Konya İnanç Özgürlükleri Platformu üyeleri Kayalı Park’ta 173. hafta basın toplantısında Diyanet Vakfı’nda yaşanan olaylar gündeme getirildi. Platform Sözcüsü Ahmet Bayam, Türkiye Diyanet Vakfı’nda meydana gelen görevden almaların gözleri Diyanet Vakfı’nın üzerine çekildiğini belirterek, “Diyanet Vakfı’nın ne yaptığı ve yapması gerekenlerden neleri yapmadığı, bu kurumun niçin var olduğu bir kez daha tartışma konusu olmuştur. Devletin din üzerindeki tahakkümünü ifade eden diyanet bu tahakküm hususunda dinin devlete karşı tarafsız olarak ilan edilen laiklik algısını dine müdahalesi olarak uygulayan bir görüntü çizmektedir” dedi.
Bayam, dinin devlete müdahalesinin kanunlarla yasaklandığı Türkiye’de devletin dine müdahalesinin kurumlar yolu ile gerçekleştirildiğini vurguladı. Diyanet Vakfı’nda Ayşe Sucu’nun görevden alınmasını değerlendiren Bayam, “Ayşe Sucu’nun görevden alınmasının ardından görüyoruz ki ilgili vakfın kadınlar üzerinde ne tür bir çalışma ürettiği de ortaya çıkmıştır. Kendisini dini temsil makamında gören bu anlayışın dinle olan bağların zayıflığı dini hayata olan ilgilerinin basitliğine rağmen dinle alakalı işlerde ona şekil vermeye çalışmaları bir tahrif çalışmasından ibarettir” diye konuştu.
Vakfın din ile alakalı işleri yerine getiremediğini belirten Bayam, “İlgili kurum din ile alakalı işler yapıyor gibi görünse de aslında görevlerini tam olarak yerine getiremiyor. Ülkenin en önemli gündemi başörtüsü üzerinden dini hayata yapılan baskıların, adı geçen kurum tarafından hiç gündeme getirilmemesi bir eksikliktir. Türkiye Diyanet Vakfı ve kurum yetkilileri zalimlere sessiz kalmışlardır. Bu kurum başörtüsü zulmünü yapanlara karşı sadece sessiz kalmamakla beraber, üstününe üstlük bu zulüm hem destekçisi hem de bu zulmün sonuçlarının pratik uygulayıcısı olmuşlardır” diye ifade etti. Türkiye Diyanet Vakfı’nın dini hayata müdahale edenlere destek sağlayan bir kurum olduğunu söyleyen Bayam, vakfın Müslüman halkın paraları ile oluşturulan bir kurum olduğunu söyledi. Direnişin sadece zulüm edene karşı muhalefet ile yeterli olmayacağının altını çizen Bayam, “Direniş aslında zulmü besleyen düşünceye, inanca ve anlayışa da karşı koymayı gerektirir. Müslüman halkımızı kendi dini hususunda hassasiyet göstermeye, zalimi ve onun destekçilerini adları ne olursa olsun ve hangi kimlik altında bulunursa bulunsun, onları desteklemeyi reddediyoruz. Unutulmamalıdır ki putların en büyükleri din adına dikilenler ve din adamları tarafından dikilenlerdir. İçinde bulunduğumuz günler buna şahitlik etmektedir. Hristiyan din adamları tarafından oluşturulan haç, çam ve Noel uygulamaları bunların en açık örnekleridir” dedi.
Bayam, dinin devlete müdahalesinin kanunlarla yasaklandığı Türkiye’de devletin dine müdahalesinin kurumlar yolu ile gerçekleştirildiğini vurguladı. Diyanet Vakfı’nda Ayşe Sucu’nun görevden alınmasını değerlendiren Bayam, “Ayşe Sucu’nun görevden alınmasının ardından görüyoruz ki ilgili vakfın kadınlar üzerinde ne tür bir çalışma ürettiği de ortaya çıkmıştır. Kendisini dini temsil makamında gören bu anlayışın dinle olan bağların zayıflığı dini hayata olan ilgilerinin basitliğine rağmen dinle alakalı işlerde ona şekil vermeye çalışmaları bir tahrif çalışmasından ibarettir” diye konuştu.
Vakfın din ile alakalı işleri yerine getiremediğini belirten Bayam, “İlgili kurum din ile alakalı işler yapıyor gibi görünse de aslında görevlerini tam olarak yerine getiremiyor. Ülkenin en önemli gündemi başörtüsü üzerinden dini hayata yapılan baskıların, adı geçen kurum tarafından hiç gündeme getirilmemesi bir eksikliktir. Türkiye Diyanet Vakfı ve kurum yetkilileri zalimlere sessiz kalmışlardır. Bu kurum başörtüsü zulmünü yapanlara karşı sadece sessiz kalmamakla beraber, üstününe üstlük bu zulüm hem destekçisi hem de bu zulmün sonuçlarının pratik uygulayıcısı olmuşlardır” diye ifade etti. Türkiye Diyanet Vakfı’nın dini hayata müdahale edenlere destek sağlayan bir kurum olduğunu söyleyen Bayam, vakfın Müslüman halkın paraları ile oluşturulan bir kurum olduğunu söyledi. Direnişin sadece zulüm edene karşı muhalefet ile yeterli olmayacağının altını çizen Bayam, “Direniş aslında zulmü besleyen düşünceye, inanca ve anlayışa da karşı koymayı gerektirir. Müslüman halkımızı kendi dini hususunda hassasiyet göstermeye, zalimi ve onun destekçilerini adları ne olursa olsun ve hangi kimlik altında bulunursa bulunsun, onları desteklemeyi reddediyoruz. Unutulmamalıdır ki putların en büyükleri din adına dikilenler ve din adamları tarafından dikilenlerdir. İçinde bulunduğumuz günler buna şahitlik etmektedir. Hristiyan din adamları tarafından oluşturulan haç, çam ve Noel uygulamaları bunların en açık örnekleridir” dedi.