O İslam dünyası için çalıştı

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakanla ilgili hatıralarını anlatan eski Konya Milletvekili Veysel Candan ve eski Balıkesir Milletvekili Ahmet Akçeel, Erbakan Hocanın sadece Türkiye için de
Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’la ilgili hatıralarını anlatan eski Konya Milletvekili Veysel Candan ve eski Balıkesir Milletvekili Ahmet Akçeel, Erbakan Hoca’nın sadece Türkiye için değil İslam dünyası için çalıştığını ifade etti
Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın vefatının ardından onunla birlikte Milli Görüş davasını savunan, davanın yayılması için çalışan, zor şartlara göğüs gören isimlere, Erbakan Hoca’yı sorduk. 1969 yılında Konya’dan kıvılcımlanan Milli Görüş hareketinde Erbakan Hoca’nın yanında yer alan isimlerden eski Konya Milletvekili Veysel Candan ve eski Balıkesir Milletvekili Ahmet Akçeel, Erbakan Hoca’yı Merhaba’ya anlattı.
KEŞKE KAFASINDAKİLERİ YAPABİLSEYDİ
Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın vefatının ardından Erbakan Hoca’nın kişiliği, mücadelesi ve hayatı ile ilgili değerlendirme yapan Erbakan Hoca’yla omuz omuza mücadele vermiş isimlerden Veysel Candan, Erbakan Hoca’nın kafasında tasarladığı çalışmaların tamamını gerçekleştirmesi halinde bugün Ortadoğu’da yaşanan sıkıntıların hiçbirinin yaşanmamış olacağını ifade etti.
1969 yılından bu yana Erbakan Hoca’nın partilerinde çeşitli görevlerde bulunan, 1989 yılında Meram Belediye Başkanlığı ve daha sonra iki dönem milletvekilliği yapan Veysel Candan Erbakan Hoca’yla ilgili anılarını şöyle anlattı:
“Sayın Erbakan’la 1969 bağımsız hareketinde tanıştık. 1970’li yıllarda Milli Nizam Partisi’ni kurdu. Ben de Milli Nizam Partisi Gençlik Grubu Başkanı oldum. Parti kurulurken Erbakan Hoca’yla uzun uzun konuşmuştuk. Milli Nizam Partisi kısa bir süre sonra kapatıldı. Milli Selamet Partisi kuruldu ve o zamanlar merkez ilçe bir taneydi Konya’da. Ben merkez ilçe başkanı oldum. Daha sonra seçimler yapıldı. Milli Selamet Partisi kapatıldı, Refah Partisi kuruldu. 1989 yılında Refah Partisi döneminde Hocamın isteğiyle Meram Belediye Başkan adayı oldum, kazandım. İkinci dönemimde yine Erbakan Hocamın isteğiyle Konya milletvekili adayı oldum ve parlamentoda 10 yıla yakın milletvekilliği, grup başkan vekilliği ve başkan vekilliği yaptım. Bu süre içerisinde hocayla Ankara’da 10 yıl aynı masada çalıştık. Belediye başkanlığımız döneminde de yaptığımız hizmetlerin açılışında geldi her zaman. Hoca bize hep itidali tavsiye ederdi. Vefakar bir insandı. Ekibine çok büyük değer verirdi. Çok intizamlı çalışırdı. Malubiyeti hiç kabul etmezdi. Oyumuz düşük olduğu zamanlarda dahi bunun hiç önemli olmadığını, çalışarak hepsinin aşılacağını söylerdi.
Hakikaten bu dediklerinin hepsi doğru çıktı. Odalar Birliği’ndeki görevinin ardından Başbakan yardımcılığı yaptı. Daha sonra başbakanlık yaptı. En büyük hizmetlerinden bir tanesi Kıbrıs Barış Harekatıdır. Sayın Erbakan olmasaydı bu harekat gerçekleştirilemezdi. O günkü şartları, kabineyi, çok iyi biliyoruz.
‘DEVLETİN BAŞINDA KAVGA OLMAZ’
Hoca çok akıllı, zeki, vatanını çok seven biriydi. Milli Görüş ve adil düzen projeleriyle siyasette bir ekol oluşturdu. En büyük özelliği de 40 yıllık siyasi tanışıklığımız döneminde siyasi çizgisinden hiç sapmamış olmasıydı. İyi bir Müslüman’dı.”
Erbakan Hoca’mla ilgili bir anımı da anlatmak isterim, Refah-Yol hükümetteyken, askerler çok sık açıklamalar yapıyorlardı hükümet ve partimiz aleyhinde. Basına kapalı grup toplantılarında ben hep itiraz ediyordum, bunların yaptıkları kanunsuzluk diyordum. Erbakan Hoca’mda bana hep ‘Devletin başında kavga olmaz, bunu ya git ormanda söyle, ya da sus’ diyordu. Yasalar çerçevesinde faaliyet gösteriyor ve bunu tavsiye ediyordu. Çok siyaset ve ilim adamı yetiştirdi.
KADDAFİ’YLE GÖRÜŞMESİ YANLIŞ YORUMLANDI
Kendisiyle Ortadoğu’ya gittik. Mısır ve Libya’nın da aralarında bulunduğu çok sayıda ülkeyi dolaştık. Kaddafiyle görüşmelerimiz oldu. O zamanlar Libya’dan iş adamlarının alacakları vardı. Uçak dolusu iş adamı yanımızdaydı. Alacaklar tahsil edildi. Kaddafi çok enteresan bir adamdı. Aslında o zamanlar çok da yanlış bir şeyler söylemedi. Ama o gün beşli bir çete vardı, asker, yargı, sendikalar, sermaye ve basın. Basın burada da kötü bir görev üstlendi, olmayanı olmuş gibi göstermeye çalıştı. Erbakan hocanın küçük düşürüldüğünü yazdılar. Halbuki, Kaddafi burada bize dedi ki, “Biz Osmanlının bir parçasıyız. Düşünün ki bir vücut ve bir de kol var. Biz koluz, siz gövdesiniz. Kıbrıs harekatında biz size sırtımızda mermi taşıdık.”
D-8’İN TEMELLERİNİ ATMAK İÇİN GİTMİŞTİK
Orada yaptığımız görüşmelerde 300 milyon dolar civarında alacağı tahsil etmiştik. Bu gayet verimli bir başlangıçtı. Burada D-8’lerin temeli atılıyordu. Tabi bunu istemeyen bu beşli çete hemen buradaki diyalogları çarpıttı. Kaddafi burada ne hocaya, ne hükümetimize ne de Osmanlıya aleyhinde tek kelime etmemişti. Ama asparagas haberlerle karşılaştık. Mısır’a gitti, El Esher üniversitesini ve Mısır Türk şehitliğini ziyaret ettik. Hoca, burada hep şunu söylüyordu, İslam Birliği kurulmalı. Ekonomik iş birliği sağlanmalıdır. Bugün Avrupa birliği nedir ki aynı şekilde iş birliğidir. Önce 8, sonra 58 ülke… Petrol bizde, yeraltı kaynakları bizde, madenler bizde, İslam ülkeleri güç birliği sağlamış olsun. Batıdaki zalim yöneticilerin yönettiği batılı devletleri de biz kurtaralım diyordu. O gün bunu hayal gibi görenler bugün o günleri arar oldu. Eğer D-8 kurulsaydı, Irak’a Amerika giremeyecekti, Kaddafi kan dökmeden indirilecekti. Tunus, Mısır gibi ülkelerde karışıklık yaşanmayacaktı. Ama bugün Tunus, Mısır, Libya gibi ülkelerde batılıların adamları iş başında. Halktan tepki çekince bunlar da yerine başka elemanlarını yerleştirmeye çalışıyorlar. Topladıkları paraları hep Avrupa’ya yatırdılar. Bugün Kaddafi’nin paraları hep İsviçre bankalarından çıkıyor. Son seyahatimizi Nijerya’ya yapmıştık. Burada çok enteresandır, petrol, doğalgaz, altın, demir, orman ürünleri olmasına rağmen halkın yüzde 80’i çıplak ayakla geziyor. Tek modern bina Hilton Oteli, o da Amerikanların elindeydi. Yani bu seyahatte D-8’in temelleri atılmıştı. Burada birinci maddemiz, İslam ülkelerinin alışverişlerini öncelikle birbirileriyle yapmalarıydı. Yani, Irak şeker alacaksa Türkiye’den alacaktı, Türkiye petrol alacaksa Irak’tan alacaktı vesaire. Sayın Erbakan, bütün bu oyunu bozmaya çalışıyordu. Bugün Türkiye’nin ekseni tartışılıyor ama Erbakan Hoca o dönemde dünyanın ekseni ile oynamıştı.
HOCA BİZE HEP İYİ VE ADİL OLMAYI ANLATTI
Hoca’nın bize anlattığı hep dürüst olmak, iyi olmak, adil olmak, daha çok çalışmak, yasalarla meclise girmek, halk yararına değişmesi gereken yasaları değiştirmek, bize hep bunları anlattı. Yanında usta çıraklık ilişkisi içinde birçok insan yetişti. Bunların içinden bazıları bugün ülkeyi yönetiyor, bakanlık yapanları var. Bana göre yeri zor doldurulur. Sayın Erbakan’ın bu millete yaptığı hizmetlerin ne kadar büyük olduğu bundan sonra sanıyorum ki daha iyi anlaşılacak. Ama keşke kafasındakileri yapabilseydi diyoruz. Kendisine haktan rahmet diliyoruz. Takdiri ilahi neyse o oldu. Bizim buna itirazımız olamaz.
“AKÇEEL: DEVLET BÖYLE BİR KIYMETİ DEĞERLENDİREMEDİ”
Milli Selamet Partisi’nden 1973 yılında Balıkesir Milletvekili olan Ahmet Akçeel, Milli Görüş Lideri ve 54. Hükümet’in Başbakanı merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan hakkında önemli anılarını paylaştı. 40 yılık yaşamını Prof. Dr. Necmettin Erbakan’la birlikte mücadele içinde geçiren Ahmet Akçeel, Tokat İmam Hatip Lisesi Müdür Vekiliyken 1969 yılında Milli Nizam Partisi’nin kuruluşunu hazırladığını fakat daha sonra Balıkesir’e sürgün edildiğini söyledi. Hiçbir teftişte bulunulmadan sürgün edildiğini ifade eden Akçeel, “Milli Nizam Hareketinin ilk sürgün memuru oldum. Bunun üzerine Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve yönetim kurulu Tokat’ta benim için bir program yaptı. Hocayla da yüz yüze program üzerine tanışmışlığımız oldu. Balıkesir’de okulda görev yaparken Müdür Bey beni odasına çağırdı. ‘Hayırdır Müdür Bey beni niye çağırdınız’ dedim. Telefonda Erbakan’ın olduğunu söyledi. Telefonu açarak ‘buyurun Hocam’ dedim. Bana hep Ahmet olarak hitap ederdi. Ahmet, ‘teşkilatları ne yaptım kaç tanesini kurabildin durum ne’ diyerek rapor istiyordu” dedi. Erbakan Hoca’nın Balıkesir’e her gelişinde kendisini aradığını ifade eden, Akçeel, o günleri şu şekilde anlattı: “Asker dönüşü Samsun Ladik Kazası’nda öğretmenliği başladım. Tokat’ta beni liste başı göstermişler. Benim dışımda gelişen bir olaydı. Eski vilayeti olduğumuz için orada çalışmalara başladım.25 Mayıs 1973 yılında bir telgraf çekti. Telgrafta Ahmet derhal Balıkesir’e git partiyi seçime hazırla diye talimat verdi. Bin kilometre yolu altı ay gittim geldim. Bir taraftan imtihanlar vardı hem onlara devam ettim hem de Balıkesir’de seçim çalışmalarını sürdürdüm. O zaman kendi imkânlarımla bu hizmeti sürdürmeye çalıştım. Yüksek Seçim Kurulu’na listelerin verileceği günün arifesinde Tokat’tan alınarak beni Balıkesir’de aday gösterdiler. Emir gereği Tokat’ı bıraktık Balıkesir’de seçim çalışmalarına başlattık. 400 yakın köy gezdim. Bunların hemen hemen yarıdan fazlasını traktörle gezdik.  1973 yılında da milletvekili seçilerek Meclis’e girdik.”
“ANADOLU SANAYİSİNE BÜYÜK ÖNEM VERİRDİ”
1970’li yıllarda başlatılan ağır sanayi hamlesi hakkında da önemli açıklamalarda bulunan Akçeel, Erbakan Hoca’nın devamlı düşüncesinde Anadolu Sanayisi’ni kurmak olduğunu kaydetti. Sözlerine şöyle devam eden Akçeel, “Hoca’nın ‘Anadolu Sanayisi’ diye bir sevdası vardı. Anadolu sanayinin dışındaki İstanbul, İzmir ve Ankara’daki işletmelerin önemli bir kısmı yabancıydı ve montaj sanayiydi. Çoğunun ortağı da Yahudi idi, bu noktada Anadolu’yu kalkındırmak için ağır sanayi hamlesini başlattı. ‘Anadolu Arslanları’ kelimesi o yıllarda kullanılmaya başlandı. O yıllarda merhum Hocam nereye hangi sanayi kurulacak daha sanayinin ismi duyulmadan kodlarını bana verdi. Türk Uçak Sanayi Anonim Şirketi kurulmuştu ve başına doçent bir mühendis getirildi. Erbakan Hoca, ‘benim milletvekillerim de olsa senden bu kuruluşla ilgili bilgi isterlerse sakın vermeyeceksin’ dedi. Çünkü proje çok gizli yürütülüyordu. Eskişehir, Kayseri, Konya üçgeninde bu uçak meselesi haledilecekti. Daha sonra bir Amerikalı getirdiler ve fabrika uçak imalat etmekten ziyade uçak montajı yapmaya başladı.”
“KIBRIS HAREKÂTINDAN ECEVİT’İN HABERİ YOKTU”
Akçeel, Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Başbakan Ecevit İngiltere’de iken Kıbrıs Barış Harekâtı emrini verdiğine de dikkat çeken ve o yıllarda Ecevit’in bu harekâtı nasıl kendi lehini çevirdiğini ise şu şekilde anlattı: “Harekâttan bizim bile haberimiz yoktu. Tanklar gemilerle Kıbrıs açıklarına doğru giderken Ecevit İngiltere’deydi.  Hareket üzerine gece Türkiye’ye geldi. Hükümet gizli toplantıya girdi. Öğrendik ki tanklar götürülmüş. Jetler ise kalkış için emir bekliyor. O günün Genelkurmay Başkanı Org. Semih Sancar’la Hoca’nın verdiği emir gereği hareket başlamıştı. Karadan, denizden ve havadan çıkarma yapıldı. CHP kanadı hep heyecanlıydı. CHP, ‘ortak hükümet olarak biz bu hareketi yaparsak bütün batılı ülkeler bizim üzerimize çullanır’ diye endişe ediyordu. ABD Başkanı’nın telefon emriyle Ecevit hareketi durdurdu. Avrupalılar harekâttan sonra geldiler ama çullanma için değil masaya oturmak için. Siyasi trafik çok yoğunlaştı. Türk ordusu bir daha tarihteki gücünü ispatlamış oldu. Ecevit ise harekatın içinde olmamasına rağmen bunu oya çevirmekte başarılı oldu. Seçimi üç ay öne aldı. Ve 1977 yılında seçimleri kazandı.”
“TEK BAŞINA BİR ÜNİVERSİTEYDİ”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın kişiliği hakkında önemli açıklamalarda bulunan Akçeel, “1970’den itibaren Askerliğimi Ankara’da yapınca sık sık evine giderdim. Hoca’nın kızı Zeynep’le benim Nur ismindeki kızım sık sık görüşürdü. Aşağı yukarı 40 seneye yakın beraber olduk. Bir fiil çalışmaların içinde bulunarak gece gündüz demeden çalıştık. Bir kişi soru sordu mu ona cevap vermeye kalkardı. Hiçbir suali ret etmezdi. Her yerde davayı anlatmak için 3 kişi 5 kişi demezdi. Çoktur azdır demezdi. İbaretini kazaya bırakmayı sevmezdi. Geceleri ise çok az uyur, maneviyata eğilirdi. Gündüz çalışması dünyevi, siyasi işlerle geçirdi. Çok enerjikti, hiçbir zaman bugün yoruldum demedi. İleriye dönük programlar görüşürdük. Bugün hayal görünen şey o gün Hoca’nın düşüncesinde vardı. Hoca’nın öyle bir ufku vardı ki devlet böyle bir kıymeti değerlendiremedi. Önce ahlak ve maneviyat ondan sonra ağır sanayi hamlesini, kalkınmayı düşündü. Tek başına bir üniversiteydi. Hangi sahadan bahsederseniz size hemen bilgi verirdi. Bir devlet kadrosunu bünyesinde barındırıyordu” dedi.
“HOCA’NIN ADINA BİR ÜNİVERSİTE KURULMALIDIR”
Ahmet Akçeel, bundan sonra Hoca’nın maneviyatı için onun adına bir üniversitenin açılmasının gerektiğine dikkat çekti. Üniversite Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın ideallerinin işlenmesinin önemine değinen Akçeel, “Mütevelli Heyet, Hoca’nın bugüne kadar ideali neydi, neyi gerçekleştirmek istiyordu, devlet, siyasi, ordu ideali neydi’ üniversite de bunu gerçekleştirmelidir. Diğer taraftan orduya çok önem verirdi. Her gün endişeyle devlet yönetilemeyeceğinin farkındaydı. Başını yastığına koyduğunda gözü arkada olmayacak, ülkenin güvenliğini sağlamış, ülkenin güvenliği için sürekli siyasiyle iç içe olmuş bir ordu istiyordu. Orduyu ocak olarak görüyordu. Orduyu siyasi işbirliği içinde ülkenin hem maddi hem manevi varlığı üzerinde iş birliği yapan bir güç olarak görmek isterdi. Onun için üniversite yetişmiş ilim adamlarını bir araya getirerek, ciddi projeler ortaya koymalı, teknolojik gelişmelere destek vermek vermelidir” diye konuştu.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Türkiye Haberleri