Yıllardan beri defalarca yazdığım hâlde, şehrimizi temiz tutmamız için bir defa daha yazmanın faydalı olacağını ümit ediyorum. Çöplerimizi gelişigüzel yerlere değil, belirli yerlere konulmuş olan kutulara atmamız gerektiğini bir türlü öğrenemedik. Uzun zamandır gitmedim, ancak geçmiş yıllarda defalarca gittiğim Avrupa’dan dönüşümde gördüklerimi anlatmam istendiğinde ilk önce şehirlerin intizamından, yerlerin temiz oluşundan, insanların kurallara uyuşundan ve alışverişlerde fiyatların benzerliğinden bahsederdim. Şimdi Konyamızda olduğu gibi, Avrupalılar köpek beslemeyi çok seviyor, üşenmeden onları belirli saatlerde gezdirmeye özen gösteriyor ve hayvanlar tabii ihtiyaçlarını giderince ellerindeki kâğıtlarla kirliliği hemen ortadan kaldırıyorlardı. İnsanlar yedikleri şeylerin ambalajlarını üşenmeyip, mutlaka çöp kutularına attıkları için kaldırımlarda ufak bir kâğıt parçası bile görmek mümkün değildi.
Çarşıya ancak gazeteye yazı bırakmak, ya da bir işim olduğu zaman çıkıyorum. Evime dönmek için Belediye otobüsünü beklerken yeniden düzenlenen cam durakta ayakta duran 25 yaş civarındaki bir gencin yediği kabak çekirdeğinin kabuklarını yere atışı dikkatimi çekti. Çevresi kabuk dolu hâlde idi. Bir süre kendisine doğru baktığım hâlde kılı kapırdamadı. Nihayet yaklaşıp, kabukları yere atmasının doğru bir hareket olmadığını ifade ederek, avucunda toplayıp hemen arkasındaki çöp kutusuna atması için uyardım. Bir şey söylemeden başını hafifçe öne sallayıp, durağın diğer tarafına geçerek yemeye ve kabukları yere atmaya devam etti. Uyarımın fayda etmediğini düşünürken, yanımdaki orta yaşlı birisi de “Şimdiki gençler böyle şeylerden anlamıyor. Yaptığı hareketin yanlış olduğunun farkında bile değil” diyerek, benimle aynı düşüncede olduğunu belirtti. Dikkatlice bakınca önümde az ileride tatlıcı tezgâhından aldığı tatlıyı yiyen birisinin pembe kâğıt ambalajını yere attığını farkettim. Zâten, evden gelirken otobüs kırmızı ışıkta durunca yanımıza yanaşan bir otomobilde sürücünün yanında oturan kişinin kapıyı açarak yere küçük parçalara ayrılmış kâğıtlarla, sigara izmaritlerini attığını görmüştüm.
30 yıl önce arabamla İsviçre’ye gittiğimde dağ başında küçük bir cep otoparkta sigara küllüğünü yere boşalttığımda yaşlı bir kişinin eliyle çöp bidonunu işaret ederek beni uyardığını, küllüğü toplamak mümkün olmasa da bir Türk olarak mahcup olduğumu, ayrıca Lüzern isimli şehirde gezerken yediğim bisküvinin ambalajını çöp kutusuna atıncaya kadar avucumun içinde tuttuğumu hatırladım. Şimdi nasıl bilmiyorum, ancak Avrupaya gidenler bilir, kaldırımlarda tek tük köpek pisliği dışında sigara izmariti bile bulamazsınız. Batılılar nasıl yayalara kırmızı ışık yandığında yeşil yanıncaya kadar bekliyorsa, bu temizlik ve çöpleri kutulara atma alışkanlığı da insanların çocuk yaşta aldıkları eğitimle ilgilidir. Bizde nedense bu konu küçük yaşta aile içinde ve okulda çocuklarımıza öğretilmiyor. Daha doğrusu üzüm üzüme baka baka kararıyor. Çünkü, büyüklerimiz hâlâ soba küllerini çöp kutularının önüne döküyor, poşetleri de içine değil, kutuların dışına atıyor. Tabii, çöp kutularının çevresini ve yerleri temizleyenin de insan olduğunu idrak edemiyoruz.
Bazı gazete yazarlarının köşelerinin münasip bir yerine “Ne zaman adam oluruz” diye sual açarak, “Şunları yaptığımız zaman” şeklinde kısa cevabını da kendilerinin verdiğini görürüz. Bana göre de bu doğru bir soru-cevap şekli. Gazete okuma alışkanlığımız çok düşük olduğu için bu yöntemin bir işe yaradığı söylenemez. Öyle olsa, elimize geçen her şeyi yere atmayız. Şimdi önemini kaybetmiş olsa da eskiden parklarda “Çiçekleri koparmayınız”, “Çöpleri yere atmayınız”, “Çimleri çiğnemeyiniz” gibi uyarı levhaları bulunur, ancak aldırış eden olmazdı. Bunun için yazılarımda “Bu uyarıları insan onuru için hakaret sayarım. Çünkü, insan olan uyarıya gerek kalmadan davranışını buna göre ayarlar” diye satır açardım. Aradan geçen uzun zamana rağmen değişen bir şey olmadı. Baksanıza, otobüs durakları, parklardaki kanepelerin önü ve Meram’daki halka açık yerler yoğun şekilde ayçiçeği kabuğu dolu. Büyük-genç herkes elindeki ayçiçeği külâhını bitirmeden yerinden kalkmıyor. Hâl böyle iken böylelerinden kabukları çöp kutularına atmaları beklenir mi?
Sâdece vatandaş mı? Gerek Belediye Fen İşleri ekipleri, gerek müteahhit elemanları kazdıkları, ya da onardıkları yerde kullandıkları kumların artanını toplayıp götürmeyi düşünmüyor. Bizim evin yanında beton elektrik direğinin çevresini kazanlar, işlerini bitirdikten sonra kilitli taşları ve kaldırım önündeki su oluklarını gelişigüzel döşedikten sonra, artan toprağı olduğu gibi bırakıp gittiler. Daha önce elektrik hatlarını yer altına almak için kazılan yerlerden çıkan kilitli taş parçalarını ve etrafa yayılan kumları temizlemek de oradaki dükkân sahiplerine düştü. Bir de yol kenarlarına parkedilen araçlar var ki, çöp süpüren araçlar doğru dürüst temizlik yapamadıkları için araçları atlayıp geçiyor. Bu yüzden yollara asılan uyarı bezleri de çare olmuyor. Bu yüzden adam olmamız şimdilik mümkün görünmüyor!
Çarşıya ancak gazeteye yazı bırakmak, ya da bir işim olduğu zaman çıkıyorum. Evime dönmek için Belediye otobüsünü beklerken yeniden düzenlenen cam durakta ayakta duran 25 yaş civarındaki bir gencin yediği kabak çekirdeğinin kabuklarını yere atışı dikkatimi çekti. Çevresi kabuk dolu hâlde idi. Bir süre kendisine doğru baktığım hâlde kılı kapırdamadı. Nihayet yaklaşıp, kabukları yere atmasının doğru bir hareket olmadığını ifade ederek, avucunda toplayıp hemen arkasındaki çöp kutusuna atması için uyardım. Bir şey söylemeden başını hafifçe öne sallayıp, durağın diğer tarafına geçerek yemeye ve kabukları yere atmaya devam etti. Uyarımın fayda etmediğini düşünürken, yanımdaki orta yaşlı birisi de “Şimdiki gençler böyle şeylerden anlamıyor. Yaptığı hareketin yanlış olduğunun farkında bile değil” diyerek, benimle aynı düşüncede olduğunu belirtti. Dikkatlice bakınca önümde az ileride tatlıcı tezgâhından aldığı tatlıyı yiyen birisinin pembe kâğıt ambalajını yere attığını farkettim. Zâten, evden gelirken otobüs kırmızı ışıkta durunca yanımıza yanaşan bir otomobilde sürücünün yanında oturan kişinin kapıyı açarak yere küçük parçalara ayrılmış kâğıtlarla, sigara izmaritlerini attığını görmüştüm.
30 yıl önce arabamla İsviçre’ye gittiğimde dağ başında küçük bir cep otoparkta sigara küllüğünü yere boşalttığımda yaşlı bir kişinin eliyle çöp bidonunu işaret ederek beni uyardığını, küllüğü toplamak mümkün olmasa da bir Türk olarak mahcup olduğumu, ayrıca Lüzern isimli şehirde gezerken yediğim bisküvinin ambalajını çöp kutusuna atıncaya kadar avucumun içinde tuttuğumu hatırladım. Şimdi nasıl bilmiyorum, ancak Avrupaya gidenler bilir, kaldırımlarda tek tük köpek pisliği dışında sigara izmariti bile bulamazsınız. Batılılar nasıl yayalara kırmızı ışık yandığında yeşil yanıncaya kadar bekliyorsa, bu temizlik ve çöpleri kutulara atma alışkanlığı da insanların çocuk yaşta aldıkları eğitimle ilgilidir. Bizde nedense bu konu küçük yaşta aile içinde ve okulda çocuklarımıza öğretilmiyor. Daha doğrusu üzüm üzüme baka baka kararıyor. Çünkü, büyüklerimiz hâlâ soba küllerini çöp kutularının önüne döküyor, poşetleri de içine değil, kutuların dışına atıyor. Tabii, çöp kutularının çevresini ve yerleri temizleyenin de insan olduğunu idrak edemiyoruz.
Bazı gazete yazarlarının köşelerinin münasip bir yerine “Ne zaman adam oluruz” diye sual açarak, “Şunları yaptığımız zaman” şeklinde kısa cevabını da kendilerinin verdiğini görürüz. Bana göre de bu doğru bir soru-cevap şekli. Gazete okuma alışkanlığımız çok düşük olduğu için bu yöntemin bir işe yaradığı söylenemez. Öyle olsa, elimize geçen her şeyi yere atmayız. Şimdi önemini kaybetmiş olsa da eskiden parklarda “Çiçekleri koparmayınız”, “Çöpleri yere atmayınız”, “Çimleri çiğnemeyiniz” gibi uyarı levhaları bulunur, ancak aldırış eden olmazdı. Bunun için yazılarımda “Bu uyarıları insan onuru için hakaret sayarım. Çünkü, insan olan uyarıya gerek kalmadan davranışını buna göre ayarlar” diye satır açardım. Aradan geçen uzun zamana rağmen değişen bir şey olmadı. Baksanıza, otobüs durakları, parklardaki kanepelerin önü ve Meram’daki halka açık yerler yoğun şekilde ayçiçeği kabuğu dolu. Büyük-genç herkes elindeki ayçiçeği külâhını bitirmeden yerinden kalkmıyor. Hâl böyle iken böylelerinden kabukları çöp kutularına atmaları beklenir mi?
Sâdece vatandaş mı? Gerek Belediye Fen İşleri ekipleri, gerek müteahhit elemanları kazdıkları, ya da onardıkları yerde kullandıkları kumların artanını toplayıp götürmeyi düşünmüyor. Bizim evin yanında beton elektrik direğinin çevresini kazanlar, işlerini bitirdikten sonra kilitli taşları ve kaldırım önündeki su oluklarını gelişigüzel döşedikten sonra, artan toprağı olduğu gibi bırakıp gittiler. Daha önce elektrik hatlarını yer altına almak için kazılan yerlerden çıkan kilitli taş parçalarını ve etrafa yayılan kumları temizlemek de oradaki dükkân sahiplerine düştü. Bir de yol kenarlarına parkedilen araçlar var ki, çöp süpüren araçlar doğru dürüst temizlik yapamadıkları için araçları atlayıp geçiyor. Bu yüzden yollara asılan uyarı bezleri de çare olmuyor. Bu yüzden adam olmamız şimdilik mümkün görünmüyor!