Müthiş Silah, Televizyon

Nevzat Laleli

Nereye gidiyoruz yazı serisi (3)

Medya adıyla takdim edilen gazeteler, dergiler, televizyon ve internet bugün insanımızın ve özellikle gençlerimizin bütün zamanlarını almaktadır. Bunların içinde bir televizyon vardır ki başlı başına müthiş bir alettir hatta silahtır.
Silah, bilindiği gibi düşmana karşı ve onu mücadele ortamından dışlamak maksadıyla kullanılan her türlü alet ve cihazlardır. Bunlar ateşli silahlar olduğu gibi soğuk savaşların silahları da olabilmektedirler. Bu gün ülkemiz de içinde olmak üzere yeryüzünde sıcak savaşın silahlarından önce ve daha yaygın olarak soğuk savaşın silahları olan televizyonlar, internetler kullanılmaktadır.
Atom bombasını nasıl bilirsiniz? Atıldığı yerde belki milyonlarca insanı öldürür ve yıllarca o bölgede bitki ve hayvan adına canlı yaşayamaz, değil mi? İşte televizyon (bana göre) atom bombasından daha güçlü bir silahtır.
Çünkü atom bombası, insanların dünyasını alır ama ahiretine karışmaz. Hâlbuki televizyon (eğer yanlış kanalların esiri isen) senin dünyanı da (Irak işgalinde öldürülen 1,5 milyon insan gibi) alır, (yanlış tutum ve davranış içerisine girdiğin için) ahiretini de… Ama seni doğrulara çeken bir kanal dünya da sana şahsiyet (kişilik) kazandırdığı ve yanlış propaganlardan koruduğu gibi dünyanı kazanmanı da sağlar, ahiretini de…



Bu karikatür ülkemiz için de birebir uymuyor mu?
TELEVİZYON KİMİN ELİNDE
Bu camekânlar sanal (hayali) olmakla birlikte bir konu üzerinde aynı manaya gelebilecek değişik haber ve yorumlar gösterildiğinde onu izleyenlerin kendi imkânlarıyla olayı araştırmaları mümkün de olmadığından bunlara inanmaya mecburdurlar.
Ve her televizyon tiryakisi, ekrandan aldığı yalan yanlış haberleri çevresindeki insanlara yaymakta böylece halkı kendi emelleri doğrultusunda kullanmak isteyenlere ücretsiz ve ayaklı bir reklâm ve propagandasını yapmaktadır.
Çünkü hak ve batıl çizgisi kesindir. Bir insan veya kuruluş ya hakta olacaktır veya batılda. İkisi arasında başka tarif ve tasnif yoktur. Batılda olduktan sonra hakka uzak olmakla yakın olmak arasında hiçbir fark yoktur.
Onun için “ben muhafazakâr bir kanalım. Ben de Kur’an-ı Kerim okutuyorum, ben de ahlaki programlar yapıyorum. Ben de falanca şeyh efendiye bağlıyım. Bakın onun eserlerini seyircilerime takdim ediyorum” demek bir şey ifade etmez.
Her şeyde olduğu gibi televizyon programlarında da iki önemli taraf vardır. Bunlar bütün insanlığı sömürmek, onların maddi ve manevi bütün haklarını ellerinden almak üzere programlanmış olan “Batıl çizginin” kanalları ile ekranlarını “Hakkın yerleşmesine” adamış insanların kanallarıdır.
Öyle kanallar icat etmişlerdir ki yaptıkları programlarıyla bu adamlar da hakka hizmet ediyor zannedersiniz. Fakat onlar hakka sırtlarını dönmüşler, yaptıkları işlerin batılın işine yaradığından haberli veya bihaber (habersiz) kanallar olarak karşımıza çıkmışlardır.
Şurası da bir gerçektir ki bu kanalları Müslüman halk üzerindeki tesirleri maalesef çılgın programlarıyla gençliğe hitap eden televizyonlardan çok daha büyüktür.
Bunu anlayabilmek için şu soruyu kendimize sormamız yeterli olacaktır. Bu kanal, hangi siyasi kadroya destek vermekte veya hangi siyasi kadroyu yok saymaktadır. Peki, bu siyasi kadroların “söylemleri değil eylemleri (lafları değil icraatı)” nasıldır? Ülke insanının huzuru, mutluluğu, refahı için mi çalışmaktadırlar yoksa halka “kaşıkla verip, sapıyla onun gözünü çıkartarak” kendilerinin iktidara gelmelerini sağlayan bir takım güç kuruluşlarına mı hizmet mi etmektedirler?
Dualarımız özünde; “Ya rabbi, bizleri hakkı hak bilip hakka ittiba (yönelme) eden, batılı da batıl bilip ondan uzaklaşanlardan eyle” olmalıdır ki kendimizi yanlış propagandalardan koruyabilelim.
BAZI ÖNEMLİ ÖRNEKLER
Günlerce yaptıkları televizyon yayınlarında, “El Kaide saldırıları, nükleer kitle silahları, Saddam’ın halka zulümleri gibi…” propagandalarla dünya kamuoyu gözünde önce onları mahkûm ettiler, sonra bir kıvılcım çaktılar. “11 Eylül olaylarını tezgâhlayarak ABD’de ikiz binalara insansız uçaklarla hücumlar yaptılar, sonra da bizdeki işbirlikçilerin yardım ve destekleriyle Irak’a girip yerleştiler.
Saddam idam edildi, rejimi devrildi, ülke üçe bölündü, 1,5 milyon insan öldü, yüz binlerce kadın ve kızın ırzına geçildi, evler, şehirler tahrip edildi, Irak’ın yeraltı ve yer üstü bütün madenlerine, petrolüne el kondu. İnsanlar köleleştirildi ve gelecekleri ait en küçük bir ümitleri dahi kalmadı.
ABD ve onların gerisindeki “Irkçı emperyalistler” bu hamleleri yaptıktan sonra artık kendi işlerine döneceklerini zannedersek büyük yanılgıya düşmüş oluruz. Adamlar daha şimdiden “BOP – Büyük Ortadoğu Projesi”ni hazırlamışlar, onu da geçerek tek devletli bir dünya kurmak ve arkasından da bütün insanlığı kendi kontrollerine almak için çalışmalarını sürdürmektedirler.
KARŞI PROPAGANDA
“Düşmanın silahıyla ve hatta daha mükemmelleriyle silahlanmak esastır.” İnsanlık düşmanları, madem televizyon silahı ile bütün insanlığı kendilerine esir etmek için çalışıyorlar, biz de aynı yolla mücadelemizi yürütmeliyiz. Bir taraf, televizyonlarla insanlığın beynini ve fikrini iğfal ederken, diğer taraf televizyondan kaçarsa bu mücadele kesinlikle başarıya ulaşamaz.
Televizyon seyretmemeyi marifet zanneden saf cami cemaati, Bereli Hüsnü’m, Kasketli Mehmet’im olayların düzelmesi senin uyanmana bağlıdır. Kendi televizyonunu yaşatabilmek için çalışmaya karar verdiğin gün, batılların tesirinden kurtulabilirsin.
Yoksa bir gün (maazallah) sen de esirler arasına katılır, hürriyetin elinden gider, dünya mutluluğu artık bir hayal olur, hayatta iken batıllarla gerektiği kadar mücadele etmediğinden dolayı ebedi saadetini de kaybeder, hüsrana uğramış olanlara katılırsın.
Bilmelisin ki, “televizyona kimler sahipse, dünyaya veya ülkemize yine onlar sahiptirler. Kimler televizyondan kaçıyorsa onlar, televizyona sahip olanların kölesi olmak durumundadırlar”

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.