Vaktimiz kısa, yerimiz dar, zamanımız yok, yetişmemiz lazım o yüzden; elinden kolundan değil, direk mevzunun kalbinden başlamak istiyorum…
Anne olmadan önce eleştirdiğim bir cümleyi şimdi kalben tasdiklerek yazıyorum.
Kadının hayatımızdaki önemi ve en öncelikli olarak üstlendiği iş annelik görevidir.
Elbette Kadının ailedeki anne, eş ve ev hanımlığı işlevlerinin toplumsal niteliğini görmemek oldukça büyük bir gaflettir. Çocukların temiz ve şık giyimli olması, vücutlarının gürbüz ve sağlıklı görünmesi de anneliğin tek ve yeterli vazifesi olarak telakki edilmektedir. Hâlbuki asıl olan, çocuğun bedeninden ziyade ruhunu doyurabilmek manevi açlıklarını giderebilmek ve haramdan sakındırıp helalle besleyip helali öğretmektir. Temiz ruhların temiz kalabilmesi için sürekli tetikte durmak ve kalbe giren en ufak bir siyah noktayı ertelemeden o an temizlemektir.
Annelik budur…
Yoksa bedeni sağlıklı ama ruhu hastalıklı; yüzü, elbisesi temiz karnı tok ama fikir
ve mana ufku kirli, çocuklar yetiştirmek annelik değildir. “İyi evlatlar iyi annelerin
meyveleridir” Unutulmamalıdır ki zerre kadar harama bulaşılmadan yetiştirilen evlatlar
her zaman kuvvetli ve şuurlu şahsiyetlerin eseridir.
Kadın demek doğuştan üzerimize yüklenen sorumluluklarla beraber yüce mükâfatlarında sahibi olan annelik demektir. Her kız daha anne karnındayken anne olmaya aday ve uygun vasıflarda yaratılır. Peki bu annelik nasıl olurda cenneti ayakları altında bulunduracak bir hâle gelebilir? Buyurun hep birlikte anneliğin asli görevlerinden birkaçını sıraladıktan sonra asıl konumuza gelelim. Annelik daha bebeğiniz doğmadan karnınızdayken başlar. Ona göre yer içer ona göre davranırsınız. Bebekler öyle güzel hasletlerle yaratılırlar ki, çoğu zaman anneye babaya da manevi yönden artırımlar sağlayabilirler. Her çocuk İslam fıtratı üzerine dosdoğru yaratılır şüphesiz. Ve bize düşen o fıtrattaki tertemiz insanı, dosdoğru bir şekilde yetiştirebilmek ve topluma yararlı bireyler haline getirebilmektir. Beynine İslami hassasiyetler, şuur, iman, maneviyat ve ahlakı yerleştirmektir görevimiz. Ama bu görevlerin yanında belki göz ardı edilen lakin her türlü işlere etkisi, zararı yahut faydası olabilecek bir konuyu atlamaktayız. İnce bir çizgidir aslında ve atlanılması olağandır. Bu sebepten dolayı bu önemin altını çizmek vehelal gıda konusu üzerinde durmak istiyorum. Biliyoruz ki, her şeyin başı beslenmek ve her türlü ahlaki dejenerenin başlangıç sebebi ise helallik gözetilmeden beslenmektir.
Öncelikle hayatımızın her alanına etkisi olan helal gıda nedir buradan başlayalım. Helal gıda; çiftlikten çatala tümüyle İslâmî kurallara uygun olarak hazırlanan gıdayı ifade eder.Daha geniş bir açıklamayla Helal Gıda; bitkisel, hayvansal, kimyasal yada mikrobiyal kaynaklı olsun, gıda ürünlerinin; hammadde, işlem yardımcı maddeleri, bileşenleri, katkı maddeleri, işleme metodları, işletme koşulları ve dahi ambalajlarının İslâmî kurallara uygunluğunun ifadesidir.
İslâm’dan önceki İlahî Dinlerin tahrif olmamış hallerinde de helal gıda bahsinin geçtiğinidüşünecek olursak ki Kutsal Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bu yönde birçok ayet vardır, helal gıda kavramının ilk insan ile birlikte var olduğunu söylemek yanlış olmaz. Musevi’lerin tizlikle uyguladığı Koşer standartları ve sertifikasyonu, tahrif olmuş Tevrat’ta da helal gıda konusunun önemli bir yeri olduğunun işaretidir.
Osmanlı’da tahirdir damgasının kullanılmasından söz edilmesi -somut örnekleri ile ilgili bilgi olmasa da- sertifikalandırma bağlamındaki uygulamaların ilki olarak değerlendirilebilir. Osmanlı’daki bu çalışmaların temeli ise Peygamber Efendimiz’in bizatihi uygulamalarına ve Hz. Ömer tarafından kurulan “Hisbe Teşkilatı”na dayanmaktadır.
Buradan anlaşılacağı üzere helal gıda; yeni doğmuş bir kavram olmaktan ziyade ilk
insandan günümüze kadar çeşitli şekillerde adlandırılıp uygulanan sistemlerin bugün ki karşılığıdır.
Gerek helal gıda arayışının artması gerekse pazar payının iştah kabartan yapısı, helal
gıda konusunun uluslararası düzeyde ele alınmasına neden olmuştur. Bir taraftan
uluslararası helal kodeksi çalışmaları devam ederken diğer taraftan standardizasyon vesertifikasyon ile ilgili uygulamalar ve tartışmalar devam etmektedir. Bununla beraber çeşitli ülkeler kendi içlerinde kamu/dernek (sivil toplum kuruşlu) faaliyeti şeklinde helal gıda standardizasyonu ve sertifikasyonu çalışmalarını yürütmekte, uluslararası kalite kuruluşları da sertifikasyon yapmaktadır.
Yakın zamana kadar, Müslümanlar hangi yiyeceğin helal, hangi yiyeceğin haram olduğunakolayca karar verebiliyordu. Kur’an ve sünnet bize kolayca anlaşılabilecek kurallar bildirmiştir. Şimdilerde, bizim dışımızda gelişen gıda endüstrisi ise, gittikçe yaygınlaşmış, klasik yiyecek ve içeceklerimiz dahi yeni teknolojilerle üretilir duruma gelmiştir. Hergün yediğimiz ekmek gibi. Bunun yanında bilinmeyen yeni gıda çeşidi ortaya çıkmıştır. Kola, ciklet, ketçap, mayonez ve marşmellov gibi. Bu durum Müslüman tüketiciyi kolayca çözemediği iki soru ile karşı karşıya bırakmıştır:
1.BİZE SUNULAN YİYECEK VE İÇECEKLER HELAL Mİ ?
2.BİZE SUNULAN YİYECEK VE İÇECEKLER SAĞLIĞA UYGUN MU ?
İşte bu sorulara aranan cevaplar sonucunda ortaya çıkan bir kuruluş dur GİMDES.
Gimdes 2005 yılından bu yana helal gıda konusunda çalışmalar yürütmektedir. Öncelikle bu konuda bilincin oluşması gayesiyle çeşitli yayınlar yapmış, ardından 2009 yılında ulusal ve uluslararası kuruluşlar tarafından akredite edilerek sertifikasyona başlamıştır. Ülkemizde uluslararası sempozyumlar ve fuarlar düzenlemiştir. Ulusal ve uluslararası birçok kuruluşa üye olan Gimdes helal standardı yayınlayarak sertifika programı ihdas etmiştir. Bu çalışmalar Türkiye’de bir ilk olması bakımından oldukça önemlidir.
Uluslararası birçok kuruluşun helal belgelendirmesi yapması helal gıda pazarının geldiği boyutu görmemiz için yeterlidir. Pew Araştırma Merkezi Din Ve Kamu Hayatı Forumu’nun “Müslüman Nüfusunun Geleceği 2030 Öngörüsü” raporunda şuan %20 civarında olan Müslüman nüfusun 2030 yılında %26,4 lük paya sahip olacağı belirtilmektedir. Bununla beraber “helal gıda”nın hijyen ve kalite markası olarak algılanması Müslüman olmayan nüfus üzerinde de etkili olabilecektir.
Bu denli önemli bir konuda dünyaca kabul edilmiş genel oluşumun bulunmayışı helal gıda pazarını doğrudan etkilemektedir. Bu konuda yapılacak çalışmalara acilen ihtiyaç vardır.
Helal gıda pazarının günümüzde olduğu gibi gelecekte de dünya ticaretinde önemli bir yer tutacağı aşikârdır. Sürekli yükseliş trendine sahip bu pazarda Türkiye’nin de -gerekli kanuni düzenlemeleri biran evvel hazırlayıp- yerini alması gerekmektedir.
Tüm bu bilgiler ışığında ülke bazında üzerine düşen görevi hakkıyla yerine
getiren kuruluş Gimdes, aile bazında yerine getirmek zorunda olan ise
kadınlardır.
Aslında, Araştırmaları ve önümüze belgeleriyle sunulan gerçekleri Gimdes’den takip edip ailemize ve çocuklarımıza yedirmek ve içirmek kadar basit bir görev bahsettiğim. Ve son noktası olsun cümlelerimin, Sözlerin en güzeliyle sonlandıralım…
Allah Maide suresi 88.ayeti kerimesinde şöyle buyurmuştur;
"Allah’ın size temiz ve helal olarak verdiği rızıklardan yiyin. Kendisine iman
ettiğiniz Allah’dan korkun helallerden kendinizi men etmeyin, yasaklarından dasakının.”
Ve Allah Resulü de bir hadisi şeriflerinde bizlere asırlar öncesinden durumumuzu şöyle
bildirmiştir;
"Öyle devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helalden mi, haramdan mı
olduğuna hiç aldırmayacak.Böylelerinin hiçbir duası kabul edilmez." (Buhari)
Allah doğru yolda en doğru adımları atanlardan eylesin inşallah. Ki kadınlar insanlığın
temel taşlarına şekiller verip bulunduğumuz toplum düzeninin içerisine bırakılan
çocukların anneleridir.
Ve Kadınlar;
İslamiyet’in üzerine yüklediği değerle şeref kazanan, Allah tarafından
annelikle taçlandırılan cennet yolcularıdır…