Bu yıl, Nevruz kutlamaları olaysız geçti (sayılır) diye sevinen bir ülke haline geldik. Zaman akışında Nevruz’un gelmiş ve coşku ile yaşanmış olmasına değil de, her nedense olaysız geçmiş olmasına seviniyoruz. Demek ki milletimizin, Nevruz gibi önemli günlerin olaysız geçmesine âdetâ susamış gibi bir hali ve ihtiyacı var. Millet artık taşsız, sopasız, riyasız ve tasasız günler geçirmek ve yaşamak istiyor. Milletin huzura, sükûnete ve istikrara ihtiyacı var; tasasız, kedersiz, hilesiz ve yalansız yaşamak istiyor. Sosyal içerikli ve kapsamlı dinî ve millî günlerimiz, her yıl zamanı gelince tekrarlanacağı için, geçmişinin ve sicilinin temiz ve pürüzsüz olması gerekiyor. Dinî bayramlarımızda çok şükür böyle bir problem ve toplumu rahatsız eden, karıştırmak için istismara müsait bir nokta yok. Olayın vukûndan çok uzun süre kullanılmaya ve istismara müsait hale getirilmesi çok tehlikelidir. 6-7 Eylül olaylarında ve 1 Mayısta olanlar gibi. Unutulmaması için fırsatçılar ellerinden ve dillerinden gelen her şeyi yapıyorlar. İlerde mal kırımı iddiasını ortaya atacaklara şimdiden malzeme hazırlıyorlar.
Aslında Nevruz’un karışıklığa sebep olması ve olaylı geçmesi için hiçbir sebep ve gerekçe yok. Sebep yokta olaylı geçmesi için çaba sarf edenler, fırsat kollayanlar, toplumun ilgisini ve heyecanını istismar etmek isteyenler var. Binlerce insan iyi niyetle ve millî bir heyecanla meydanlarda toplanır, hiçbir huzursuzluk ve kargaşalık olmaz. Aralarına sızan provokatörler olay çıkarır, polisin müdahalesiyle olaylar büyür, binlerce günahsız insan huzursuz ve tedirgin, polis de suçlu olur. Ertesi gün gazete manşetlerinde ve haber bültenlerinde binlerce insanın millî heyecanı ve sevinci değil de provokatörlerin taşları, sopaları, tuğla parçaları ve polisin biber gazı yer alır.
Günler öncesinden medya tarafından geçmiş yıllardaki üzücü olaylar hatırlatılarak Nevruz Bayramının olaylı geçeceği kuşkusu uyandırılmaya çalışılır. Nevruz kutlamaları için tahsis edilen yerlerin uygun olmadığından tutun da bazı grupların kutlamaları sabote edeceklerine varıncaya kadar.
Geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da yeni bir mevsimin müjdecisi olan 21 Mart günü; Orta Asya'da, Balkanlarda ve Anadolu'da şenliklerle ve mahalli oyunlarla kutlandı. Meydanlarda eski bir gelenek olarak kutlama ateşleri yakıldı ve Türklerin Ergenekon'dan çıkışını sembolize eden demir dövüldü. Kutlamalara devlet ricali geçmiş yılların aksine tam üst seviyede katıldı ve Nevruz ateşinin üzerinden birer birer atlama cesaretini de gösterdiler. Çok şükür beklenenin ve umulanın aksine Hiçbir yerde de kutlamalara gölge düşürücü ve niyetleri şaibeli hale getirici olay da çıkmadı. Aksine olay çıkması beklenen yerlerde bile birlik, beraberlik ve kardeşlik mesajları verildi. Nevruzun amacı da bu değil mi?
Türklerin millî bayramlarından birisi olan Nevruz; yeni gün anlamına gelmektedir. 21 Mart gece ile gündüzün eşit hale geldiği, baharın başladığı ve kırların yeşille buluştuğu büyük gündür. Bunun dinle ve dini inançla bir ilgisi bulunmamaktadır. Eski çağlardan beri Türklerin yaşadıkları bölgelerde (Orta Asya, Balkanlar ve Anadolu) 21 Mart günü Nevruz ismi altında bahar bayramı olarak kutlanmaktadır. 21 Mart canlıların Baharla buluştukları ve havanın ısınmaya başladığı gündür. Bunun dışında bir anlam çıkartmaya da ihtiyaç ve lüzum yoktur. 21 Mart 2010 tarihli Diyanet Takvim yaprağının arkasında aynen şöyle yazılmaktadır:
“Milletlerin kültür hayatlarında hem dini ve hem de millî bayramların önemli bir yeri ve anlamı vardır. Pasifik Okyanusu ile Adriyatik Denizi arasında kalan coğrafi bölgelerde yaşayan farklı dil, din ve ırklara mensup, onlarca millet tarafından özellikle de milletimizce kutlanan Nevruz, millî bayramlarımızdan birisidir.
Nevruz, Milâttan önce III. Yüzyıldan beri Türklerde var olduğu için bir dinin veya mezhebin bayramı değildir. Dolayısıyla her hangi bir şekilde bir mezhep adına, bir din adına, bir etnik menşe adına bağlı gösterilmesi, istismar edilmesi veya bir ayrılık/gayrılık unsuru olarak takdim edilmeye çalışılması fevkalâde yanlıştır.”
Bizdeki bahar bayramı veya Nevruz kutlamaları karnavallardan ve arenalarda yapılan vahşi gösterilerden çok farklıdır. Karnavallarda veya zulüm esasına dayanan arena gösterilerindeki gibi toplumu rahatsız ve huzursuz edici figürler görülmez. Gayrı ahlâkî davranışlara fırsat verilmez. Nevruzun belki dini bir özelliği yok ama ahlâkî ve insanî özellikleri, tabiata hayranlık ve yeşilliğe saygı telkini vardır. Tabiatın güzelliğine, yeşilliğin canlılar için ne kadar önemli ve lüzumlu olduğuna, mutlaka korunması gerektiğine dikkat çekilir.
Nevruz gecesi yerli ve yabancı televizyonlarda kutlamalar nasıl geçiyor acaba diye şöyle bir gezinti yaptım. Türklerin yaşadıkları bölgelerdeki Nevruz heyecanını ve neşesini ben de onlarla birlikte yaşadım. Bu vesileyle oralarda yaşayan soydaşlarımızın bizden farklı bir niyet ve davranışlarının olmadığını gördüm. Kerkük'teki kutlamaların tekrarını Türkmeneli Televizyonundan takip ettim. Ekrandan bir türlü gözümü ayıramadım. Ne kadar güzeldi. Anadolu'nun herhangi bir yerindeki kutlamalardan hiçbir farkı yoktu. Kerkük hoyrat ve türküleri adeta büyüledi.
Böyle günler, yeryüzünde yaşayan Türklerin birbirlerinin varlığından ve yaşayışından haberdar olmaları ve uzaktan da olsa gönül alışverişi yapmaları mümkün olduğu için faydalıdır. Türk toplulukları durup dururken birbirlerine sevgi ve bağlılık mesajları gönderemezler ve gösteri yapamazlar. Dini bayramlar ve Nevruz gibi günler böyle bağlılık mesajlarının gönderilmesine birer vesiledir ve makul birer fırsattır. Senede bir kerede olsa böyle günlerin yaşanmasında ve yaşatılmasında Türk toplumunun geleceği açısından büyük faydalar vardır.
Aslında Nevruz’un karışıklığa sebep olması ve olaylı geçmesi için hiçbir sebep ve gerekçe yok. Sebep yokta olaylı geçmesi için çaba sarf edenler, fırsat kollayanlar, toplumun ilgisini ve heyecanını istismar etmek isteyenler var. Binlerce insan iyi niyetle ve millî bir heyecanla meydanlarda toplanır, hiçbir huzursuzluk ve kargaşalık olmaz. Aralarına sızan provokatörler olay çıkarır, polisin müdahalesiyle olaylar büyür, binlerce günahsız insan huzursuz ve tedirgin, polis de suçlu olur. Ertesi gün gazete manşetlerinde ve haber bültenlerinde binlerce insanın millî heyecanı ve sevinci değil de provokatörlerin taşları, sopaları, tuğla parçaları ve polisin biber gazı yer alır.
Günler öncesinden medya tarafından geçmiş yıllardaki üzücü olaylar hatırlatılarak Nevruz Bayramının olaylı geçeceği kuşkusu uyandırılmaya çalışılır. Nevruz kutlamaları için tahsis edilen yerlerin uygun olmadığından tutun da bazı grupların kutlamaları sabote edeceklerine varıncaya kadar.
Geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da yeni bir mevsimin müjdecisi olan 21 Mart günü; Orta Asya'da, Balkanlarda ve Anadolu'da şenliklerle ve mahalli oyunlarla kutlandı. Meydanlarda eski bir gelenek olarak kutlama ateşleri yakıldı ve Türklerin Ergenekon'dan çıkışını sembolize eden demir dövüldü. Kutlamalara devlet ricali geçmiş yılların aksine tam üst seviyede katıldı ve Nevruz ateşinin üzerinden birer birer atlama cesaretini de gösterdiler. Çok şükür beklenenin ve umulanın aksine Hiçbir yerde de kutlamalara gölge düşürücü ve niyetleri şaibeli hale getirici olay da çıkmadı. Aksine olay çıkması beklenen yerlerde bile birlik, beraberlik ve kardeşlik mesajları verildi. Nevruzun amacı da bu değil mi?
Türklerin millî bayramlarından birisi olan Nevruz; yeni gün anlamına gelmektedir. 21 Mart gece ile gündüzün eşit hale geldiği, baharın başladığı ve kırların yeşille buluştuğu büyük gündür. Bunun dinle ve dini inançla bir ilgisi bulunmamaktadır. Eski çağlardan beri Türklerin yaşadıkları bölgelerde (Orta Asya, Balkanlar ve Anadolu) 21 Mart günü Nevruz ismi altında bahar bayramı olarak kutlanmaktadır. 21 Mart canlıların Baharla buluştukları ve havanın ısınmaya başladığı gündür. Bunun dışında bir anlam çıkartmaya da ihtiyaç ve lüzum yoktur. 21 Mart 2010 tarihli Diyanet Takvim yaprağının arkasında aynen şöyle yazılmaktadır:
“Milletlerin kültür hayatlarında hem dini ve hem de millî bayramların önemli bir yeri ve anlamı vardır. Pasifik Okyanusu ile Adriyatik Denizi arasında kalan coğrafi bölgelerde yaşayan farklı dil, din ve ırklara mensup, onlarca millet tarafından özellikle de milletimizce kutlanan Nevruz, millî bayramlarımızdan birisidir.
Nevruz, Milâttan önce III. Yüzyıldan beri Türklerde var olduğu için bir dinin veya mezhebin bayramı değildir. Dolayısıyla her hangi bir şekilde bir mezhep adına, bir din adına, bir etnik menşe adına bağlı gösterilmesi, istismar edilmesi veya bir ayrılık/gayrılık unsuru olarak takdim edilmeye çalışılması fevkalâde yanlıştır.”
Bizdeki bahar bayramı veya Nevruz kutlamaları karnavallardan ve arenalarda yapılan vahşi gösterilerden çok farklıdır. Karnavallarda veya zulüm esasına dayanan arena gösterilerindeki gibi toplumu rahatsız ve huzursuz edici figürler görülmez. Gayrı ahlâkî davranışlara fırsat verilmez. Nevruzun belki dini bir özelliği yok ama ahlâkî ve insanî özellikleri, tabiata hayranlık ve yeşilliğe saygı telkini vardır. Tabiatın güzelliğine, yeşilliğin canlılar için ne kadar önemli ve lüzumlu olduğuna, mutlaka korunması gerektiğine dikkat çekilir.
Nevruz gecesi yerli ve yabancı televizyonlarda kutlamalar nasıl geçiyor acaba diye şöyle bir gezinti yaptım. Türklerin yaşadıkları bölgelerdeki Nevruz heyecanını ve neşesini ben de onlarla birlikte yaşadım. Bu vesileyle oralarda yaşayan soydaşlarımızın bizden farklı bir niyet ve davranışlarının olmadığını gördüm. Kerkük'teki kutlamaların tekrarını Türkmeneli Televizyonundan takip ettim. Ekrandan bir türlü gözümü ayıramadım. Ne kadar güzeldi. Anadolu'nun herhangi bir yerindeki kutlamalardan hiçbir farkı yoktu. Kerkük hoyrat ve türküleri adeta büyüledi.
Böyle günler, yeryüzünde yaşayan Türklerin birbirlerinin varlığından ve yaşayışından haberdar olmaları ve uzaktan da olsa gönül alışverişi yapmaları mümkün olduğu için faydalıdır. Türk toplulukları durup dururken birbirlerine sevgi ve bağlılık mesajları gönderemezler ve gösteri yapamazlar. Dini bayramlar ve Nevruz gibi günler böyle bağlılık mesajlarının gönderilmesine birer vesiledir ve makul birer fırsattır. Senede bir kerede olsa böyle günlerin yaşanmasında ve yaşatılmasında Türk toplumunun geleceği açısından büyük faydalar vardır.