NATO Zirvesi ve Muhafazakâr Sessizlik

NATO Zirvesi ve Muhafazakâr Sessizlik

İki büyük dünya savaşının ardından Avrupa, hem insan gücü hem de ekonomik yönden ağır kayıplar verdi. Bu durum ABD'nin uluslararası sistemde daha belirleyici bir rol üstlenmesine zemin hazırlarken, "ABD'nin öncülüğünde, Kuzey Atlantik bölgesindeki ülkelerin ortak savunmasını amaçlayan NATO 1949 yılında kuruldu ve Soğuk Savaş'ın en önemli güvenlik yapılarından biri hâline geldi.

Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte NATO'nun tehdit algısı da değişmiştir. Komünizm tehdidinin yerini 'terörizm', radikal örgütler Orta Doğu kaynaklı 'önlemler' almıştır. Bu dönüşüm, NATO'nun görev alanının ve güvenlik anlayışının yeniden tanımlanmasına yol açmış ve birçok siyasetçi, akademisyen tarafından eleştirilmiştir.

Türkiye 1952 yılında NATO'ya üye olmuştur.

Cumhuriyet döneminde başlayan Türk ABD ilişkileri Türkiye'nin NATO'ya girmesiyle ilerlemiştir. Türkiye, NATO üyeliği hedefi doğrultusunda Kore Savaşı'na asker göndermiş ve bu, Türkiye'nin 1952'de NATO'ya kabul edilmesinde önemli rol oynamıştır. Türkiye'nin NATO üyeliğini destekleyen Batılı devletler, onu Soğuk Savaş boyunca ittifakın önemli bir üyesi görmüş ancak aynı yaklaşımı Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik sürecinde göstermemiştir.

Ne var ki bazı NATO üyesi ülkelerin Türkiye'yi hâlâ eşit düzeyde stratejik bir ortak olarak görmek yerine, ihtiyaç duyulduğunda başvurulacak askerî ve jeopolitik bir unsur olarak değerlendirdiği yönünde görüşler bulunmaktadır. Bu yaklaşım, Türkiye'nin Avrupa'nın güvenlik ve karar alma mekanizmalarında daha etkin bir konum üstlenmesinden ziyade, Orta Doğu merkezli güvenlik politikalarında ön plana çıkarılmasına yol açmaktadır. Türkiye NATO üyeliği çerçevesinde alınan askerî kararların uygulanmasında çoğu zaman ağır sorumluluklar üstlenirken, karar alma mekanizmalarında aynı ölçüde etkili olup olmadığı ise kamuoyunda tartışılan bir konudur.

NATO'nun Türkiye'deki toplumsal meşruiyeti yalnızca Sovyet tehdidi üzerinden değil, dinî ve millî değerler etrafında inşa edilen güçlü bir söylemle de pekiştirildi. Komünizm, sadece siyasî bir ideoloji olarak değil; din, aile ve geleneksel değerler için de bir tehdit olarak sunuldu. "Hür dünya" teziyle "Allahsız komünizm" söylemi uzun yıllar kamuoyunda etkili oldu. Sağ basın, Diyanet'in hutbeleri, dini cemaatler milliyetçi-muhafazakâr aydınlar, STK'lar ve eğitim kurumların da bu söylemin geniş kitlelere ulaşmasında rolü oldu ve böylece Türk sağının geneli Soğuk Savaş boyunca NATO ve Batı ittifakını Türkiye'nin güvenliği için vazgeçilmez bir tercih olarak benimsedi.

Bununla birlikte Bosna'da yaşanan trajedi sırasında geç müdahale uzun yıllar tenkit edildi.

Irak, Afganistan ve Libya'da ise NATO üyesi ülkelerin yürüttüğü askerî operasyonlar milyonlarca insanın hayatını etkiledi.

Bugünse Gazze'de İsrail'e güçlü siyasi, diplomatik ve askerî destek veren birçok ülkenin aynı zamanda NATO üyesi olması nedeniyle NATO'nun ve üye devletlerin dış politikaları yoğun biçimde tartışılmaktadır. Yine Türkiye'deki NATO ve ABD üslerinin çeşitli askerî operasyonlarda hangi ölçüde kullanıldığı ise uzun yıllardır tartışma konusu olmuştur.

NATO Zirvesi için aylar öncesinden hazırlıklar başlamıştır. Liderlerin geçeceği caddelerde binalar boyanmış, vatandaşların düğün tarihlerine dahi müdahale edildiği yönündeki söylemlerle birlikte, Trump ve NATO aleyhine bir protesto girişimi olmasın diyerek kadın erkek pek çok insan gözaltına alınmıştır. Ankara'da adeta kuş uçurulmadı. Her şey NATO için ABD için seferber edildi.

ABD Başkanı Donald Trump hakkında kamuoyuna yansıyan nahoş iddialar ve Gazze'nin harabeye çevrilmesi bir yana, zirve nedeniyle ortaya çıkan olağanüstü güvenlik tedbirleri ve bunların kamuoyuna yansıması daha çok dikkat çekmiştir.

ABD Başkanı D.Trump'ın Türkiye'ye gelmesine Direniş Çadırı vb. birkaç STK ve sol grup dışında muhafazakâr kesimden hiçbir tepki gelmemiştir. Dini cemaatlerden, makam sahibi hocalara kadar kimsenin ağzını bıçak açmıyor. STK'lar sessiz, akademisyenler, toplum önderleri suskun...

Siyasi partilerden kimi yasak savma bakımından birkaç gönderi paylaşırken en büyük tepkiyi her zamanki gibi yine Saadet Partisi gösterdi. Genel Merkeze devasa Türk Bayrağı ile "NATO'ya hayır" pankartı asıldı. Genel Başkan Mahmut Arıkan gerek TV'lerde gerek sosyal medyada tepkilerini en net biçimde ortaya koymuş ve en ağır tepkiyi Saadet Partisi Hatay milletvekili Necmettin Çalışkan şu ifadelerle göstermiştir: "NATO geliyor diye Meclis kapatılamaz, milli irade devre dışı bırakılamaz!

NATO katiller sürüsüdür, tek hedefi Müslüman ülkelerdir!

NATO'nun ülkemize vereceği hiçbir fayda yoktur!"

Farklı görüşler elbette olabilir. Ancak Gazze'de yaşananlar ortada iken, muhafazakâr camianın büyük bölümünün bu sessizliği üzerinde düşünmeye değer bir tablo olarak karşımızda durmaktadır. Bu sessizlik, en az NATO Zirvesi kadar tartışılmayı hak etmiyor mu?

Dua ile...

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazarlar Haberleri