Minnet Eylemek

Ayşe Aslı Duruk

Kimin uydurup ortaya attığı belli olmayan düşünce kalıplarını sahiplenip benimsemek, son zamanların modaya uygun işlerinden birisi oldu. Artan iletişim kanalları sayesinde hızla yayılan bu bilgiler(!) ışık hızıyla kitlelere ulaşınca, zaten pek sağlam fikirleri ve kişiliği olmayan insanları da kolayca etkisi altına aldı. Ne idüğü belirsiz sloganlar ve insanlıktan yana nasipsiz fikirler, kendilerine kolayca yer bulup desteklenir oldular. Dedim ya, hali hazırda sallantıdaki zayıf bünyelerin bu zehirli yemleri mideye  –beyine- indirmeleri de pek zor ya da yavaş olmadı. Kolayca ve hızlıca etki altına alınan sazanımsı kitleler…

Örneğin, ‘minnet duyma/etme/eyleme’ olgusu. Bundan bahsedelim şimdi.
Kadir kıymet bilmek ve vefa duymak gibi durumlarla dirsek temasında olan bu naif ve insani duygu, öyle aşağılandı ve kendisinden şiddetle kaçınılması gereken bir kavram gibi sunuldu ki, gayet nahoş durumlar ortaya çıktı.
Minnet duymak, kul olmak demekti; boyun eğmek ve o çok değerli benlikten tavizler vermek demekti. Bu ve yakınında duran tüm duygular ateşe verilip yok edilmeliydi, haliyle. Böylece, ‘eyvallahsız’ olunacaktı. Burundan kıl aldırılmayacak ve onurlu bir duruş sergilenmiş olacaktı. Bu telkinler, pompalandığı andan itibaren dimağlarda hemen yer ediniverdiler kendilerine. Kolayca. Öyle ya, egonun, altın çağını yaşadığı zamanımıza ne kadar da uygun düşen öğretilerdi, bunlar. Gün, zaten egonun günüydü. Vefa, gönül borcu, sevgi, saygı, akla ne gelirse; dedim ya, minnet duygusuna yakın olan her ne varsa, yerle yeksan edildi böylece. Ruhsuz, mekanik, burnu yukarıda, soğuk ve sevimsiz bir güruh ortaya çıktı. Gönül borcu duyup tavizler vermek ve eksilmektense, gerekirse, nankör ve kibirli olunmalıydı. Öyle kalınmalıydı. Eğilip bükülmeyen dimdik bir duruş sergilenmeliydi.
Halbuki, minnet duymak, müteşekkir olmak ve şükran duymak demektir. İşin, sanıldığı gibi, kullukla ve boyun eğmekle hiçbir ilgisi yoktur. İnsanın, sırf insan olduğu için değer gördüğü, vefa duyduğu, üstelik bundan gocunacak kadar da zayıf olmadığı ve egonun henüz tavan yapıp insanları azdırmadığı zamanlara uygun bir iştir. Şimdilerde ise, bu ve yakınında duran her türlü olgu karalandı ve burnundan kıl aldırmayan –bu tabiri seviyorum- kadir kıymet, vefa gibi duyguları duyup bilmeyenler cirit atar oldular ortalıkta. Bugün, egoyu büyütmeyi, onurlu olmak sanan –sandırılan- zavallı ve içi boş, ruhsuz bir kalabalıkla karşı karşıyaysak, hep bu minnetsizlik telkinindendir, vesselam.
Sağlam bir kişiliğe, duruşa, fikirlere ve insanlık onuruna hali hazırda sahip olsaydık, empoze edilen her düşünceyi ve akımı, elbette olduğu gibi alıp, üzerimize kuşanmazdık. Onları, önce bir akıl süzgecinden ve insanlık eleğinden geçirirdik. Lakin öyle olmadığımız için, “kimin uydurup ortaya attığı belli olmayan düşünce kalıplarını sahiplenip benimsemek, son zamanların modaya uygun işlerinden birisi oldu.”

 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.