Türk Dünyası’nın geleneksel günü Nevruz Bayramı her yıl 21 Mart’ta törenlerle kutlanır.
Nevruz Farsça bir kelime olup yeni gün anlamında kullanılmaktadır. Bahar’ın geldiğini de Nevruz bize müjdelemektedir. Bir bakıma bahar bayrımı da diyebiliriz. Toprağın ve tabiatın canlanması olduğu için tabiat bayramı olarak da nitelendirebiliriz. Gece ve gündüzün eşit olmasından dolayı da bir çok yerlerde kutsal olarak da sayılmaktadır. Bayramlar her millette görülen ve toplumun bütün fertleri tarafından da benimsenen ve halkın katılımıyla ortaklaşa kutlanan geleneksel adetlerdendir. Baharla gelen bir çok kutlama vardır. Tabiatın canlanışı, destanlarda, masallarda, türkülerde, şiirlerde aşıkların sözünde, sazında, kopuzunda söylene gelmiştir günümüze kadar.
Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde 21 Mart Nevruz Bayramı Sultan Nevruz olarak milli bayram olarak kutlanmıştır. Halk kırlarda Sultan Nevruz’u kutlar da diğer tarafta Nevruz Bahşisi, Nevruziye isimleri altında ödüller de dağıtılmıştır.
Bir sultan, yetiştirdiği çok kıymetli atını diğer bir sultana Nevruziye hediyesi olarak göndermiş onun takdir ve iltifatına mazhar olmuştur. Osmanlı padişahları da vezirlerine, şehrin ileri gelen alimlerine Nevruz hediyesi olarak bir çok kıymetli hediyeler ihsan etmiştirler. Bu gelenek son yıllara kadar da Konya’mızda kutlanmıştır. Bağ ve bahçesi olan bahçıvanlar yetiştirdikleri kavun, karpuz, üzüm ve diğer meyvelerini sultan Nevruz’a kadar dayanmasını sağlamak için pek çok yöntem geliştirmişlerdir. Nevruz günü şehrin ileri gelenlerine Sultan’ı nevruz hediyesi olarak takdim etmişlerdir. Hediyeyi alan kişi bu hediyenin karşılığı olarak da çeşitli ve kıymetli hediyelerde bulunmuştur.
Rami Paşa’nın oğlu Rafet Bey tarafından damat İbrahim Paşa’ya yazmış olduğu Nevruz şiirinden bir bölümüyle bugünkü yazımı noktalamak istiyorum;
Hayat-ı taze verüp dehre makdem-inevrûz
Hoşâ irişti meşâm-ı deme dem-i nevrûz
Dağıttı leşker-i sermayı sahn-ı gülşenden
Kurunca bârgehin şâh-ı Ekrem-i nevrûz
Nizam-ı tâze bulup mülket-i sahan şimdi
Yetişti vakt-i ferahza-yı Hürrem-i nevrûz
Bisât-ı işretini bast-ı bezm-i şevk itmiş
Serir-i hıtta-i bâga Cem-i nevrûz
Giyüp kaba-yı rabiisini gül-i şâdı
Nişîn-i gülbün olup oldu hemdem-i nevrûz
Taravetiyle yüzü güldü gonca-i bâğın
Olunca mazhâr-ı feyz ü mükerrem-i nevrûz
Açıldı bahtı yine siyah-ı dilin
Olup karin-i ataya-yı Hürrem-i nevrûz
Harim-i bağ o kadar cilveriz-i şevk olmuş
Ki görse bağ-ı Behişi ola mahrem-i nevrûz
Nevruz Farsça bir kelime olup yeni gün anlamında kullanılmaktadır. Bahar’ın geldiğini de Nevruz bize müjdelemektedir. Bir bakıma bahar bayrımı da diyebiliriz. Toprağın ve tabiatın canlanması olduğu için tabiat bayramı olarak da nitelendirebiliriz. Gece ve gündüzün eşit olmasından dolayı da bir çok yerlerde kutsal olarak da sayılmaktadır. Bayramlar her millette görülen ve toplumun bütün fertleri tarafından da benimsenen ve halkın katılımıyla ortaklaşa kutlanan geleneksel adetlerdendir. Baharla gelen bir çok kutlama vardır. Tabiatın canlanışı, destanlarda, masallarda, türkülerde, şiirlerde aşıkların sözünde, sazında, kopuzunda söylene gelmiştir günümüze kadar.
Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde 21 Mart Nevruz Bayramı Sultan Nevruz olarak milli bayram olarak kutlanmıştır. Halk kırlarda Sultan Nevruz’u kutlar da diğer tarafta Nevruz Bahşisi, Nevruziye isimleri altında ödüller de dağıtılmıştır.
Bir sultan, yetiştirdiği çok kıymetli atını diğer bir sultana Nevruziye hediyesi olarak göndermiş onun takdir ve iltifatına mazhar olmuştur. Osmanlı padişahları da vezirlerine, şehrin ileri gelen alimlerine Nevruz hediyesi olarak bir çok kıymetli hediyeler ihsan etmiştirler. Bu gelenek son yıllara kadar da Konya’mızda kutlanmıştır. Bağ ve bahçesi olan bahçıvanlar yetiştirdikleri kavun, karpuz, üzüm ve diğer meyvelerini sultan Nevruz’a kadar dayanmasını sağlamak için pek çok yöntem geliştirmişlerdir. Nevruz günü şehrin ileri gelenlerine Sultan’ı nevruz hediyesi olarak takdim etmişlerdir. Hediyeyi alan kişi bu hediyenin karşılığı olarak da çeşitli ve kıymetli hediyelerde bulunmuştur.
Rami Paşa’nın oğlu Rafet Bey tarafından damat İbrahim Paşa’ya yazmış olduğu Nevruz şiirinden bir bölümüyle bugünkü yazımı noktalamak istiyorum;
Hayat-ı taze verüp dehre makdem-inevrûz
Hoşâ irişti meşâm-ı deme dem-i nevrûz
Dağıttı leşker-i sermayı sahn-ı gülşenden
Kurunca bârgehin şâh-ı Ekrem-i nevrûz
Nizam-ı tâze bulup mülket-i sahan şimdi
Yetişti vakt-i ferahza-yı Hürrem-i nevrûz
Bisât-ı işretini bast-ı bezm-i şevk itmiş
Serir-i hıtta-i bâga Cem-i nevrûz
Giyüp kaba-yı rabiisini gül-i şâdı
Nişîn-i gülbün olup oldu hemdem-i nevrûz
Taravetiyle yüzü güldü gonca-i bâğın
Olunca mazhâr-ı feyz ü mükerrem-i nevrûz
Açıldı bahtı yine siyah-ı dilin
Olup karin-i ataya-yı Hürrem-i nevrûz
Harim-i bağ o kadar cilveriz-i şevk olmuş
Ki görse bağ-ı Behişi ola mahrem-i nevrûz