Sultan II. Keyhüsrev’in saltanatı sırasında 1237-1246 arasında Selçuklu Devleti’nde önemli görevlerde bulunan Celâleddin Karatayı, birçok hadisenin olumlu sonuçlanmasında etkili rol oynadı. II. Keyhüsrev’in sağlığında en küçük oğlu II. Alâaddin Keykubat’ı veliaht tayin etmesine rağmen devlet erkânının örfe göre en büyük şehzade İzzeddin Keykavus II’yi tahta çıkarması ve Moğol Hanı’nın ortanca kardeş III. Kılıç-Arslan’ı bu karara karşı çıkmaya ikna etmesi üzerine Celâleddin Karatayı, 1249 yılında kardeşler arasında meydana gelen ihtilâfa çözüm getirerek, 3 kardeşin birlikte saltanat sürmelerini teklif etmesi kabul görerek anlaşmazlık giderilmiş, böylece Karatayı 3 sultanın “Selçuklu Atabeg-i” olarak devlet idaresini eline alıp, birlik ve nizami kurmuştu. Celâleddin Karatayı’ya, yaşları küçük olan sultanların babası ünvanı verilerek, Selçuklu devletinde çekişme, kavga ve saltanat hırsının önüne geçilerek, rahat bir nefes alınmış, hutbeler 3 sultan adına okunmaya, para ve kitabelerde yaş sırasına göre 3 kardeşin isimleri zikredilmeye başlanmıştı. Sultanlara bir baba şefkatiyle davranan Karatayı, öğüt ve nasihat vererek aralarındaki birliği canlı tutmaya çalışmış, vezirlik ve devlet işlerinin başına ilim ve ehliyet sahibi olan kimseler getirilmiş, böylece 3 sultan 4 sene birlikte hüküm sürdüler.
Selçuklu ülkesini yağmalamaya karar veren ve bitmek bilmeyen isteklerde bulunan Moğol Hanı, 1254’e gelinince 3 kardeşin büyüğü Sultan II. Keykavus’u Moğolistan’a davet etti. 3 sultan, Atabeg Celâleddin Karatayı, vezir, beylerbeği ve devlet erkânı birlikte yola çıkarak Kayseri’ye vardılar. Kafile bir müddet burada kaldıktan sonra 3 sultanın en büyüğü İzzeddin Keykavus, maiyetiyle birlikte Moğolistan’a gitmek üzere Kayseri’den ayrıldı, ancak Sivas’a varınca, dirayetli devlet adamı, akıl timsali Selçuklu Atabeg’i Celâleddin Karatayı’nın vefat ettiğini haber aldı. Acı haberle sarsılan Keykavus Kayseri’ye dönüp, Mengü Han’a mektup yazarak devlet işlerini idare eden Atabegi vefat ettiği için gelmesinin mümkün olamadığını bildirdi ve Karatayı’nın mumyalanan cenazesi Konya’ya nakledilerek yaptırdığı medresenin içinde yer alan türbesine defnedildi.
İbrahim Hakkı Konyalı, “Konya Tarihi” ni yazmadan 150 yıl öncesine kadar Celâleddin Karatayı’nın mezarının ziyaretle mumyalanmış cenazesinin görülebildiğini, medresenin son mütevellisi torunlarından Rahmi Efendi’nin kendileri gibi Akıncılar mahallesinde oturduğunu, birgün evlerinde komşuların olduğu bir toplantıda “Küçüktüm, bir bayram günü babamla beraber dedem Karatayı’nın türbesini ziyaret ettik. Mumyası diri gibiydi. Babam v e diğer aile büyüklerimiz uzanmış hâldeki elini öptüler. Ben de öpmek için eline yapıştım, fakat boyum yetişmedi, yüksekte olduğu için asılınca dedemin eli kopup, elimde kaldı” dediğini bildiriyor. Celâleddin Karatayı’nın torunları arasında Rahmi Efendi’nin oğlu olan tanınmış öğretmen, şair ve muharrir Namdar Rahmi Karatay, eski elçilerden Baha Vefa Karatay ile onun oğlu ünlü bilardo şampiyonu Bora Karatay gibi isimler bulunuyor.
Kültür hayatımıza kazandırdığı nefis minyatürler ve kitaplarla tanınan Ahmet Efe “Celâleddin Karatay, hayatı ve eserleri” isimli kitabında son derece cömert, hayır ve hasenat sahibi bir insan olan Karatayı’nın, ardında bıraktığı muazzam eserlerin bu yönünü göstermeye yettiğini belirterek, şunları ekliyor:
“Celâleddin karatay, bir yandan devlet hizmetlerini yürütürken, öte yandan ülkenin imar ve inşası için yoğun gayret sarfediyordu. Celâleddin Karatay’da gelecek nesillerin adını hayırla anması için bütün varlığını böyle hayırlı eserlere harcamaktan kaçınmayıp, kalıcı eserlerin bânisi oldu. Aradan geçen yüzyıllara rağmen bütün haşmetiyle ayakta duran bu eserlerin başlıcaları Konya’da bulunan medrese, Antalya’da inşa ettirdiği Dâru’s-süleha, Kayseri civarındaki kervansaray ile Bağdat’taki Şeyh Şehabeddin Sühreverdi Türbesi ve müştemilâtıdır”
İnşa edildiği miladî 1251 yılından beri Selçuklu mimarisinin nefis örneği olarak günümüze kadar gelebilen Celâleddin Karatayı’nın ölmez eseri “Karatay Medresesi” nin; taşı, sade ve sırlı tuğlayı, çiniyi birbirine kaynaştıran ve ahenkleştiren en gelişmiş bir tipi olduğunu kaydeden tarihçi Konyalı, “Konya’daki Selçuk eserlerini iri taneli bir inci tesbihe benzetirsek Karatayı Medresesi onun pırlanta imamesidir” diyor. Medresenin mermer giriş kapısı üzerinde Selçuk sülüsü ile yazılı olan Arapça kitabe şöyle: Allah’u teâlâ buyurdu ki: Şüphesiz ki Allah iyilik yapanların iyiliklerini asla zayi etmez. Kılıç-arslan oğlu Mesud’un oğlu, şehid sultan Keyhüsrev’in oğlu Keykubad’ın oğlu Keyhüsrev’in oğlu ulu sultan, âlemde Allah’ın gölgesi, dünya ve dinin yücesi, fetih babası Keykavus’un devleti günlerinde ve altı yüz kırk dokuz senesi aylarında Abdullah oğlu Karatayı bu mübarek imaretin kurulmasına memur oldu. Allah bunu yaptıranı mağfiret etsin.
Kitabesinde bânisinin Celâleddin Karatayı olduğu belirtilen, kubbe kasnağında Bakara Sûresi’nden ayetler bulunan, altta Peygamberimiz Hz. Muhammed, üç büyük peygamber Hz. Davud, Hz. Musa ve Hz. İsa ile dört halife Hz. Ebûbekr, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin adlarının yer aldığı Karatay Medresesi’nin mimarının kim olduğu belli değil, ancak araştırmacılar Keluk bin Abdullah ismi üzerinde birleşiyor.
Selçuklu ülkesini yağmalamaya karar veren ve bitmek bilmeyen isteklerde bulunan Moğol Hanı, 1254’e gelinince 3 kardeşin büyüğü Sultan II. Keykavus’u Moğolistan’a davet etti. 3 sultan, Atabeg Celâleddin Karatayı, vezir, beylerbeği ve devlet erkânı birlikte yola çıkarak Kayseri’ye vardılar. Kafile bir müddet burada kaldıktan sonra 3 sultanın en büyüğü İzzeddin Keykavus, maiyetiyle birlikte Moğolistan’a gitmek üzere Kayseri’den ayrıldı, ancak Sivas’a varınca, dirayetli devlet adamı, akıl timsali Selçuklu Atabeg’i Celâleddin Karatayı’nın vefat ettiğini haber aldı. Acı haberle sarsılan Keykavus Kayseri’ye dönüp, Mengü Han’a mektup yazarak devlet işlerini idare eden Atabegi vefat ettiği için gelmesinin mümkün olamadığını bildirdi ve Karatayı’nın mumyalanan cenazesi Konya’ya nakledilerek yaptırdığı medresenin içinde yer alan türbesine defnedildi.
İbrahim Hakkı Konyalı, “Konya Tarihi” ni yazmadan 150 yıl öncesine kadar Celâleddin Karatayı’nın mezarının ziyaretle mumyalanmış cenazesinin görülebildiğini, medresenin son mütevellisi torunlarından Rahmi Efendi’nin kendileri gibi Akıncılar mahallesinde oturduğunu, birgün evlerinde komşuların olduğu bir toplantıda “Küçüktüm, bir bayram günü babamla beraber dedem Karatayı’nın türbesini ziyaret ettik. Mumyası diri gibiydi. Babam v e diğer aile büyüklerimiz uzanmış hâldeki elini öptüler. Ben de öpmek için eline yapıştım, fakat boyum yetişmedi, yüksekte olduğu için asılınca dedemin eli kopup, elimde kaldı” dediğini bildiriyor. Celâleddin Karatayı’nın torunları arasında Rahmi Efendi’nin oğlu olan tanınmış öğretmen, şair ve muharrir Namdar Rahmi Karatay, eski elçilerden Baha Vefa Karatay ile onun oğlu ünlü bilardo şampiyonu Bora Karatay gibi isimler bulunuyor.
Kültür hayatımıza kazandırdığı nefis minyatürler ve kitaplarla tanınan Ahmet Efe “Celâleddin Karatay, hayatı ve eserleri” isimli kitabında son derece cömert, hayır ve hasenat sahibi bir insan olan Karatayı’nın, ardında bıraktığı muazzam eserlerin bu yönünü göstermeye yettiğini belirterek, şunları ekliyor:
“Celâleddin karatay, bir yandan devlet hizmetlerini yürütürken, öte yandan ülkenin imar ve inşası için yoğun gayret sarfediyordu. Celâleddin Karatay’da gelecek nesillerin adını hayırla anması için bütün varlığını böyle hayırlı eserlere harcamaktan kaçınmayıp, kalıcı eserlerin bânisi oldu. Aradan geçen yüzyıllara rağmen bütün haşmetiyle ayakta duran bu eserlerin başlıcaları Konya’da bulunan medrese, Antalya’da inşa ettirdiği Dâru’s-süleha, Kayseri civarındaki kervansaray ile Bağdat’taki Şeyh Şehabeddin Sühreverdi Türbesi ve müştemilâtıdır”
İnşa edildiği miladî 1251 yılından beri Selçuklu mimarisinin nefis örneği olarak günümüze kadar gelebilen Celâleddin Karatayı’nın ölmez eseri “Karatay Medresesi” nin; taşı, sade ve sırlı tuğlayı, çiniyi birbirine kaynaştıran ve ahenkleştiren en gelişmiş bir tipi olduğunu kaydeden tarihçi Konyalı, “Konya’daki Selçuk eserlerini iri taneli bir inci tesbihe benzetirsek Karatayı Medresesi onun pırlanta imamesidir” diyor. Medresenin mermer giriş kapısı üzerinde Selçuk sülüsü ile yazılı olan Arapça kitabe şöyle: Allah’u teâlâ buyurdu ki: Şüphesiz ki Allah iyilik yapanların iyiliklerini asla zayi etmez. Kılıç-arslan oğlu Mesud’un oğlu, şehid sultan Keyhüsrev’in oğlu Keykubad’ın oğlu Keyhüsrev’in oğlu ulu sultan, âlemde Allah’ın gölgesi, dünya ve dinin yücesi, fetih babası Keykavus’un devleti günlerinde ve altı yüz kırk dokuz senesi aylarında Abdullah oğlu Karatayı bu mübarek imaretin kurulmasına memur oldu. Allah bunu yaptıranı mağfiret etsin.
Kitabesinde bânisinin Celâleddin Karatayı olduğu belirtilen, kubbe kasnağında Bakara Sûresi’nden ayetler bulunan, altta Peygamberimiz Hz. Muhammed, üç büyük peygamber Hz. Davud, Hz. Musa ve Hz. İsa ile dört halife Hz. Ebûbekr, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin adlarının yer aldığı Karatay Medresesi’nin mimarının kim olduğu belli değil, ancak araştırmacılar Keluk bin Abdullah ismi üzerinde birleşiyor.