?
- Ve bu sorgulamada çıkan karar uygun değil ise ‘amenna’ denilebiliyor mu?
- Allah’ın Kitabı cemaat hocalarının kitaplarından önce gelebiliyor mu?
- Sorgulamaya başladığınızda sizi hakka ulaştıracak yollar mı gösteriliyor yoksa burada sorgulama olmaz denilip kapı dışarımı ediliyor fikirleriniz ve bedeniniz?
- Maddiyat ve makam ve mevki bulunduğunuz ortamın kaçıncı sıra önceliği oluyor?
- Dini yaşamayı icraata geçmeden köşesinde tespih çekmek olarak gösteren bir sohbet ortamı kişiyi ne kadar ve nereye kadar kurtarabilir?
- Hak her yerde haktır, gerektiğinde ufak tefek taviz vermeniz isteniyor mu?
- Bulunduğunuz ortamdaki kardeşlik saf duygularla mı yoksa adınızın önündeki makam sıfatınızla mı şekilleniyor?
- Bağlı olduğunuz topluluğu bir gün ‘yanlış yapıyorlar, ben daha iyisini yaparım’ diyerek menfaatiniz uğruna terk ediyor oluşunuz hiçbir zaman hakkın yanında olamayışınız demektir. farkında mısınız?
- İnsanlık olarak görevimiz araştırıp inceleyerek en doğruya ulaşmak için uğraşmaktır şüphesiz, ancak doğru ve hak için belirlediğimiz kıstaslarımız kime göre şekil alıyor? Nefsimize mi yoksa Rabbani emirlere mi?
- Kendi nefis terbiyesi derken kanayan yaralarımız gençliğimiz ve acı çeken Müslüman kardeşlerimize sadece gözyaşlı dualar yeterli olur mu? Yeterli olur mu verdiğimiz birkaç kuruş sadaka tüm insanlığın kurtuluşu için?
- Gerektiğinde canla başla ve çağımızın gereği olan kalemle savaşmak ama güç olmak için bir olmak hakkın hakimiyeti için tek yürek olmak değilmidir bir cemaate bir gruba üye olmadaki amaç?
- Bu okuduğumuz sorular karşısında hâlâ nurlu ve inanmış bir tavır mı var yüzümüzde yoksa biraz yutkunduk mu aralarda???
…
Bunlar ve daha sayamadığımız birçok sorunun cevabını içtenlikle onaylıyorsak bulunduğumuz topluluk haktır Allah’ın izniyle. Ve hak yolda haklı olduğumuza kesin kâni olduksa; buyurun meydanlar sayfalar satırlar muhabbetler sizin ve bizim olsun.
Konuşmak en tabi haklıların gururlu kazanışının göstergesidir. Ne haseti, nede kini olan montajsız şantajsız bir toplulukta olmak haklı onurudur insanın.
Vakit insanlığın konuşma vaktidir.
Vakit Haklı olanların hak olanı anlatmak için susan tüm gönüllere ulaşma vaktidir. Şunu bilmemiz gerekir ki; inanmışların Susuşu bilmeyişleri yada korkmuşluklarından değil sadece büyüklerine olan saygıdandır. Zira hakkın safında olanların Konuşması kadar susması da etkilidir yeri geldiğinde.
Tüm bu cümleler ışığında; bu yazıyı yazmama sebep olan, çocukluktan gençliğe gidiş yolumda hayranlıkla onayladığım saygı duyduğum bir eski ve eskimiş başkana tüm davadaşlarımın ve Konyalı yaşıtlarımın cümlelerini değil yalnızca ahlarını gönderiyorum…
İşte tamda orada duracaksın başkan.
Hepimizin bir sınırı bir çizgisi var. Kendi sınırlarını çizdiği kalemini yine kendi eliyle kıranlar; size geçmişinizden değil geçmişimizdeki yerinizden dolayı saygımızdan susuyoruz.
Sen sağ biz selamet…