Nefis Kalbine Çelme Takmışsa

Nefis Kalbine Çelme Takmışsa

Bu yazımıza da, ‘selam duâsı’yla başlayalım efendim.

‘Aşk olsun. Aşkınız cemâl olsun. Cemâliniz nûr olsun. Nûrunuz ayn olsun.’

Efendim kaldığımız yerden devam edelim:

“Oysa vezir, sırren (gizli gerçekte) tek gözlü mel’un deccal’in kendisiydi. Ey Allah feryâdımıza (imdâdımıza) yetiş. Sen ne güzel yardımcısın.”

‘Fesatçı vezir, görünüşte İsâ’yı metheden, onun dînini yaymaya kendini adamış bir eren gibi davranıyordu. Aslında Hıristiyanlık doğmadan boğma gayretine düşmüş, içi fesat dolu mel’un bir Mûseviydi. Cenâbı Pîr, onu tek gözlü Deccale, benzetirdi. Deccal, kıyâmet kopmasına yakın günlerde yeryüzüne inecek, tek gözlü, şeytan kılıklı, insanları yoldan, baştan çıkaracak gayreti güdecek bir mel’undur. Tek gözlü denmesi sâde dünya gözü gören, gönül gözü kör olan basiretsiz demektir. ‘Dec’ uyuz devenin yarasını katranla kapatmak mânâsına gelir. Altında ifsat yatan yaldızlı sözlerle, yalanlarla şeytan gibi insanları aldatıp yoldan çıkarmaya çalışan günümüz deccallerine karşı dikkatli olmalı ve böylelerinin şerrinden Allâh’a sığınmalı, O’nun engin merhametinden yardım dilemeliyiz.’ (Mesnevî-i Mânevî Şerhi-İlk 1001 Beyit, Hüseyin TOP, Konya, 2008, s.229)

Deccal, kıyâmete doğru çıkacak, yalancı ve mel’unların özelliğidir. Mevlânâ Hz. veziri, yalancılığı ve hilekarlığından dolayı ‘Deccal’e benzetiyor.

“Ey Allâh’ım Dünyâda yüz bin tuzak ve tâne vardır. Biz insanlarız, yemsiz kalmış açgözlü kuşlar gibiyiz.”

Dünya imtihan âleminde insan için pek çok bela, musibetler vardır ve bunlar tehlikelidir. İnsanların başına geleceklerden kurtulmaları zordur bu sebeple nice çileler çeker ve pek çok sıkıntılara katlanırlar. Açgözlü, basit fikirli insanlar yemsiz kalınca günahlara, düçâr olurlar, hırsızlık yaparlar, zindanlara düşerler. Neticede ortaya çıkacak tablo hakikaten vahim bir sonuçtur.

“İster ‘Doğan’ ister ‘Zümrüdüanka’ kuşu olalım, her dakika her birimiz bu tuzakların birine yakalanmaktayız.”

Zümrüdüanka kuşu tam otuz renkli, otuz kuş büyüklüğünde, otuz kuş özelliğine sâhip Kaf dağında oturduğu düşünülen hayâlî bir kuştur. Burada kuşlardan maksat Tasavvuf yoluna yeni girmişler, ‘Doğan’dan maksat nefsini yenebilen orta seviyeli dervişler iken ‘Zümrüdüanka’ ise en üst seviyedekiler kastedilir ancak onlarda da henüz nefsin izleri mevcuttur. Burada insanların en alt düzeyindeki kişilerden en üst düzeydeki kişiler ister avamdan olsun, ister en akıllılardan olsun herkes kendi hayat imtihânında en zor tuzaklara dahi düşebilir. Fakat avamdan olanlar tahkiki imanları, derince bilgileri olmadıklarından hilekarların tuzağından daha fazlaca nasiplenirler, kolaylıkla aldatıcıların yalanlarına kanabilir hatta onların oyunlarına düşebilirler. Ancak akıllı olanlar tahkiki imana sâhip olanlar, başına gelen nice zorlukları kolaylıkla Cenâbı Hakk’ın izniyle atlatabilirler.

“Ey yüce Allâh’ım! Merhametinle bizi her an bir tuzaktan kurtarırsın, ama biz yine başka bir tuzağa doğru gideriz.”

İnsanın içinde onu günaha ve yanlışa doğru sevk eden bir düşünce hep vardır. Cenâbı Hak insanlar arasında kâmil ahlâka meyilli olanları her şeye rağmen korur, içinden geçen menfilikleri gerçekleştirmesine müsâde etmez. İnsan kendisine böylesi sonsuz bir merhametle yaklaşan Rabb’ine karşı gelmemek ve O’nun emirlerine muhalefet etmemek yaraşır. Ancak yine de insan nefse ve şeytana uyarak, tuzaklara kayabilir.

“Biz bu dünya ambarına buğday toplamada (yığmadayız.) Fakat toplanmış buğdayı tekrar ziyan ediyoruz.”

Hz. Pîr, beyitte bahsettiği ambar ile akıl ve kalbi, buğday ile de ibâdetü taattan hâsıl olan rûhânî gücü kastetmektedir. İnsanlar nefis ve şeytanlarına uyarak pek çok rûhânî kuvveti kaybettiklerini bu sebeple de bu hâlin, ‘toplanmış buğdayı kaybetmek’ anlamında kullanıldığını görüyoruz. Yâni sözün kısası, pek çok emekle toplanan hayırlar, nefis ve şeytanın teşvikleriyle çirkinliklerle ziyan olur, anlamındadır.

“Buğdaya gelen kötülüğün, fârenin hilesi olduğunu bir gün akıl edip düşünemeyiz.”

İbâdetlerden hâsıl olan mânevî yükselişler, kişi nefis ve şeytana yenik düşerse, bu durum tıpkı buğday ambarına giren fâre gibi insanın mânevî hazzını kaybetmesine sebep olur.

“Fâre ambarımızda delik açtığı zaman ambarımız onun hilesinden viran ve perişan olmuştur.”

Nefis kişinin kalbine çelme takmış, şeytan zihin ve kalbimize çeşitli vesveseler uyuşturarak gönlümüzde delikler açtıysa mânevî hayâtımızın sermâyesi olan kalbimiz irtifa kaybeder, hep düşüşler yaşanır. Onca emekler boşa gider dolayısıyla insan ön önce nefsiyle hesaplaşmalı, kendini sürekli kayba uğratan fâreden kurtulmaya bakmalıdır. Ancak bu şekilde kalbi delikleri tıkanabilir.

Efendim sizlere hayırlı Cumâlar.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri