Türkiye’de pek çok kişi ve kuruluş herhangi bir durumda zararın veya sıkıntının dönüp dolaşıp kendine geleceğini fark edince memlekette hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukukunun olduğunu iddia ederek kendini temize çıkarmaya çalışır.
İşin sonunda kendine durumdan vazife çıkaranların ifadesiyle 100 yıldır yapılamayan yapıldı ve son yapılan operasyonlardan sonra İslami cemaatler ve tarikatlar İslam düşmanları tarafından hedef tahtasına konulup sınırsız sorumsuz bir şekilde eleştiriye tutulmaya başladı.
Başta ifade ettiğimiz kesimde bu koroya katılmakta gecikmesi.
Peşi sıra bazı Müslümanlar da özellikle tarikatlar üzerinden saldırıya geçtiler.
Yalnız bir farkla: Gâvura saldırır gibi Müslüman kardeşlerimize saldırarak.
Öyle bir gayretkeşlikle saldırmaya başladılar ki, hayatlarının hiçbir bölümünde İslam’a aykırı dışı, din karşıtı ve din düşmanı herhangi bir ideolojiye, izm'e veya harekete ya da oluşuma karşı böyle bir saldırıda bulundukları görülmemiştir.
"Gâvura saldırır gibi” dedik ya hemen alınanlar olacaktır elbette.
Bunun sebebi 25 yılda oluşturduğumuz Müslüman kişi tanımında ahlâk, maneviyat ve vicdanı toptan rafa kaldırmış olmamızdır.
Hâlbuki Müslüman kardeşlerimiz kendilerinin veya kardeş yerine koyacaklarının hangi tarikattan hangi mezhepten hangi meşrepten ve hangi cemaatten olursa olsun, kenetlenmesi lazım gelmekteydi.
Kuranı Kerim ayeti ve Sahih Hadisi şerifte kendisinden istenilen buydu.
Hâlbuki çoğu, kenetlenmiş kardeşliğin karın doyurmayacağı düşüncesiyle, dernekten, vakıftan, belediyelerden veya hazineden alınacak yardımlarla kursağını doldurmanın daha iyi olacağını düşünerek bir yerlere kapılanmayı seçti.
İslam karşıtlığıyla mücadeleyi hep başkalarına bırakarak herhangi bir mücadele içinde yer almamanın ilerisi için daha iyi imkânlara sebep olacağını düşündüler.
Ahirete daha nasılsa çok var. Hesap günü Mahkeme-i Kübra kurulduğunda huzur-u İlahide karşılaşacakları soruların cevabını vermede abileri veya ablaları nasılsa yardımcı olacaklardır düşüncesi en geçerli cevap oldu tüm korkularına karşın.
Yıllardır Müslümanlar bu laflarla kandırıldı ve şimdi karşılaştıkları adını ister siyasi deyin isterse de ekonomik deyin karşılaştıkları operasyonlarda ayna bir kez daha yüzümüze tutuldu.
Gördüğümüz resim kendi resmimizden başka bir şey değildir.
İslami tarikat ve cemaatleri ıslah etmeliyiz diyen Müslümanlar önce kendilerini ıslah etmeyi asla düşünmediler.
Kendilerini ıslah etmeden, değiştirip dönüştürmeden daha önemlisi dünyalık mal ve makam mevki elde etme hırsını sona erdirmeden bırakın memlekette İslami bir nizam kurmayı, kendi evlerinde veya işyerlerinde İslam’ı hayatlarına hâkim kılmayacaklarını akıllarına bile getirmediler.
Türkiye'de İslam’ı hayata hâkim kılma iddiasıyla yola çıkanların mal mülk ve makam hırsları Türkiye’de İslami yaşayışın önündeki en büyük engeldir.
Meseleyi parti, pırtı, cemaat, tarikat veya holdinglerin üzerine yıkmak, işin kolayına kaçmak veya amiyane tabirle topu taca atmaktır.
Geçmişte olduğu gibi birileri ortaya çıkıp, “Genellemeler her zaman yanlıştır” diyebilir. Varsın desinler.
Onların yaptığı meşhur tabirle “futbolda, siyasette, dinde ağzı olan konuşuyor.” Sözüdür.
Buradan yapılan operasyonları örnek göstererek kötülere de mi sahip çıkacağız diyecekler de olacaktır.
Elbette elden önce biz iyiyi ve kötüyü ayırt edecek ve kötü olmayanları kötüler varmış diyerek dinsiz ve kitapsızların önüne atmayacağız.
Bizim olmadığımız yerde, bizim olmadığımız zamanlarda, bizim görevimizi de üstlenerek İslam’ı temsil edenlerin, toplum önünde verdikleri çalışmaları göz ardı etmek, olsa olsa iftiradan da öte bühtan olur.
Dememiz o dur ki; Müslümanlara çamur atmak bu dünyada kolay olabilir. Ama unutulmamalıdır ki Ahiret var. Hesap var.
FARKINDA MIYIZ?
Özellikle medya aracılığı ile bir takım birliktelikler meydana getirerek tabir caiz ise ümmet eliyle kardeş katli yapanlar dışında yapılan tarikat ve cemaat eleştirilerini de fesat olarak görmemek gerekiyor.
Vesayetçi seküler zihniyet eliyle İslam ile milletimizin bağlarını kopartmak için dini tedrisatın yasaklandığı devlet politikası sonrasında adına tarikat veya cemaat denilen İslami yapılanmaların Müslümanlar üzerinde bu derece tesirli olması ve Müslümanlar arasında bu derece rağbet görmesi bazılarının akıllarına sığmayabilir.
Anadolu'da İslamiyet’in yayılması, kökleşmesi ve toprakların İslam yurdu olmasında en önemli gayretin tasavvuf erbabı olan tarikatlarca, tekke ve dergâhlarca ortaya konulduğunu anladığımız gün pek çok sorun çözülmüş olacaktır.