Okuma Öğrenmeyen, Çuval Taşımayı Öğrenir

.
Okumak, insanı yeni keşiflere götürür. Bilinen dünyayı derinlemesine kavrayışın yanı sıra, bilinmezlerin dünyasında da yolculuklara çıkarır. Kişinin önünde; yeni, alışılmadık ufuklar açar. Neyi, nasıl, niçin yaptığı bilincini insana aşılayarak, dünya hallerini yaşanılır kılmanın dersini öğretir. Bireyin “insan” oluş hakikatini kavramasına katkıda bulunur.
Onun için bilgelerin dershanelerinin kapısında “kendini tanı” ibaresi yer alır. Çünkü kendini tanımayan, başka varlıkları idrak edemez.
Bilen, kendisini güvende hissederken, bilmeyen şüphelerin batağına saplanır. Öyle ise insan; bilmenin hakikatine tutunarak, bilgisizliğin afetinden sakınmalıdır. Bilmenin, bilgilenmenin temel edimlerinden olan “okumak” fiilini hayatının asli odağı yapmalıdır.
Üstad Necip Fazıl Kısakürek; “Hasta olsam, ilacım, çorbam, sütüm o kitap/ Suda mantarım, gökte; paraşütüm o kitap…” anlayışı ile milli kimliği buldu.
Cihan Devleti olan Osmanlı; “soylu, tepeden bakmayan, muhteşem, insanı ezmeyen, büyük, ürkütmeyen” gibi özellikleri, çok okuyan, araştıran yöneticileri sayesinde aldı.
Parlak tarihimizin her döneminde mutlaka, diğer ülkelere nazaran “okuma” oranının çok yüksek olduğunu görürüz.
Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu yayınlandı. Bu rapora göre, “okuma” sıralamasında Türkiye, 173 Birleşmiş Milletler üyesi ülke arasında, ancak 86 ncı sırada yer alıyor.
Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu’na göre; Japonya’da bir yılda 4 milyar 200 milyon kitap basılıyor, Türkiye’de ise bu rakam 23 milyon. Yani Türkiye, Japonya’nın 4 milyarından sonraki küsuratı olan 200 milyonun ancak onda biri kadar kitap basabiliyor.
Japonya’da kişi başına düşen kitap sayısı 25 adet. Fransa’da 7 adet. Türkiye’de ise 12 bin 89 kişiye bir kitap düşüyor.
Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu’nda, “çeşitlilik olarak kitap istatistikleri”ne de yer verilmiş. Çeşitlilik olarak kitap istatistikleri de şöyle:
Amerika Birleşik Devletleri’nde yılda 72.000,
Almanya’da yılda 65.000,
İngiltere’de yılda 48.000,
Fransa’da yılda 39.000,
Brezilya’da yılda 13.000,
Türkiye’de yılda 6.000 farklı kitap basılıyor.
Bu rakamları, ülkelerdeki fert başına düşen gelir düzeyi ile izah etmeye kalkışmak insanı yanıltır. Bu fotoğrafı sadece bu konu ile izah edemeyiz. Bakın Türkiye’de fert başına düşen gelir 9.500 dolar. Bu rakam Azerbaycan’da 1.500 dolar. Ama Azerbaycan’da her kitap ortalama 100.000 basıyor ve satıyor. Türkiye’de ise bir kitap 3.000 basıyor ama tamamı satılamıyor.
Bir sivil toplum kuruluşunun Türkiye’de yaptığı bir araştırmaya göre, Türkiye’de kitap okuma oranı yüzde 4,5 iken, televizyon seyretme oranı yüzde 94’tür.
İşte Türkiye’nin fotoğrafı budur. Yüzde 4,5 nüfusumuz kitap okuyor, yüzde 94 nüfusumuz ise televizyon izliyor.
İşte bundan dolayı bu ülkede Moiz “işveren” oluyor ama Mehmet, Hasan, Fatma “ırgat” olarak görülüyor.
Victor Hugo’nun deyimiyle, “okuma öğrenmeyen, çuval taşımayı öğrenir.” 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (7)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazarlar Haberleri