Birde ödül verilirken çocuklara cezalar veriliyor. Birinci sınıfta şu okuma sırasında kurdeleler takılması, takılan öğrenci için belki ödül ama: ya okumaya bir ay veya iki ay sonra geçecek olan çocuğun aldığı duygusal cezaya ne demeli? Kurdele alamayan çocuk duygusal destekten yoksun bırakılmış. Öğrenme sürecindeki istendik yeterliği kazanması engellenmiştir. Çocuk öğrenmek istiyor çalışıyor ama olgunlaşama dediğimiz zaman gelmemiş. Psiko- fizyolojik dediğimiz gelişme bir iki ay gecikmiş. Belki daha fazla gecikmiştir. Çocuk şimdiye kadar çalışmalarına karşı ödül verilmediği için yüksek düzeyde kaygı yaşayacaktır. Yüksek düzeyde kaygı öğrenmeyi geciktirecektir. Çocuk kurdeleyi alamadığı için kendini güvende hissetmeyecektir. Çocuk öğretmenden olumlu dönüt aldıkça öğrenme ihtiyacını sürdürür. Burada öğretmen kurdele vermediği çocuğu olumlu dönütten yoksun bırakmıştır. Çocuk belki de şunları söylüyordur “Elimden geleni yapıyorum. Ne yapayım. Okumaya tam geçemedim. Beni öğretmenim anlamıyorlar. Kendimce güzel yazıyorum, okuyorum, ama beni anlayan yok. Çalışıyorum, çalışıyorum bu kadar oluyor” diyor. “Fakat öğretmen kurdeleyi takmıyor.” Çocuk bir iki ay okumaya geç geçince onun için okul öğretmen kitap sevimsiz oluyor.
Birinci sınıfta şu kurdele işi benim hep canımı sıkmıştır. Bir türlü kurdelenin önüne geçilemedi. Erken okumaya geçenlere kurdele takıp, kurdele takanların kurdele takamayanlara sınıfta nasıl baskı oluşturduklarını kurdele takılmayan çocukların duygusal kaygılar yaşadığına ve ebeveynlerin panikleyip okumaya geçemeyecek diye çocuklarını hırpaladıklarına hep şahit olmuşumdur.
Yıllar önce okul bahçesinin kapısında bir çocuğu anne ve babası kolundan tutmuşlar. Okula getiriyorlar. Getirirlerken de konuşuyorlar:
- Hangi öğretmenmiş?
Kafalarından duman tütüyordu. Kendi kendime “acaba dedim öğretmenin biri çocuğu çok mu? Dövdü diye düşünürken.
Bir öğretmen arkadaşa “hayırdır ne oluyor, dedim. Bu gürültü, şamata, bağrış ve çağrış ne?” Demeye kalmadı:
- Bu okuldan o öğretmen gidecek diye anne ve baba bağırıyordu.
- Müdür:
- İçeri geçin velveleye gerek yok ne gerekirse yapılır deyince.
Anne ve babanın yelkenleri suya düştü. Duraksadılar. Müdür odasında neler oldu bilmem. Benim dikkatimi çeken ve ilgilendiren öğrenciye verilen ceza şeklidir.
- Arkadaşa tekrar sordum:
- O sınıfa sende derse giriyorsun. Veliyi celallendiren ve öğrencinin kaçmasını gerektiren ceza nasıl bir cezadır?
- Öğretmen güya ceza vermiş. Bu ceza yüzünden arkadaşları da onunla alay etmişler.
Çocuk öğretmene karşı gelmiş, Çekip kapıyı okuldan gitmiş.
- Nasıl bir ceza dedim?
- Sınıfın enlerini yazıp bir kâğıda asıyoruz ya. Biz onu ödülde kullanıyorduk. En çok derse katılan, dersi dikkatli dinleyen, görgü kurallarına uyan türden yazılar. Bu arkadaş işin acemisi mi? Bu işleri bilmeyerek mi ya da bilerekimi yaptı. Bilemeyeceğim. Yaptığı sınıfın en aptalları diye bir yazı yazmış. Yazının altına da çocuğun ismini yazıp, panoya asmış. Çocuklara “ kimse bu yazıyı kaldırmasın diye tembih etmiş.” İki saat üst üste öğretmenin dersi olunca çocuk bir daha ödevini yapacağını söylemişse de öğretmen bu yazıyı indirmemiş. Çocukta teneffüs saatinde okuldan kaçmış.
Burada düşünülmeden abartılmış ceza verilmiştir. Başarının hazzı çocuğa anlatılamamış. Suç ile ceza orantılı verilmemiştir. Suç ile ceza orantılı verilseydi, çocuk okuldan kaçamazdı. Duygularını tahrik edilmiş. Ağır bir duygusal ceza verilmiş.
Birinci sınıfta şu kurdele işi benim hep canımı sıkmıştır. Bir türlü kurdelenin önüne geçilemedi. Erken okumaya geçenlere kurdele takıp, kurdele takanların kurdele takamayanlara sınıfta nasıl baskı oluşturduklarını kurdele takılmayan çocukların duygusal kaygılar yaşadığına ve ebeveynlerin panikleyip okumaya geçemeyecek diye çocuklarını hırpaladıklarına hep şahit olmuşumdur.
Yıllar önce okul bahçesinin kapısında bir çocuğu anne ve babası kolundan tutmuşlar. Okula getiriyorlar. Getirirlerken de konuşuyorlar:
- Hangi öğretmenmiş?
Kafalarından duman tütüyordu. Kendi kendime “acaba dedim öğretmenin biri çocuğu çok mu? Dövdü diye düşünürken.
Bir öğretmen arkadaşa “hayırdır ne oluyor, dedim. Bu gürültü, şamata, bağrış ve çağrış ne?” Demeye kalmadı:
- Bu okuldan o öğretmen gidecek diye anne ve baba bağırıyordu.
- Müdür:
- İçeri geçin velveleye gerek yok ne gerekirse yapılır deyince.
Anne ve babanın yelkenleri suya düştü. Duraksadılar. Müdür odasında neler oldu bilmem. Benim dikkatimi çeken ve ilgilendiren öğrenciye verilen ceza şeklidir.
- Arkadaşa tekrar sordum:
- O sınıfa sende derse giriyorsun. Veliyi celallendiren ve öğrencinin kaçmasını gerektiren ceza nasıl bir cezadır?
- Öğretmen güya ceza vermiş. Bu ceza yüzünden arkadaşları da onunla alay etmişler.
Çocuk öğretmene karşı gelmiş, Çekip kapıyı okuldan gitmiş.
- Nasıl bir ceza dedim?
- Sınıfın enlerini yazıp bir kâğıda asıyoruz ya. Biz onu ödülde kullanıyorduk. En çok derse katılan, dersi dikkatli dinleyen, görgü kurallarına uyan türden yazılar. Bu arkadaş işin acemisi mi? Bu işleri bilmeyerek mi ya da bilerekimi yaptı. Bilemeyeceğim. Yaptığı sınıfın en aptalları diye bir yazı yazmış. Yazının altına da çocuğun ismini yazıp, panoya asmış. Çocuklara “ kimse bu yazıyı kaldırmasın diye tembih etmiş.” İki saat üst üste öğretmenin dersi olunca çocuk bir daha ödevini yapacağını söylemişse de öğretmen bu yazıyı indirmemiş. Çocukta teneffüs saatinde okuldan kaçmış.
Burada düşünülmeden abartılmış ceza verilmiştir. Başarının hazzı çocuğa anlatılamamış. Suç ile ceza orantılı verilmemiştir. Suç ile ceza orantılı verilseydi, çocuk okuldan kaçamazdı. Duygularını tahrik edilmiş. Ağır bir duygusal ceza verilmiş.