Bilemem ama şöyle gerilerden alayım geçmişten günümüze örf adet geleneklerimizi, hemen hemen aşağı yukarı biraz değişiklikle Anadolu’ da örf adet gelenekleri farklı olsa da hepsi bir birine benzer.
Bildiğim, eskilerden düğünlerde herkesin köyüne kasabasında ve şehrinde düğünlerin bir neşesi bir güzelliği ve bir de edebi adabı vardı.
Çocukluğuma gideyim şöyle bir kaç anı ile konuya gireyim, diyorum. Ben 10–11 yaşlarında düğün evine annemin yanına gideyim dediğimde kadınların içine girmek ne mümkündü. Sen erkeksin buraya giremezsin diye hemen kapıyı yüzüme kapattılar. Kadın kızlar kendi aralarında eğlencelerini yaparlardı. Aralarında oynar lakin erkelerin orayı kafasını dahi uzatmaları yasaktı.
Erkekler kendi aralarında eğlenir ve halay çekerlerdi kaç çeşit halay türü vardı şimdi çoğu kayboldu.
Gece düğün evinde toplanan erkekler davul eşliğinde halay çeker ve değişik parodi, komedi oyunları oynarlardı. Bu oyunlardan “vızvız arı oyununda” tokat yiyen arı ve tokat atan arı komedisine gülmekten kırılırdı herkes. ‘Elma Yeme’ oyununda, gözleri kapalı, elleri bağlı olan oyuncunun elma diye acı soğanı yediğinde yaptığı komiklikler gülmekten kırar geçirirdi herkesi. Çocukluğumuzun tatlı hatıraları yine koşular, güreşler, gelin almaya gidiş, törenlerinde karşılamalar ve erkek evinden törenle kız evine dünür halaylarının gidişi ve orada ayakkabılara su doldurma muziplikleri, yemek verip kaşıkları geciktirme muziplikleri, hepsi anı gibi kaldı, gitti.
Neler oldu bilmem neler değişti bilmem dinin emirleri mi, Allah’ın buyruğu mu, değişti? İnsan mı değişti? Suyun yapısı mı değişti? Toprağın yapısı mı değişti? Ne değişti anlamadım. Öyle çirkin bir düğün şekli ortaya çıktı ki erkek kadın bir arada oynayıp göbek atmaya başladılar.
Maalesef bu salon düğünleri toplumun adet gelenek göreneklerini öyle yozlaştır ki gitmesen merhaba ettiğin insanlar gitsen günaha batıyor insan. İki dere arasında kalıyor insan. Toplumun o güzel gelenekleri görenekleri belki de bizden sonra gelecek nesiller, folklor kitaplarında okuyacaktır.
Bunun yanında birde şu hediyeleşme işi karşılıklı olmaya başladı ben senin düğününde şunu taktım. Sen benim düğünümde niye takmadın.
Kulaklarım kabartıp dinliyorum toplumu, yolda yürüyen kadın eşiyle konuşuyor “onun taktığı bilezik bizim taktığımızdan hafif demiştim, sana. Tartışmasaydık, sonucunda gidip sarrafta tarttırmasaydık öğrenmeyecektik taktıkları bileziğin kaç gram olduğunu, geri taktığımız bileziği getirsin alsın bileziğini diyor kadın eşine.”
Geçenlerde biri diyordu “mahalleden taşınmıştı düğün kartı geç geçti elime düğününe gidip hayırlı olsun diyemedik. İki gün sonra akrabaların birine telefon açmış ben onun düğününde altın takmıştım altınımı isterim” diyerekten haber göndermiş. Nelere kaldık? Nelere…
Hele borazan sesli sunucular bir yerde kabul göremeyip, düğünlerde ön tarafa çıkıp toplumdan kabul görmek istemeleri, mikrofona düğün sahibinden önce sarılıp konuşmaya başlamaları, düğününde düğün sahibi çıkıp “hoş geldiniz sevgili dostlarım, sevgili misafirlerim” diyemiyor. Güya sunucu mikrofonu eline alıp borazan sesiyle bağırıyor. Çok hediye takanı över az hediye takanı yerer gibi konuşmalar. Sanki çok hediye takma marifetmiş gibi, zaten karşılığını bekliyor. Az hediye takan gönülden takıyor. Delirmiş at gibi dans etmeler, acayip bir oyun şekilleri elli yaşında adamların delirmiş at gibi oynamaları. Düğününde durmadan oynayan göbek atan gelinler. Kime benzeme derdinde bu insanlar.
Hepimize Allah, Allah’ın emir ve buyruğuna göre düğün törenleri yapmamızı nasip etmesi dileğiyle.
Bildiğim, eskilerden düğünlerde herkesin köyüne kasabasında ve şehrinde düğünlerin bir neşesi bir güzelliği ve bir de edebi adabı vardı.
Çocukluğuma gideyim şöyle bir kaç anı ile konuya gireyim, diyorum. Ben 10–11 yaşlarında düğün evine annemin yanına gideyim dediğimde kadınların içine girmek ne mümkündü. Sen erkeksin buraya giremezsin diye hemen kapıyı yüzüme kapattılar. Kadın kızlar kendi aralarında eğlencelerini yaparlardı. Aralarında oynar lakin erkelerin orayı kafasını dahi uzatmaları yasaktı.
Erkekler kendi aralarında eğlenir ve halay çekerlerdi kaç çeşit halay türü vardı şimdi çoğu kayboldu.
Gece düğün evinde toplanan erkekler davul eşliğinde halay çeker ve değişik parodi, komedi oyunları oynarlardı. Bu oyunlardan “vızvız arı oyununda” tokat yiyen arı ve tokat atan arı komedisine gülmekten kırılırdı herkes. ‘Elma Yeme’ oyununda, gözleri kapalı, elleri bağlı olan oyuncunun elma diye acı soğanı yediğinde yaptığı komiklikler gülmekten kırar geçirirdi herkesi. Çocukluğumuzun tatlı hatıraları yine koşular, güreşler, gelin almaya gidiş, törenlerinde karşılamalar ve erkek evinden törenle kız evine dünür halaylarının gidişi ve orada ayakkabılara su doldurma muziplikleri, yemek verip kaşıkları geciktirme muziplikleri, hepsi anı gibi kaldı, gitti.
Neler oldu bilmem neler değişti bilmem dinin emirleri mi, Allah’ın buyruğu mu, değişti? İnsan mı değişti? Suyun yapısı mı değişti? Toprağın yapısı mı değişti? Ne değişti anlamadım. Öyle çirkin bir düğün şekli ortaya çıktı ki erkek kadın bir arada oynayıp göbek atmaya başladılar.
Maalesef bu salon düğünleri toplumun adet gelenek göreneklerini öyle yozlaştır ki gitmesen merhaba ettiğin insanlar gitsen günaha batıyor insan. İki dere arasında kalıyor insan. Toplumun o güzel gelenekleri görenekleri belki de bizden sonra gelecek nesiller, folklor kitaplarında okuyacaktır.
Bunun yanında birde şu hediyeleşme işi karşılıklı olmaya başladı ben senin düğününde şunu taktım. Sen benim düğünümde niye takmadın.
Kulaklarım kabartıp dinliyorum toplumu, yolda yürüyen kadın eşiyle konuşuyor “onun taktığı bilezik bizim taktığımızdan hafif demiştim, sana. Tartışmasaydık, sonucunda gidip sarrafta tarttırmasaydık öğrenmeyecektik taktıkları bileziğin kaç gram olduğunu, geri taktığımız bileziği getirsin alsın bileziğini diyor kadın eşine.”
Geçenlerde biri diyordu “mahalleden taşınmıştı düğün kartı geç geçti elime düğününe gidip hayırlı olsun diyemedik. İki gün sonra akrabaların birine telefon açmış ben onun düğününde altın takmıştım altınımı isterim” diyerekten haber göndermiş. Nelere kaldık? Nelere…
Hele borazan sesli sunucular bir yerde kabul göremeyip, düğünlerde ön tarafa çıkıp toplumdan kabul görmek istemeleri, mikrofona düğün sahibinden önce sarılıp konuşmaya başlamaları, düğününde düğün sahibi çıkıp “hoş geldiniz sevgili dostlarım, sevgili misafirlerim” diyemiyor. Güya sunucu mikrofonu eline alıp borazan sesiyle bağırıyor. Çok hediye takanı över az hediye takanı yerer gibi konuşmalar. Sanki çok hediye takma marifetmiş gibi, zaten karşılığını bekliyor. Az hediye takan gönülden takıyor. Delirmiş at gibi dans etmeler, acayip bir oyun şekilleri elli yaşında adamların delirmiş at gibi oynamaları. Düğününde durmadan oynayan göbek atan gelinler. Kime benzeme derdinde bu insanlar.
Hepimize Allah, Allah’ın emir ve buyruğuna göre düğün törenleri yapmamızı nasip etmesi dileğiyle.