Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta art ardına gelen okul saldırıları tüm Türkiye’de gündem oldu. Eğitim sendikaları iş bırakma kararı aldı. Öğretmenler ve velililer okullardaki güvenlik sorununu tartışmaya başladı.
Konya Sivil Toplum Kuruluşları Platformu da konuya ilişkin basın açıklaması yaptı. Platform Başkanı Adem Ceylan, “Sorunlarımızı o sorunlara yol açan nedenleri konuşmadan ve o sorunları çözmeden konuşmak doğru bir yöntem değildir. Toplumu oluşturan insan kalitesinde, toplumun temel taşı aile yapısında, eğitim sisteminde, sınav sisteminde, iş hayatında, emniyet ve güvenlik sisteminde sorunlar var” diye konuştu.
‘UYGULANAN YÖNTEMLER SORUNLARI ÇÖZMEDİ’
Adem Ceylan, “Siverek ve Kahramanmaraş okul baskınları ülkemizin çok önemli bir sorununu çok acı ve acil bir şekilde gündemimize taşıdı. Ateş, sadece katledilen, yaralanan öğrenci ve öğretmenlerimizin değil, her birimizin hanelerine düştü. Bu vesileyle ve öncelikle ülkemize, eğitim camiasına taziyelerimizi iletir, vefat eden öğretmen ve öğrencilerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dileriz. Birkaç günde oluşan ve çözümü de çok kolay olan sorunlar değil maalesef. Şimdiye kadar uygulanan yöntemler sorunları çözmedi hatta artırdı. Sorunu oluşturan yöntemler ile sorun çözülemeyeceğinden yanlışların derhal terki ve doğru yöntemlerin derhal uygulamalara geçirilmesi zorunluluktur. Pansuman çözümler sadece meseleyi ötelemekten başka bir şeye de yaramaz. Olayı salt güvenlik sorununa indirgemek, öğrencilerin disiplinsizliğine bağlamak, etkisiz nedeni öne çıkarıp diğer önemli nedenlerin önemsizleştirilmesine yol açacaktır” ifadelerini kullandı.
‘ZORUNLU EĞİTİMİN SÜRESİ YENİDEN ELE ALINMALI’
“Şiddet kültürü salt okullarda söz konusu olsa, sorun sadece güvenlik önlemleri etrafında tartışılması anlaşılabilir” diyen Ceylan şunları kaydetti: “Lâkin, trafikteki en küçük ihlali çözmek için arabasında sopa saklayan bir toplum yapımızın olduğu bilinen gerçektir. Sorunun en masumları öğrencilerdir. Çünkü onlar karar verici, politika oluşturucu noktada değildir. Dolayısıyla olayı güvenlik sorunu haline getirerek öğrencilerin üzerine yıkmak doğru değildir. Bu çerçevede ön yargılı olmadan her genci okumaya zorlayan 12 yıllık zorunlu eğitim şimdi tartışılmayacaksa ne zaman tartışılacaktır. Her öğrencinin kendini girmek zorunda hissettiği sınavlar, öğrenciyi asosyalleştiren sosyal medya ağları, sarsılan aile yapılarına yönelik toplumun değer yargıları ve geleneklerine uygun politikalar belirlenmeli ve uygulanmalı, öğrencilerin ilgi, kabiliyet ve yönelimlerine göre daha esnek, alternatifli ve nitelikli modeller geliştirilmelidir. Zorunlu eğitimin süresi ve içeriği, gençlerimizin hayata daha sağlıklı hazırlanmasını sağlayacak şekilde yeniden ele alınmalıdır.”
‘ÇOCUĞUN MAHREM ALANI KAVRAMI DOĞRU ANLAŞILMALI’
Ekran sürelerinin altı saatin altına düşmediği bir ülkede medyanın toplum üzerindeki etkisinin göz ardı edilemeyeceğinin altını çizen Adem Ceylan, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Özellikle sabah kuşağı programları, suç ve şiddeti normalleştiren içerikler ile mafya özentisini teşvik eden diziler konusunda daha etkin bir denetim mekanizması işletilmelidir. Bu noktada RTÜK’ün yalnızca izleyici şikayetleriyle değil, proaktif bir yaklaşımla toplumsal değerleri koruyacak adımlar atması gerekmektedir. Aile kurumu, çocuğun ilk ve en önemli eğitim ortamıdır. Sağlıklı aile yapısının güçlendirilmesi, ebeveynlerin çocuklarıyla kurduğu iletişimin niteliğinin artırılması hayati önem taşımaktadır. “Çocuğun mahrem alanı” kavramı doğru anlaşılmalı; bu alan, ilgisizliğin ve denetimsizliğin gerekçesi haline getirilmemelidir. Aksine, güven temelli bir ilişki içerisinde rehberlik eden, sınır koyabilen ve çocuğun dünyasına dahil olabilen bir ebeveynlik anlayışı yaygınlaştırılmalıdır.”
‘DİJİTAL DÜNYA YENİ RİSK ALANLARI ÜRETİYOR’
Ceylan, “Gençlerin kimlik ve aidiyet arayışında önemli bir rol oynayan dini ve manevi kurumlar da mevcut durumlarını gözden geçirmelidir. Gençlere ulaşmada yaşanan iletişim sorunları tespit edilmeli; onların diline, dünyasına ve ihtiyaçlarına uygun yeni yöntemler geliştirilmelidir. Geleneksel yaklaşımların yanında, yeni yollar aramalı, kapsayıcı ve samimi iletişim kanalları oluşturacak faaliyetler ve modeller üretmelidir. Toplumda “üçüncü adresler” olarak ifade edilen, gençlerin aile ve okul dışında sosyalleştiği alanların eksikliği dikkat çekmektedir. Bu boşluğun yalnızca devlet kurumlarıyla doldurulmaya çalışılması, gençlerin doğal gelişim süreçlerini sınırlayabilir. Sivil toplumun, yerel inisiyatiflerin ve gönüllü yapıların güçlendirilmesi; gençlerin kendilerini ifade edebilecekleri, güvenli ve özgür alanların çoğaltılması gerekmektedir. Dijital dünya ise yeni risk alanları üretmektedir. Discord ve benzeri uygulamalar, kontrolsüz kullanım durumunda gençler için tehlikeli ortamlara dönüşebilmektedir. Aynı şekilde, şiddet ve bağımlılık unsurları içeren sanal oyunlar da çocukların psikososyal gelişimini olumsuz etkileyebilmektedir. Bu alanlarda yasaklayıcı değil; bilinçlendirici, rehberlik edici ve denetleyici politikalar geliştirilmelidir. Ebeveynler ve eğitimciler, dijital okuryazarlık konusunda desteklenmelidir” dedi.
‘ÇOK GEÇ KALMADAN HAREKETE GEÇMELİYİZ’
Zorunlu eğitim süresinin ve yapısının esnek ve çoklu kariyer yollarını destekleyecek şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiğine vurgu yapan STK Platformu Başkanı Adem Ceylan, açıklamasını şu şekilde tamamladı: “Okullarda psikolojik danışmanlık ve rehberlik hizmetleri güçlendirilmelidir. Medya içerikleri için daha etkin ve önleyici denetim mekanizmaları kurulmalıdır. Aile eğitim programları yaygınlaştırılarak ebeveynlerin bilinç düzeyi artırılmalıdır. Gençlere yönelik sosyal, kültürel ve sportif faaliyet alanları artırılmalıdır. Dijital platformlar ve oyunlar konusunda yaşa uygun denetim ve bilinçlendirme sistemleri oluşturulmalıdır. Telegram, Discord mecraları erişim engeline tabi tutulmalı, İnstagram, Tik Tok gibi ağ sağlayıcıların 16 yaş altına yasaklanması acilen yürürlüğe konulmalı, derecelendirilmeyen oyunların sunumu yasaklanmalı, Yeril ve Milli alternatifler acilen üretilmelidir. Sivil Toplum Kuruluşları, gençlere ulaşma yöntemlerini güncelleyerek daha kapsayıcı bir yaklaşım geliştirmelidir. Unutulmamalıdır ki bu mesele, yalnızca eğitimcilerin, ailelerin ya da kamu kurumlarının tek başına çözebileceği bir sorun değildir. Toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerekmektedir. Gençlerimizi korumak ve geleceğimizi güvence altına almak için birlikte düşünmeli, birlikte hareket etmeli ve kalıcı çözümler üretmeliyiz. Suçlu aramak, mazeret üretmek değil çözüm üretmek ve hemen uygulamaya geçmek siyasetin, sivil toplumun, bürokrasinin ve toplumun tüm kesimlerinin görevleridir. Yarın çok geç kaldık dememek için bugün harekete geçmek zorundayız. Biz hazırız. Harekete geçelim. Hemen şimdi.”