Yine; ‘selam duâsı’yla başlamak isteriz;
‘Aşk olsun. Aşkınız cemâl olsun. Cemâliniz nûr olsun. Nûrunuz ayn olsun.’
Geçen yazımızda, nefis insanın kalbine çelme takmış, şeytan zihin ve kalbimize çeşitli vesveselerle uyuşturarak gönlümüzde delikler açtıysa, mânevî hayâtımızın sermâyesi olan kalbimiz irtifa kaybeder, hep düşüşler yaşanır, diye belirtmiştik. Ancak nefsiyle mücâdele edenler, Hakk’a karşı da insanlarla olan iletişiminde de akıl ve kalp deliklerini kapatabilirler demiştik. Beyitlere devam edelim bakalım bugünkü yazımızda neler çıkacak karşımıza;
“Ey can! Önce fârenin şerrinden kurtul, sonra buğdayı toplamaya çalış”
Ey insan! Burada buğdaydan kasıt, ibadetlerdeki rûhânî lezzettir. Eğer sen bu zevklere erişmek dilersen, önce şeytanın vesveselerinden korun, kaçın da sonra o lezzetleri elde edersin. Şeytanın hileleri çoktur. O güzeli çirkin, çirkini güzel göstererek insanları aldatır. Onun aldatmacalarına kanma, mücâdele et. Dikkat edilmesi gereken başka bir vesvese de; ‘Ben pek vesvese içindeyim. Abdestlerimi, namazları hatâlı kılıyorum. En iyisi bu vesveselerden kurtulana kadar namazı-niyazı bırakayım, iyice bunlardan kurtulunca kılarım.’ Diyerek vesvesenin bir başka boyutuyla şeytan yine sâliki aldatır. Aslında şeytanın mümin kulu bu şekilde meşgul etmesi, onun Hak katında makbul olduğunun belirtisidir. Kişi düşünmeli ki; ‘şeytan niye benimle uğraşıyor? Sen onun iğvâlarına kanmayıp namaz kılmaya devam etmelisin. Her namaz tümüyle makbul olmaz, mutlaka eksiği, gediği olur. Dolayısıyla sâlik devamlı namazını en sevaplı bir şekilde kılmaya çalışacak. Kişi bu hâliyle savaş cephesini korumaya çalışan cesur kumandana benzer. Cenâbı Hak müminin bu mücâdelesinden hoşnut olur ve ona mükâfatları çokça verir. Mümin kişi dünyânın geçici heva ve heveslerini terk ederek gönlünü Kur’ân’a ve onun hakikatlerine vermelidir.
“O içlerin içi, büyüklerin büyüğü Fahr-i Âlem aleyhissalâtu vesselam Efendimiz Hazretlerinin haberlerindendir, şunu dinle, ‘Namaz ancak kalp huzuru ile tamamlanır.’ Buyurmuşlardır.”
Bu hadisi şeriften namazı kılarken hem rûhânî zevk alınarak hem sevâbı umularak kılınmasıyla ancak kemal bir namaz kılınacağına işâret ediliyor. Ama gönül huzuru olmadan namaz olmaz mı? Olur tabi, herkes namazı her özelliğiyle tastamam mı kılıyor sanki? İnsanlar bulundukları ortamlara göre çeşitli ruh hallerinde olabilirler. Elbette gönül ister ki, namazlarımızı hep rûhânî bir lezzet ile kılalım. Zâten böylesi bir namaz her şeyiyle tamam bir namazdır. Ancak insanlar farklı vesilelerle namazını gönül huzûruyla kılamayabilir. Bu halde bile namaz kılan kişi, namaz borcunu ödemiş olur ama bu namazı eksikli bir namaz olur. Namazda insanın düşünce ve fikirleri dağınık olsa da yine o namaz kabul edilir. Beyitteki hadisi şerifte; ‘namazı huzur kalp ile kılmayanların namaz kabul olmaz’, denmiyor, huzûru kalp ile namaz tamamlanır deniyor. Kişi tüm irâdesiyle namaz kılıyorsa kendisinin düşünce dağınıklığı içinde bulunması, onun namazını kabulünü engellemez. Çünkü irâde gücü düşünce gücünden önce gelir. Böyle bir durumda kişi gönül huzûru eksik bir namaz kılmış olur.
“Eğer ambarımızda bir hırsız fâre olmasaydı, kırk yıllık amel buğdayı nerede?”
Beyitteki buğday, diğer tahılgillerden olan mısır, çavdar, arpa gibi tahıllardan daha lezzetli olduğundan, rûhânî zevkler buğdaya benzetilmiştir. Yine beyitteki 40 yıl ile insanın olgunluk yaşı kast edilir. Deniyor ki, kırk yaşına geldiğin halde hani ibadetlerinin zevki, lezzeti nerde? Rûhânî lezzeti olmadan yapılan ibâdetlerde kişinin ambarında fâre olduğu benzetmesi yapılıyor. O hırsız fâre, insanın nefsi emmâresi ve şeytan kılıklıların hileleridir. Kişi kırk yaşına kadar gelip te felâha ermediyse o iflah olmaz. Halbuki ârifler namazlarını gönül huzûru ile her yönlü tastamam kılarlar.
“Her gün (çalışmak sûretiyle) azar azar meydana getirdiğimiz doğruluk, bereket, güzellik ambarımızda niçin toplanmıyor?”
Beyitte ambar kalbe, dâneler ihlâsa, nefis ve şeytan fâreye benzetilmiştir. Kişinin yaşı ne kadarsa o zamana kadar işleye işleye azar azar da olsa biriktirdiği ameller müminde güzel ahlak, iyilik, güzellik oluşturamıyorsa biliniz ki, o ambar deliktir. Damlaya damlaya nehir(göl) olur, nehir birleşir deniz olur, denmiştir haklı olarak. Eğer güzel ameller kişide birikip de güzellikler olmamışsa, bunda bir problem var demektir. Meselâ, bir çuvala koyduğunuz eşyalar eğer birikmiyorsa, o zaman çuval deliktir. Yâni çuvalın delik olması işlenen güzel amellerin alttan boşalması demektir ki, bu da kişinin nefis ve şeytanın iğvâlarıyla yapılanlar boşa gidiyor anlamındadır. Yoksa kişi biriktirdiği güzel amellerle, doğru davranışlı olması gerekirken kaba-saba, yanlış ve hatâlı davranıyorsa, bir önceki beyitte geçtiği gibi kılınan namazlar huzûru kalp ile kılınmamış, çuvalın deliğinden boşalıp gitmiş demektir. Zira biriken sâlih ameller müminin güzel ahlaklı yapacağı gibi namazları da huşuyla kıldırır. İnşallah böylesi kâmil namazlar kılmak duâsıyla Kâinâtın Yegâne Hâkimine emânet olunuz.
Efendim hayırla kalınız, Cumânız mübârek olsun.